Advertisement


20 Mart’ta Netflix’te yayınlanan ve izleyiciler tarafından ilgiyle karşılanan The Platform filmindeki en dikkat çekici 10 detay!

Dünya prömiyerini yaptığı 44. Toronto Film Festivali’nde beğeniyle karşılanan El hoyo – The Platform, geçtiğimiz günlerde Netflix’te yayınlandı. Toronto Film Festivali’nin Gece Yarısı Çılgınlığı bölümünde Halkın Seçimi ödülüne layık görülen film, Netflix kullanıcıları tarafından da ilgiyle karşılandı. Türkiye’nin de aralarında bulunduğu pek çok ülkede en çok izlenen filmler listesine üst sıralardan giren The Platform, kapitalizmin acımasızlığı ve gelir dağılımındaki adaletsizlik gibi konularda yaptığı vurgularla izleyicileri etkilemeyi başardı.

David Desola ve Pedro Rivero’nun yazdığı, Galder Gaztelu-Urrutia‘nın yönettiği The Platform, her katta iki kişinin kaldığı, bir tür dikey hapishanede geçiyor. Bu yapının ortasına yerleştirilen platform, her gün yiyeceklerle dolu bir şekilde aşağı doğru iniyor ve her katta sadece kısa bir süre duruyor. Katları her ay değiştirilen mahkumlardan üst katlara düşecek kadar şansı olanları hunharca karınlarını doyururken, alt kattakiler onların artıklarıyla yetiniyor. En alt kattakileri ise ölümcül bir açlık bekliyor.

The Platform, Parasite gibi sınıf ayrımı ve sosyal eşitsizlik ile ilgili derdini incelikle anlatan bir film değil. Bunun yerine söylemek istediklerini daha açık seçik bir şekilde anlatmayı tercih ediyor. Bazen bu durum filmin aleyhine işliyor. Ancak bu durum filmde ilk bakışta gözden kaçabilecek bazı detaylar olmadığı anlamına gelmiyor. Dini göndermelerden, politik eleştirilere filmde yer alan bu detayları, filmle ilgili dikkat çekici teorileri aşağıda bulabilirsiniz.

***Yazının bundan sonraki bölümü The Platform ile ilgili keyif kaçırıcı detaylar (spoiler) içerebilir.***

The Platform Filmindeki En Dikkat Çekici 10 Detay

El hoyo

Filme adını veren Delik – El hoyo adlı yapının tam olarak ne olduğu açıkça belirtilmiyor. Ancak hikâyenin merkezinde yer alan Goreng karakterinin buraya diploma alma umuduyla gönüllü olarak gelmesi, buranın bir hapishaneden ziyade bir deney tesisi olabileceğini gösteriyor. Goreng’in ilk hücre arkadaşı olan Trimagasi gibi suçlular ise ya zorla bu tesise gönderiliyor, ya da cezalarının indirilmesi için buraya gelmeyi seçiyor.

Bu tesisin gerçek amacının ne olduğu da açıkça belirtilmiyor. Yıllarca yönetim için çalışan, ancak sonunda kendi rızasıyla El hoyo’daki acımasız düzene mahkum olan Imoguiri, buranın amacının sosyal dayanışmanın spontane bir şekilde ortaya çıkmasını sağlamak olduğuna inanıyor. Goreng ise belki de sosyal dayanışmanın ortaya çıkması hâlinde onu nasıl bastıracaklarını öğrenmek için böyle bir yer kurduklarını söylüyor. Hikâye ilerleyip El hoyo’nun sakladığı sırlar gün yüzüne çıktıkça, Goreng’in teorisinin daha doğru olduğunu görüyoruz.

İlham Kaynakları

The Platform’u izlerken akla gelen ilk film 1990’ların kült filmlerinden Küp – Cube oluyor. The Platform gibi ilgi çekici bir fikri düşük bir bütçeyle hayata geçiren Cube, öldürücü tuzaklarla dolu bir labirentin içinde uyanan altı karakterin hikâyesini ekranlara taşıyor. Verdiği bir röportajda Cube’ün filmin ilham kaynakları arasında yer aldığını belirten yönetmen Galder Gaztelu-Urrutia, filmi hazırlarken ilham aldığı diğer yapımların Delicatessen, Blade Runner ve Next Floor olduğunu belirtiyor. Denis Villeneuve imzalı bir kısa film olan Next Floor, The Platform’u sevenlerin kaçırmaması gereken bir film olarak ön plana çıkıyor.

Bir Tiyatro Oyunu Olarak Ortaya Çıktı

Bu filmin düşük bütçeyle hayata geçirilmesini sağlayan en önemli unsurlardan biri El hoyo ile ilgili pek çok şeyin gösterilmek yerine karakterler arasındaki diyaloglar ile izleyiciye aktarılmasıydı. Bu hâliyle film, özellikle de ilk bölümlerinde bir tiyatro oyununu andırıyor. Bu durum kesinlikle tesadüfi değil. Zira El hoyo ilk olarak bir tiyatro oyunu olarak ortaya çıkıyor. David Desola, El hoyo’yu ilk olarak bir tiyatro oyunu olarak kaleme aldığı için, kurduğu dünyayı anlatırken diyaloglara bel bağlıyor. Desola’nın kaleme aldığı hikâye bir filme dönüştürülünce bu durum filmin düşük bir bütçeyle çekilmesine olanak sağlıyor.

Aslında Desola’nın kaleme aldığı tiyatro oyunu, Goreng’in sistemi değiştirmek için platforma binip aşağı katlara yemek götürmeye karar vermesiyle bitiyor. Goreng ve Baharat’ın platformla aşağı inmeleri ile başlayan kısım film hazırlanırken hikâyeye ekleniyor.

Mesih ve Şeytan Göndermeleri

El hoyo’da 333 kat bulunuyor ve her katta iki kişi kalıyor. Toplamda 666 kişi. Platform her katta 2 dakika kalıyor, tüm katları inmesi yaklaşık 666 dakika sürüyor. Hristiyanlıkla ilişkili inanışlarda 666 genelde Şeytan veya Deccal gibi kötücül varlıklarla ilişkilendirildiği için filmdeki bu detayların da kasıtlı olarak yerleştirildiği düşünülüyor. Goreng’in bir mesih figürü olarak sunulması da bu teoriyi destekliyor. Hatta filmde bazı sahnelerde diğer karakterler Goreng’e mesih yakıştırmasında bulunuyor, ya da “kendini mesih mi zannediyorsun” gibi sitemler ediyor. Metaforlarını kurarken çok derine inme ihtiyacı duymayan film, burada da aslında anlatmak istediği şeyi basitçe anlatıyor. El hoyo’yu yöneten şeytani düzen ve bu düzene karşı bir başkaldırı ve dayanışma mesajı iletmeye çalışan mesih.

Don Quixote

Filmde Goreng ile arasında paralellik kurulan tek figür Mesih değil. Goreng, El hoyo’ya gelirken yanında bir tek Don Kişot – Don Quixote kitabını getiriyor. Filmdeki pek çok şey gibi bu da tesadüfi bir seçim değil. Goreng’in filmdeki yolculuğu, pek çok kişi tarafından amaçsız, hatta çılgınca görülen mücadelesi Don Quixote ile önemli paralellikler taşıyor. Goreng’in görünüş olarak da Don Quixote’yi andırması dikkat çekiyor. Film, Cervantes’in klasiğinde olduğu gibi güç sahiplerini duyarsız ve düşüncesiz olarak gösterirken, Goreng ve Baharat başkaları için mücadele veren, duyarlı karakterler olarak karşımıza çıkıyor.

Favori Yemekler

Sonradan Goreng ile aynı katta kalacak olan Imoguiri, El hoyo’ya girişi sırasında gerçekleştirdiği mülakatta Goreng’e favori yemeğinin hangisi olduğunu soruyor ve bu soruya cevap alma konusunda ısrarcı oluyor. Favori yemeklere yapılan bu vurgu, platformda herkesin en sevdiği yemekten olduğunu, herkes kendi sevdiği yemekten yeteri miktarda aldığı takdirde, sadece herkesin doymayacağını, aynı zamanda herkesin sevdiği şeyi yiyerek günlerini geçireceğini düşündürüyor. Bu durum filmde açıkça belirtilmiyor ve platformda pasta gibi bazı şeylerden çok fazla miktarda olması bu teorinin gerçekliğini bir miktar sorgulatıyor. Ancak filmin son bölümünde Goreng’in en sevdiği yemek olarak belirttiği salyangozu platformda görmesi ve filmde buna zaman ayrılmış olması, bu teorinin gerçek olabileceğini gösteriyor.

333. Kattaki Çocuk

Filmin sonunda cevapsız kalan en büyük gizemlerden biri Goreng ve Baharat’ın 333. katta karşılaştığı kızın kim olduğu. Film boyunca Miharu’nun çocuğunu aradığına şahit olduğumuz için akla gelen ilk ihtimal de bu oluyor. Ufak kızın da Miharu gibi Asyalı olması bu ihtimali daha da kuvvetlendiriyor. Ancak bu noktada eskiden yönetim için çalışan Imoguiri’nin söyledikleri kafa karıştırıyor. Imoguiri’ye göre Miharu, çocuğunu arayan bir kadın gibi davranan, ruh hastası bir oyuncu. Imoguiri, Goreng’e, Miharu’nun El hoyo’ya yalnız geldiğini, ayrıca buraya 16 yaşından küçük kimsenin alınmadığını söylüyor. Aslında bu son söylediği bu sorunun cevabını da içinde barındırıyor. Çünkü filmin sonunda görüyoruz ki aslında buraya 16 yaşından küçük bir kız da alınmış. Ayrıca Imoguiri El hoyo’da 200 kat olduğunu söylerken aslında 333 kat olduğunu da görüyoruz. Tüm bunlar Imoguiri’nin söylediklerine güvenilmeyeceğini gösteriyor. Bunun başlıca sebebi ise aslında Imoguiri’nin yıllarca çalıştığı El hoyo’da gerçekte olanlardan habersiz olması.

El hoyo çalışanlarının yönetim tarafından kandırılması, filmin sonunda Goreng ve Baharat’ın çocuğu yukarı göndererek çalışanlara gösterme çabalarını da bir nebze olsun daha mantıklı bir zemine oturtuyor.

Ufak kızın bu zorlu şartlar altında kalıcı bir hasarı olmadan hayatta kalmış olması, Miharu’nun kızı olma ihtimalini kuvvetlendiriyor. Zira her ay platformla aşağı inen Miharu’nun koruması olmadan ufak kızın nasıl hayatta kaldığını açıklamak oldukça güç.

Bir Göçmen Olarak Miharu

Miharu’nun her ay kızını bulup onu korumak için mücadele veren cesur bir kadın mı yoksa ruh hastası bir oyuncu mu olduğu sorusu bir yana, karakter filmin kurduğu metafor açısından da önemli bir rol üstleniyor. Zira Asyalı bir göçmen olduğu aşikâr olan bu karakter, en üstten en alta her katta mücadele vermek zorunda kalıyor. Goreng dışında kimse Miharu’nun başına ne geldiğini umursamıyor.

Yaptığı hiçbir şey için sorumluluk almayan, televizyonunu camdan atarak öldürdüğü göçmenin zaten orada olmaması gerektiğini savunan Trimagasi’nin Miharu’ya özel bir nefretle yaklaşması da bundan kaynaklanıyor. Ayrıca film boyunca Miharu ile diğer karakterler arasında hiçbir sözlü iletişimin kurulmaması da karakterin derdini bile anlatmakta sorun yaşayan göçmenlerin bir temsili olduğunu gösteriyor.

Filmin Sonu ve Kapitalizm Eleştirisi

Dini ve edebi göndermelerine rağmen The Platform’un asıl derdi kapitalizm ve gelir dağılımındaki eşitsizlik. Alt kattakiler El hoyo’nun çarpık düzeninin farkında olsalar da ellerinden bir şey gelmiyor. Üst katlara çıktıklarında ise geldikleri yeri unutup, elde edebildikleri kadar fazla şey elde etmeye çalışıyorlar. Aslında herkese yetebilecek kadar yiyecek varken sürekli birileri aç kalıyor, yemek için savaşıyor, birbirini öldürüyor. Günün sonunda El hoyo’da üç tür insan yaşıyor: “Yukarıdakiler, aşağıdakiler ve düşenler.”

Goreng’in filmin sonunda en alt kattakilere yemek ulaştırma misyonunu bir kenara bırakıp, sıfırıncı katta çalışanlara bir mesaj göndermeye karar vermesi de buradan çıkıyor. Goreng ve Baharat alt katlara indikçe, durumun vahametinin farkında olan insanları ikna etmek daha kolay bir hâl alıyor. Ancak sistemi değiştirme gücü olmayan bu insanları ikna etmek, örgütlemek, tek başına yeterli olmuyor. Geriye çok daha zorlu bir görev kalıyor. En üsttekilerin, yönetimdekilerin umursamasını sağlamak. Bu noktada devreye ufak kız giriyor. Geleceğin ve masumiyetin sembolü olan bu ufak kızın, yönetimi ve ona hizmet edenleri umursamaya zorlayacağı varsayılıyor. Bu varsayımın nasıl sonuç verdiği ise gösterilmiyor. Belki de bunun nasıl sonuçlandığını görmek için etrafımızda olup bitenlere bakmamız yeterli olduğu için.

Corona Virüsü Bağlantıları

Etrafımızda olup bitenler demişken, The Platform’un tüm dünyada korku yaratan Corona virüsü salgını sırasında Netflix’te yayınlanmış olması, filmin ayrı bir anlam kazanmasını sağlıyor. İnsanların eşit dağılımı sağlandığı takdirde büyük ölçüde yeterli olacak kaynaklar için marketlerde, sokaklarda birbirleriyle dövüşmeleri, yapabildikleri kadar çok şeyi ellerine geçirmek istemeleri, The Platform’un yayınlandığı dönemle oldukça ilginç bir bağ kurmasını sağlıyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information