Kendine zarar vermek, hayatımızda iyi giden olayları bozma dürtüsü, içinden çıkılamayan, bize zarar veren bağımlılıklardan haz alma durumu, üzerine bolca yazılıp çizilen bir konu. Bir birey, her şeyi olağanca normalliğiyle ve mutluluğuyla yaşamak dururken neden kendisine zarar vermeyi seçer? Sağlıklı bir vücuda zarar vermek, iyi giden bir ilişkiyi baltalamak, herhangi bir bağımlılığa sahip değilken içinden çıkamayacağımız bağımlılıklara sürüklenmek gibi seçimleri özgür irademizle yaparken bizi bu seçimleri yapmaya yönelten dürtünün ne olduğu içinden kolaylıkla çıkamayacağımız bir okyanus. Ancak insanın özünde ne kadar çoğaltma ihtiyacı varsa o denli de yok etme ihtiyacı var aslında. Düzene ve iyiye karşı bir kaos hâli geliştirme durumu bu.

Requiem for a Dream, bu bağlamda kendisine zarar veren insanların birer portresini sunuyor. Peki bu portreleri sunma biçimi neden bu kadar etkili ve izleyicinin kendisini adeta filmin içinde hissetmesine sebep oluyor?

Requiem for a Dream: Kendine Zarar Vermenin Sinemasal Yansımaları

“Kendine zarar vermenin tarihi çok eskilere dayanır. Tarihçi Heredot, milattan önce beşinci yüzyılda yaşamış olan ve delirince akrabaları tarafından bir yere bağlatılan Sparta kralı Kleomenes’in hikâyesini şöyle aktarır:

Orada öylece sımsıkı bağlı yatan kral, tüm muhafızlar yanından giderken birinin kaldığını fark eder. Bir köle olan bu adamdan bıçağını kendisine vermesini ister. Adam ilk başta reddeder ancak Kleomenes oradan kurtulduğunda yapacaklarıyla tehdit ederek adamı ikna eder. Bıçağı eline alır almaz bacaklarından başlayarak kendini kesmeye başlar. Etlerini şeritler hâlinde keser. Yavaşça uyluklarına, kalçalarına kadar gelir ve göbeğini ince ince doğrar.”

Darren Aronofsky imzalı Requiem for a Dream’e dönecek olursak, teknik ayrıntıların hikâyenin ruhunu bu denli başarılı yansıtması, bir filmi unutulmaz kılan önemli unsurlardan. İnsan gözünün belirli kapasiteleri olduğu yadsınamaz bir gerçek. 50 mm bir lensin elde ettiği görüntü insan gözünün görüntüleri algılayışına en yakın lens olması bakımından sinemada da önem kazanıyor. Ancak bu gerçekliği kaybettiğimiz noktalarda da görüntüleri hala 50 mm lens ile vermek ne derece mantıklı? Requiem for a Dream bu noktada gerçekliği kaybeden karakterlerin hayatı algılayış biçimlerini de farklı lens kullanımlarıyla izleyiciye yansıtıyor. Görüntülerin hızıyla oynamak da gerçeklik algısının değiştiğinin farklı yansımalarından biri. Yanı sıra karakterlerin hissiyatına izleyiciyi ortak eden yakın çekimler, zoom-in’ler de bu sinemasal anlatıyı destekleyen ayrıntılardan.

Kendine zarar verme dürtüsünün sinemasal yansımalarının Requiem for a Dream filmi üzerinden incelendiği videoya aşağıdan ulaşabilirsiniz.

Kaynakça

Libido Dergisi

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi