Stanley Kubrick’in sinema tarihinde büyük ses getiren, Stephen King’in aynı isimli romanından sinemaya uyarlanan efsanevi korku filmi The Shining, cinnet geçirme ve delirme üzerinden hikâyesinin yapı taşlarını oluşturuyor. Başrollerinde Jack Nicholson, Shelly Duvall, Danny Lloyd’un yer aldığı bu film, yazar Jack Torrance’ın, kış sezonunda kapalı olan Overlook Oteli’nin bakımını üstlenerek, ailesiyle birlikte otele taşınması sonrasında gelişen birtakım doğaüstü olayları konu alır. Jack’in doğaüstü sezgilere sahip olan küçük oğlu Danny, bu otelde birtakım kötü ruhların olduğunu hissetmeye başlar. Aile bir kar fırtınası sebebiyle dağda konuşlanan bu otelde mahsur kaldığındaysa Jack doğaüstü varlıklar tarafından ele geçirilir ve yavaş yavaş aklını kaybetmeye başlar.

Zaman içerisinde kült mertebesine erişen filmle ilgili birçok gizemli olay ve teori, bugün bile hâlen konuşulmaya devam ediyor. Kendisinden sonra gelen birçok filme de ilham kaynağı olan bu film, kamera önünde yaşananların yanında yapım sürecinde ve ele aldığı kaynak materyale getirdiği yeni bir yorumla da adından söz ettiriyor.

Yönetmeninden, kabus gibi geçen çekim sürecine; çekim tekniklerinden, hem kamera önünde hem de kamera arkasında yaşanan birçok ilginç olaya kadar The Shining hakkında bilinmesi gereken 15 detayı derledik.

The Shining Hakkında Mutlaka Bilinmesi Gereken 15 Detay

Filmin Kabus Gibi Geçen Çekim Süreci

Yeni bir film çekmek için hikâye arayışı içinde olduğu bir dönemde Stephen King’in The Shining romanının kendisine ulaşması sonucunda romanı okuyan ve bir tür filmi yapmak istediği için hemen hazırlıklara başlayan Stanley Kubrick’in mükemmeliyetçi yapısı ve titiz çalışma tarzı, özellikle oyuncular için çekim sürecinin adeta kabus gibi geçmesine neden oldu.

Defalarca sahnelerin tekrarını alan Kubrick, çekimler boyunca Jack Nicholson ve Shelley Duvall’a büyük zorluklar yaşatmış. Kubrick’in oyuncu yönetimi, Jack Nicholson’ın, Jack Torrance karakterini daha psikopat bir şekilde oynamasına sebep olurken; Shelley Duvall, Wendy Torrance rolü için istenen talepler karşısında çok şaşırmış ve yaşadığı stresten dolayı aylarca hasta olarak gezmiş. Ayrıca Shelley Duvall’ın çekimler sırasında saçları dökülmeye de başlamış. Ortaya sinema tarihinin en iyi filmlerinden biri çıkmış ancak bu filmin ortaya çıkma süreci, psikolojik açıdan oyuncuları-özellikle Shelley Duvall’ı- yıpratma noktasına getirmiş.

Ayrıca çekimler sırasında filmin senaryosunda sürekli değişiklikler yapılmış. Hâliyle bu durum, Jack Nicholson’ın bir süre sonra senaryoyu okumayı bırakmasına neden olmuş. Nicholson, her gün ona verilen yeni sayfaları sahne çekilmeden önce okuyormuş. Sürekli değişen bir senaryoya rağmen filmin bütüncül yapısını korumuş olması, The Shining’in ne kadar önemli bir film olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor.

Stephen King’in Filmle İlgili Nefret Dolu Sözleri ve Senaryosunu Yazdığı The Shining Dizisi

Stephen King’in, romanında büyük değişiklikler yapan Stanley Kubrick’in The Shining yorumundan hiç memnun olmadığı, bu yüzden usta yönetmenle ters düştüğü ve filme nefret kustuğu bilinen bir gerçek. Yıllar geçmesine rağmen filmle ilgili olumsuz yorumlarını her fırsatta dile getiren Stephen King’i son derece rahatsız eder, bu film. Çünkü Kubrick bu filmde uyarladığı romana yeni açılımlar getirmiştir. Kubrick’e göre bir roman birebir uyarlanacaksa, hiç uyarlanmasın daha iyidir. Romanın özündeki etmenleri alıp, hikâyeye yepyeni bir bakış açısı getiren Kubrick, filmdeki olayları babanın üzerinden şekillendirmeye karar vermiştir ancak romanda kötülüklerin kaynağı olarak otelin kendisi gösterilir. Ayrıca filmde gördüğümüz asansörden kanların boşalması, kız kardeşler ve“Here’s Johnny!” repliği gibi filmde önemli anlara hizmet eden sahneler de romanda yoktur.

Filme kin güden Stephen King, 1997 yılında Rebecca De Mornay, Steven Weber, Wil Horneff gibi isimlerin başrollerinde yer aldığı The Shining isminde üç bölümlük televizyon dizisinin senaryosunu yazar. Romandaki birçok şey, bu mini dizide yer alır. Stephen King, istediği The Shining uyarlamasını çeker fakat bu durum, Kubrick’in The Shining’inin diziden katbekat daha iyi olduğu gerçeğini değiştirmez.

Stanley Kubrick’in Romanı Aynı Şekilde Filme Uyarlamayacağını Gösteren Kırmızı Araba Sahnesi

Romanda 217 Olan Otel Odasının Numarası, Filmde 237 Olarak Değiştirildi

Filmin iç mekan çekimleri, İngiltere’deki Elstree Stüdyolaı’nda gerçekleştirilirken; Overlook Oteli’ni dışarıdan gördüğümüz sahnenin çekimleri, Oregon’da bulunan Timberline Lodge Oteli’nde yapılmış. Romanda 217 olarak belirtilen otel odasının numarası, filmde 237 olarak değiştirilmiş. Bunun sebebi ise Timberline otel yönetimin,  filmden sonra hiç kimsenin 217 numaralı odada kalmak istemeyeceğini düşünmesi. Otel yönetiminin bu konudaki kaygısı üzerine Kubrick, 217 numarayı Timberline Oteli’nde oda numarası olarak var olmayan 237 ile değiştirdi.

The Shining’de Ay’a İniş Görüntülerini Kubrick’in Çektiğini Gösteren İpuçları Olduğu İddiası

Evet gelelim filmle ilgili en bilinen komplo sahnesine. Sinema dünyasına damga vuran film, çıktığı günden bu yana sayısız komplo teorisini beraberinde getirdi. Filmle ilgili en bilinen komplo teorisi ise aya iniş teorisi. Teoriye göre Amerika’nın sahte olduğu iddia edilen Ay’a iniş görüntülerini Stanley Kubrick çekti.

Konuyu biraz daha açacak olursak; 20 Temmuz 1969’da, Apollo 11 ilk kez aya ayak bastı. O gün yayınlanan yayınlanan görüntülerin Stanley Kubrick tarafından çekildiği ve Apollo 11’in Ay’a iniş görüntülerinin sahte olduğu iddia ediliyordu. Teori der ki; NASA’nın isteği üzerine Ay’a iniş görüntülerini çeken Stanley Kubrick, bu görüntülerden dolayı çok pişman olmuş ve The Shining’in içerisine bu konuyla ilgili pek çok gizli detay sıkıştırmış. Bu teorinin çıkış noktası aslında buradan kaynaklanıyor.

The Shining’in bir sahnesinde Danny, Apollo 11 USA yazan bir kazak giyiyor. Bir önceki maddede değindiğimiz gibi 217’nin, Kubrick tarafından 237 olarak değiştirilmiş olması da bu komple teorisini güçlendiriyor. Dünya ile Ay arasında 237 bin millik mesafe bulunuyor, Danny de filmde 237 numaralı odaya giriyor.

Bu iddiaların hiçbiri doğrulanmadı. Üstüne üstlük Stanley Kubrick’in kızı Vivian Kubrick, 2016 yılında bu teoriye dair bir yazı kaleme aldı ve yazısında bu teorinin acayip ve fazla gülünç bir yalan olduğunu söyledi. O dönem babasıyla film setinde çalışan Vivian Kubrick, babası Stanley Kubrick’in toplumdaki sosyolojik ve politik konulara dair tespitlerini filmlerine yansıtmasının normal olduğunu belirtti. Ayrıca babasının böyle bir komplo ile insanlığa ihanet edeceğine dair iddiaları hayret verici bulduğunu açıkladı.

Jack Torrance Rolünü Canlandırması İçin Düşünülen İsimler

Stanley Kubrick, o dönemde yer aldıkları filmlerle adlarından söz ettiren Robert De Niro ve Robin Williams gibi oyuncuları Jack Torrance rolünü canlandırması için düşünmüş ancak daha sonra bu kararından vazgeçmiş. Kubrick; Robert De Niro’nun Taxi Driver filmindeki performansını, Robin Williams’ın ise 1978 yapımı Mork & Mindy filmindeki oyunculuğunu izledikten sonra bu role uygun olmayacağını düşünmüş, çünkü bu isimlerin Jack Torrence karakteri için psikotik bir role bürünemeyeceği kanısına varmış.

Ayrıca Stephen King’in dediğine göre Kubrick, bu rolü canlandırması için o dönem Star Wars serisiyle gündemde olan Harrison Ford’u da aklından geçirmiş. Gelinen son noktada korku sinemasının en kötü karakterleri arasında yer alan Jack Torrance’ı, Jack Nicholson canlandırmış.

Ancak Stephen King, Jack Nicholson’ın Jack Torrance karakterini canlandırmasını hiç istememiş, hatta Kubrick’e bu rol için Michael Moriarty ve Jon Voight gibi isimleri önermiş. King, kendi düşüncesine göre filmde delireceği çok belli olan Jack Nicholson’ın aksine, Michael Moriarty ve Jon Voight gibi normal görünümlü oyuncuların filmde yer almasını istemiş. Yavaş yavaş deliliğe giden yolda bu oyuncuları izlemenin, hikâyenin dramatik yönünü büyük ölçüde artıracağını hissetmiş. Bununla beraber Stephen King, Shelley Duvall’ın Wendy Torrance rolü için uygun olmadığını da düşünmüş.

“Here’s Johnny!” Sahnesinin Çekimleri Üç Gün Sürmüş

Çekimler sırasında doğaçlama olarak ortaya çıkan mehşur “Here’s Johnny!” repliğinin yer aldığı kapı kırılma sahnesinin çekimleri üç gün sürmüş ve toplamda bu sahne için 60 kapı kullanılmış.

Ayrıca bu sahne için kapılar ilk başta kolay kırılacak şekilde dizayn edilmiş ancak eskiden gönüllü bir şekilde itfaiye şefi olarak çalışan Jack Nicholson, bu kapıları ilk vuruşta kırmaya başlamış. O noktadan sonra bu sahne için daha güçlü kapılar tasarlanmış.

Danny Lloyd, Bir Korku Filminde Oynadığının Farkında Değilmiş

Danny Torrance rolünü canlandırdığında beş yaşında olan Danny Lloyd, çekimler boyunca bir korku filminde oynadığının farkında değilmiş, rol aldığı filmin dram türünde olduğunu zannediyormuş. Yıllar sonra bir korku filminde rol aldığını fark eden Lloyd, filmin kısaltılmamış versiyonunu 17 yaşına kadar görememiş. Bununla beraber Danny’nin hayali arkadaşı Tony olarak konuşurken parmağını hareket ettirme fikri, Danny Lloyd’a aitmiş. Deneme çekimlerinde bunu yapan oyuncu, bu konuşma tarzını filmde de sürdürmüş.

Öte yandan Jack Nicholson ve Shelley Duvall’a psikolojik baskı uygulayan Kubrick ise Danny Lloyd’a filmin çekimleri boyunca cana yakın bir şekilde davranmış. Danny Lloyd, bir röportajında Kubrick’in kendisiyle top oynadığını belirtirken; yönetmenin, yıllar sonra Lloyd ailesine bir Noel kartı gönderdiğini de söylemiş. Hatta ve hatta Kubrick, Danny Lloyd’un lise mezuniyetini tebrik etmek için onu telefonla bile aramış. Lloyd’un oyunculuk kariyerindeki tek filmin The Shining olduğunu belirtmeden geçmeyelim.

Jack Nicholson ve Joe Turkel, Bar Sahnesinin Çekimleri İçin Altı Hafta Prova Yapmış

Jack Nicholson ve filmde barmen Lloyd karakteriyle karşımıza çıkan Joe Turkel, bar sahnesinin çekimleri için altı hafta prova yapmış. Bu sahnenin başında geçmişte alkolik olduğunu bildiğimiz Jack, bar taburesine oturuyor ve içki içme isteğiyle yanıp tutuşuyor. Sahne ilerledikçe ikili arasındaki diyalogların değiştiğini, farklı bir yöne gittiğini görüyoruz. Aynı zamanda bu sahne, Jack’in delireceğinin sinyallerini yavaş yavaş vermeye başlıyor. Ek olarak Joe Turkel’in filmde en sevdiği sahnenin bu olduğunu sözlerimize ekleyelim.

Şiddet ve Tehlikenin Bir Temsili Olarak Kırmızı Rengin Filmdeki Kullanımı

Renk kullanımının sinemadaki etkisi yadsınamaz bir gerçek. Bir sahnenin etkileyici olması için sadece kelimeler yetmez, filmin geçtiği atmosferin ve bu atmosfer içerisinde kullanılan renklerin en az kelimeler kadar güçlü olması gerekir. Mesela kırmızı, kana renginin vermesi sebebiyle şiddetin vurgusunu en net biçimde ifade eden renklerden biri. Sinemada şiddetin ve aynı şekilde tehlikenin güçlü bir temsili olan kırmızı renginin birçok kez kullanıldığını görürüz.

The Shining’de de bunun aynısı geçerlidir. Filmde kırmızı rengin, kan içeren sahnelerin şiddet vurgusunu tamamlaması bakımından oldukça ön plana çıktığını görürüz. Otelin duvarlarından taşan kıpkırmızı kanların aktığını sahneyi baz alacak olursak, kırmızı rengi filmin gerilimli atmosferini oluşturmak açısında önemli bir konumda yer alıyor. Ayrıca bu sahneden sonra karakterlerimiz için tehlike çanları çalmaya başlıyor. Film ilerledikçe Jack karakteri artık iyiden iyiye delirmeye başlıyor ve Wendy’e uyguladığı psikolojik şiddet daha da ayyuka çıkıyor.

Stanley Kubrick’in Steadicam Tekniğini Kullanmadaki Ustalığı

Sabitlenmiş fakat hareket yetisi olan bir kameranın uzun çekimler yapması olarak tanımlayabileceğimiz stedicam tekniği, filmlerde etkileyici sahnelerin ortaya çıkmasında önemli bir işlev görüyor. Kamera stabil bir şekilde durduğu için hareket anında görüntülerde herhangi bir titreme meydana gelmiyor, hâliyle bu durum pürüzsüz bir görüntünün ortaya çıkmasına vesile oluyor. Kamera belli kayış ve aparatlarla birlikte kameramana bağlanıyor.

Aynı zamanda kameramanın özgür hareket etmesini sağlayan steadicam tekniği, özellikle The Shining nezdinde bir kilometre taşı olarak görülür. Steadicam’in mucidi Garrett Brown’ın kamera departmanında çalıştığı The Shining, sinema giriş derslerinde steadicam tekniğinin etkili kullanımı konusunda parmakla gösterilir. Stanley Kubrick’in, Danny karakterini küçük bisikletiyle otel koridorlarında takip ettiği kareler sinema tarihinin unutulmazları arasında yer alır.

Oyuncuların peşinden koşan veya onları takip edebilen kameramanlar bu sayede istedikleri görüntüleri elde etmiş olurlar. Film setinin steadicam kullanımı için tasarlanmış olması, uzun çekimlerin yaratılmasına olanak sağlarken; Kubrick’in steadicam‘i kullanmadaki ustalığı, sahnelere bir canlılık ve dinamiklik kattığı gibi gerilim dozunun yükselmesinde ve doğru orantılı olarak izleyicinin gerilmesine neden olur.

The Shining’in Son Sahnesindeki Gizemli Fotoğraf

Hakkında sayısız teorilerin üretildiği, tezlerin ve makalelerin yazıldığı, analiz ve araştırmaların yapıldığı The Shining’in son sahnesinde yer alan fotoğrafın anlamı bugün bile kafalarda soru işareti yaratıyor. Sinemada çığır açan film, özellikle son sahnede gösterilen fotoğrafla izleyicinin kafasını allak bullak etti. Söz konusu bu karede Jack Torrance, 4 Temmuz 1921 tarihinde çekilmiş eski bir balo fotoğrafında yer alıyor. Bunun bir öncesinde Jack’i soğuktan donarak ölmüş bir şekilde görüyoruz.

İzleyici açısından kafa karışıklığı yaratan bu fotoğrafın anlamını, filmin senaristlerinden Diane Johnson 2017 yılında verdiği bir röportajda açıkladı, ya da açıklamaya çalıştı dersek daha doğru bir ifade kullanmış oluruz. Diane Johnson, bu fotoğraf hakkında “Evet fotoğraf hakkında bir açıklamamız var ancak bu herkese biraz ilginç gelebilir. Jack aslında o otelde yıllar önce bulunmuş ve reenkarnasyon ile o otele gelmiş hayali bir canlı ancak aynı zamanda biz Jack’in “o andaki” başka halini de görüyoruz. Biraz paradoksal ve fazlasıyla karışık farkındayım.” açıklamasında bulundu.

Filmin yapımcılarından Jan Harlan ise Jack’in başından beri bir hayalet olup olmadığı konusuna bir açıklık getiremedi. Bu durumu bilemediklerini söyleyen Harlan, Stanley Kubrick’in de filmin anlaşılabilir olmamasını ve hiç kimseye tam olarak filmin sonu ile ilgili açıklama yapmadığını dile getirdi: “Filmin çok karışık ve anlaması zor olduğunu kabul ediyoruz ancak olmasını istediğimiz şey zaten buydu. Kesin ve anlaşılabilir bir son olmasını hiçbir zaman istemedik. O dönemde anlaşılmaz bir film olduğu için herkes tepki göstermişti ancak şimdi en iyi korku filmi diye anılıyor. Puzzle gibi bir filmdi, bırakın öyle kalsın.”

Bu açıklamalardan anladığımız kadarıyla filmin sonunda ne olduğunu tam olarak bilemeyeceğiz, kendi kafamızdan bu fotoğrafla ilgili teoriler üretmeye devam edeceğiz.

Filmin Finalinden Çıkarılan Sahnenin Senaryosu

Yukarıda da bahsettiğimiz gibi karlar içindeki Jack Torrence’ı gördükten sonra, film oteldeki balo fotoğrafını izleyiciye gösterir ve izleyici büyük bir ikilemde bırakarak final yapar. Aslında bu iki sahne arasında bizim hiç görmediğimiz bir sahne daha vardır ancak Stanley Kubrick, bu sahneyi filmden çıkarmaya karar vermiştir.

Çıkarılan bu sahne, Jack’in aile içinde yarattığı yıkımdan sonra hastaneye kaldırılan Wendy ve Danny’nin otelin müdürü Ullman tarafından ziyaret edilmesiyle gelişen süreci anlatıyor. Ullman, yalnızca Wendy ve Danny’i ziyaret etmekle kalmıyor, onları bir süre kendi evinde misafir etmek istiyor.

Kubrick bu sahneyi hikâyenin akışına ters düştüğü ve temposunu yavaşlattığı için çıkarmaya karar veriyor. Bizim izlediğimiz şekilde, kar sahnesi ve ardından gelen balo fotoğrafıyla kapanışı yapıyor. Bu sahnenin yer aldığı senaryo metnine buradan ulaşabilirsiniz.

The Shining, Yılın En Kötülerinin Belirlendiği Razzie Ödülleri’ne Aday Gösterildi

Sinema tarihinin en iyi filmleri arasında gösterilen, birçok yönetmenin esinlenerek yeni yeni filmler çektiği, sinemaseverlerin deyim yerindeyse laf söyletmediği, hakkında sayısız teorilerin üretildiği The Shining, o yılın en kötülerinin belirlendiği Razzie Ödülleri’ne aday gösterildi.

Evet, yanlış duymadınız! The Shining, 1981 yılında En Kötü Yönetmen ve En Kötü Kadın Oyuncu dallarında Razzie’ye aday oldu. O dönemde Oscar’a aday olamayan, Akademi üyelerinin adeta görmezden geldiği film, Razzie adaylığı kazandı.

The Shining’in Yıllar Sonra Gelen Devam Filmi: Doctor Sleep

Oculus, Hush ve Gerald’s Game gibi korku-gerilim filmleriyle tanınan, Netflix serisi The Haunting of The Hill House’la rüştünü ispatlayan Mike Flanagan, geçtiğimiz yıl The Shining’in devam filmi Doctor Sleep ile sinemalarımıza konuk oldu. The Shining’in hikâyesini devam ettiren film, The Shining’de çocuk olarak gördüğümüz Danny Torrence’a odaklandı ve Danny Torrence’ı, çocukluk travmasını atlatamamış, 40’lı yaşlarında öfkeli ve alkolik bir karakter olarak karşımıza çıkardı.

Zaman zaman The Shining’e sırtını yaslayan, bir yandan da yeni bir dünya inşa eden film, beklentilerin oldukça altında kaldı. İlginçtir ki, The Shining’den nefret eden Stephen King, Doctor Sleep’i çok beğendi. Doctor Sleep’in, film olan The Shining’ten beslenmesine rağmen genel olarak uyarlandığı romana sadık kalması, King’in bu filmi beğenmesinin en büyük nedenlerinden biri. Hatta bu durumu, King’in kendi özelinde Kubrick ile hesaplaşması ya da anlamlandıramadığımız bir şekilde Kubrick’in The Shining’ine karşı dinmeyen öfkesi olarak yorumlamak mümkün. Eleştirmenler ve izleyiciler tarafından hayal kırıklığı olarak nitelendirilen filmi King’in çok sevmiş olması bu yorumlarımızı destekliyor.

Kaynak: IMDb

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information