90. Akademi Ödülleri ya da hepimizin bildiği ve sevdiği ismiyle Oscar ödülleri, sahiplerini bulurken Guillermo del Toro imzalı The Shape of Water, En İyi Film ve En İyi Yönetmen de dahil olmak üzere toplamda 4 ödül kazandı. 

Geceyi 4 ödülle kapatan The Shape of Water, sinemaseverleri de ikiye bölmüş durumda. Bir kesim The Shape of Water’ın aldığı En İyi Film ödülünü sonuna kadar hak ettiğini savunurken, benim de içlerinde bulunduğum kesim ödülün tamamen Guillermo del Toro’nun amansız PR çalışmasının eseri olduğunu düşünüyor.

Filmle alakalı tek tartışmanın Oscar gecesi aldığı ödüller olmadığını belirtmek ve öncelikle başka bir konudan bahsetmek gerekiyor. The Shape of Water filmiyle alakalı hırsızlık suçlamaları da oldukça ayyuka çıkmış durumda. Indiewire‘da yayınlanan habere göre, Amélie ve Delicatessen gibi filmlerden tanıdığımız yönetmen Jean-Pierre Jeunet, Guillermo del Toro imzalı The Shape of Water‘ın çalıntı olduğunu belirtmişti. Jeunet, Sally Hawkins ve Richard Jenkins‘in kamera karşısına geçtiği bir sahneyi örnek gösterip, sahnenin 1991’de çektiği Delicatessen filmine benzediğini söylemişti. Söz konusu sahne bir koltukta oturan Elisa ve Giles’ı ekrana getiriyor. Eski bir Hollywood filmi izleyen ikili kısa bir dans gösterisi sergiliyor. Jeunet yönetmenin özellikle bu sahneyi çaldığını düşündüğünü belirtmişti. Del Toro ise iddiaları reddetse de sahnelerin benzerliği oldukça aşikar. İşin ilginç tarafı, The Shape of Water’a yönelik ilk suçlama bu değildi. Daha önce de, Del Toro’nun, Paul Zindel‘in kaleme aldığı Let Me Hear You Whisper ve Hollandalı yönetmen Marx Nollaemper‘ın çektiği The Space Between Us adlı çalışmanın ana fikrini çaldığı iddia edildi. Bu arada her iki hikaye de bir tür deniz yaratığına aşık olan temizlikçi bir kadının hikayesini anlatıyor. Fakat daha sonra The Space Between Us ve The Shape of Water arasındaki benzerlik iddiaları için Hollanda Film Akademisi (NFA), iki filmin çok farklı kimliklere sahip olduğunu ve birbirleriyle herhangi bir bağları olmadığını belirten bir bildiri yayınladı. Bu tip konuların her zaman tartışılan ve tartışılacak konular olduğunu belirtip iddiaları ardımızda bırakarak biz diğer tartışmaya odaklanalım: The Shape of Water, ‘’En İyi Film’’ dalında aldığı Oscar ödülünü hak ediyor mu?

90. Akademi Ödülleri’nde 13 dalda adaylığı bulunan The Shape of Water geceyi ‘’En İyi Film’’, ‘’En İyi Yönetmen’’, ‘’En İyi Film Müziği’’ ve ‘’En İyi Prodüksiyon Tasarımı’’ dallarında 4 ödülle tamamladı. Törenden önce En İyi Film dalında The Shape of Water’la birlikte Three Bilboards Outside Ebbing, Missouri ön plana çıkıyor, Get Out’un da son dakika bir sürpriz yapabileceği konuşuluyordu. En İyi Film dalına gelene kadar The Shape of Water’ın alacağı özellikle teknik dallardaki ödüller ve En İyi Orijinal Senaryo dalında ödülü alacak film, The Shape of Water’ın en iyi film seçilip seçilmeyeceğini doğrudan etkileyecekti. En İyi Yönetmen dalında ise ödülü kesinlikle Paul Thomas Anderson hak etse de Del Toro’nun pek rakibi yoktu. Bunun sebebinin ise Anderson’un son filmi Phantom Thread’in ödül sezonunda çok geç ortaya çıkması ve filmin pazarlamasının yapılamaması olduğu söylenebilir. Eğer Phantom Thread daha erken bir takvimle ve birçok izleyici tarafından izlenerek ödül törenine gelebilseydi bugün ödüller hakkında çok farklı şeyler anlatıyor olabilirdik. Ayrıca Del Toro süreç boyunca o kadar filmini ve kendini övdü ki, işi ‘’Ben dünyanın en iyi yönetmeniyim’’ derecesine kadar getirdiği tweetler attı. Yapabileceği her yerde ve her şekilde filminin ve yönetmenliğinin pazarlamasını yaptı, bir yerden sonra bu tip hareketler inanılmaz itici hareketler olsa da Oscarlar için ilişkilerin ve gündemde olmanın önemini unutmamak gerekiyor. Yukarıda da söylediğim gibi The Shape of Water’ın En İyi Film ödülünü alabilmesi için en kritik ödül kendisinin bir iddiasının bulunmadığı En İyi Özgün Senaryo dalıydı. Eğer bu dalda favori olduğu şekilde Three Bilboards Outside Ebbing, Missouri ödülü alırsa En İyi Film dalında da ödülü o alır, Del Toro biri En İyi Yönetmen olmak üzere 3 Oscar’la geceyi tamamlar diye düşünülüyordu fakat Orijinal Senaryo dalındaki Get Out sürprizi tüm bu denklemi bozdu. Aslında Get Out’un En İyi Orijinal Senaryo’yu aldığı an The Shape of Water da en iyi filmi kucaklamıştı, ondan sonrası sonuçları beklemek oldu diyebiliriz.

The Shape of Water’ın En İyi Film Dalında Oscar Ödülü Kazanması Üzerine

the-shape-of-water-2-filmloverss

Evet, The Shape of Water 13 dalda adaydı fakat En İyi Yönetmen dışında teknik dallarda alabileceği ödüller belliydi. En İyi Film Müziği ve En İyi Prodüksiyon Tasarımı dalları -ki bunlar da gerçekten de filmin en iddialı olduğu noktalardı. Yeri gelmişken çok merak ettiğim şeyi de sormak istiyorum. Benim bu yıl Oscar’la alakalı en merak ettiğim noktalardan biri 13 dalda Oscar adaylığı alan The Shape of Water’ın törenden önce bu adaylık sayısı yüzünden neden doğru dürüst tartışılmadığı oldu. Evet 13 dalda kazandığı adaylıkların çoğunda iddialı değildi ve ‘’Bu dalda aday olmasına gerek yoktu’’ diyebileceğimiz bir dal yok ama, geçtiğimiz yılın en iyi filmlerinden biri ve The Shape of Water’a göre çok daha iyi bir film olan La La Land 13 dalda 14 Oscar adaylığı aldığında günlerce bu konu tartışılmıştı. Bana göre La La Land aday olduğu tüm dallarda iddialı olduğu için bu kadar çok tartışılmıştı. Bu kıyastan The Shape of Water’ın çoğu adaylığının o dallardaki adaylık sayısını doldurma adaylıklar olduğunu anlayabiliriz. Yalnızca Sally Hawkins’in En İyi Kadın Oyuncu dalındaki adaylığını ayrı tutmak gerekiyor. Sally Hawkins filmde, dilsiz karakter Elisa’yı oldukça iyi canlandırmasına rağmen En İyi Kadın Oyuncu dalında oldukça dişli rakiplerle, özellikle Frances McDormand’ın efsanevi performansıyla yarışmak zorunda kaldı. Hawkins bu performansıyla başka bir senede rahatlıkla ödülü kucaklayabilirdi.

Oscar kazandığı En İyi Film Müziği ve En İyi Prodüksiyon Tasarımı dalları The Shape of Water’ın işini en iyi yaptığı alanlar. Filmin müziklerinde daha önce Grand Budapest Hotel ile Oscar kazanan Alexandre Desplat’ın imzası var, ve bu müzikler Del Toro’nun masalsı dünyasının bütünlüğüne inanılmaz bir katkıda bulunuyor. Müzik, filmin en iyi oyuncularından biri konumuna yükseliyor. En İyi Prodüksiyon Tasarımı dalında gelen ödül ise Del Toro’nun olduğu bir yerde hiç de şaşırtıcı bir sonuç değil, zira Del Toro’nun sinemada en muhteşem yaptığı şey bir dünya yaratmak. Bunun için filmlerinin prodüksiyon tasarımları her zaman güçlü olmuştur. Ayrıca filmin kendi içinde tutarlı ve yeterli denebilecek, politik bir alt metninin olduğunu belirtmek gerekiyor. Filmin zamanını göz önüne alırsak, Amerika – SSCB çekişmesi tavan yapmış durumda ve bu atmosferde iki taraf içinde ortada kritik bir konumdaki Güney Amerika var. Filmdeki yaratığın Güney Amerika’dan getirildiğini unutmamak gerekiyor. Filmde Siyahiler ve LGBTİ+ karakterlere yaklaşımları da göz önüne alırsak Amerikan yönetiminin Cumhuriyetçiler’in elinde olduğunu anlayabiliriz. Bu ambiyans filmde oldukça güzel verilmiş durumda, ayrıca ne kadar klişe bir hikâye olsa da Del Toro’nun yarattığı masalsı dünyanın sizi içine çektiği bir gerçek, ama bu kadar.

Ben de bu tartışmada The Shape of Water’ın En İyi Film Oscar’ını hak etmediğini savunanlardanım. Hatta bana göre En İyi Film dalındaki diğer 8 filmden Dunkirk, Darkest Hour ve The Post haricindeki tüm filmler yani; Call Me by Your Name, Phantom Thread, Three Billboards Outside Ebbing, Missouri, Get Out ve Lady Bird, The Shape of Water’dan daha iyi ve ödülü ondan daha çok hak eden filmlerdi. Peki neden böyle düşünüyorum? Sebebi neredeyse herkesin düşündüğü şeyin aynısı: Bu film Oscar’ı kazanmak için çekilmiş. Del Toro her ne kadar bizi dünyasının içine çekebilse de, bu dünyayı Oscar kazanabilmek için yarattığı hissiyatı bir yerden sonra sizi ele geçirmeye başlıyor. Bu tabii ki bilinçli bir tercih ama beni oldukça rahatsız ettiğini belirtmem gerekiyor. Çünkü Del Toro, Akademi’nin ödül verirken göz önünde bulundurduğu formüllerin hepsini The Shape of Water’da kullanmış durumda. Azınlık meselesi, Siyahi hakları, LGBTİ+ hikâyesi, tanrı – din – inanç içerikleri, Amerika – Rusya çekişmesini barındıran politik alt metin, sinemaya saygı duruşu niteliğindeki müzikal göndermeler… Film bu kadar fazla formül barındırırken ne yazık ki bu formüller iyi ve orijinal bir senaryonun ortaya çıkmasını sağlayamıyor. Senaryo oldukça fazla sayıda tutarsız sahne ve klişe içeriyor. Örneğin, filmde sinema sevgisini belirtebilmek için çekilen sahnenin senaryonun bütünüyle hiçbir alakası yok. Oraya yalnızca belirli bir formülasyon sebebiyle yerleştirildiği o kadar belli ki… Bir diğer sorunlu nokta da; fantastik bir filmde temel unsurlardan biri olması gereken ‘’gizem’’ unsurunun filmde neredeyse hiç kullanılmamış olması. Filmin başında sonunu öğrenerek filme başlıyoruz, yirminci dakikada yaratıkla tanışıyoruz ve filmin sonunda yaratığın Elisa’yı öpüp suyun altında birlikte mutlu yaşayacaklarını beklemeye koyuluyoruz. Masalsı hava, bizi filmin içine çekse de yan karakterlerin hikâyesinin derinleşmesine engel oluyor. Filmde Richard Jenkins dışındaki yan karakterlerin hikâyelerine asla tam anlamıyla hakim olamıyoruz. Michael Shannon, Octavia Spencer ve Michael Stuhlbarg’ın canlandırdığı karakterlerin motivasyonları oldukça yüzeysel kalıyorlar.

Son kertede; The Shape of Water kötü olmayan fakat kesinlikle En İyi Film dalında Oscar ödülünü hak etmeyen bir film. Fantastik filmleri çok sevmem ve The Shape of Water’ın 13 yıl önce En İyi Film dalında Oscar’ı alan Million Dollar Baby filminden beri bir kadının başrolünü üstlendiği ilk Oscar alan film olması sebebiyle bir taraftan içten içe bu ödüle sevinsem de, diğer adayları düşündükçe, daha önce Pan’ın Labirenti’ni çeken Del Toro’nun bu filmle Oscar alması beni oldukça üzüyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi