Şu sıralarda kendinden hiç bahsedilmese de yazdığı hikâyeden uyarlanan filmden çokça bahsedilen bir yönetmen var. Lady Gaga ve Bradley Cooper’ın başrollerini paylaştığı A Star is Born, aslında aynı isimli 1937 filminin bir tür yeniden çevrimi ve film temelde yönetmen William A. Wellman’ın hikâyesinden uyarlanmış. Ölümünün üzerinden tam kırk üç sene geçmiş olsa da, Wellman, Oscar sezonunda -belki de her Oscar sezonunda- da yer yer anılan bir isim; çünkü William A. Wellman’ın yönettiği film Wings, 1927 yılında en iyi film Oscar’ını alarak ilk Oscar heykelciğine ulaşmış film oluyor. Evet, bu yazı Wellman’ı anmak için yazıldı ama tüm bu detayların arasından sıyrılarak, günümüz Türkiye’s’nde vuku bulan yakıcı bir tartışma için yakıcı bir eleştiri getirecek bir filmini seçerek -belki de Wellman’ın da en iyisi-  onu hatırlamış olmak istedik.

Politik dalgalanmaya paralel olarak gündeme gelen ya da hiç olmamışçasına ortadan kalkan, artık çağdaş ülkelerin hiçbirinde -ABD gibi bir garabeti dışarıda tutarsak- lafı bile anılmayan bir tartışmadan, idam cezasının yeniden getirilmesi tartışmasından bahsediyorum. 2018 yılında yaptığımız -ve buna inanamadığımız- bu tartışmaya binaen söyleyecek pek çok sözü olan ve bundan tam yetmiş beş yıl evvel ABD’de çekilmiş bir filmden bahsetmek istiyorum size. 1943 tarihli The Ox-Bow Incident isimli bu film, adalet, idam cezası, toplum/mahalle baskısı, erk ve erkeklik üzerine bir dizi evrensel soruyu ve kısmen de cevapları önümüze sürüyor. Başrollerinde Henry Fonda, Dana Andrews, Mary Beth Hughes ve Anthony Quinn’in oynadığı filmin senaryosu da Lamar Trotti’ye ait. Filmin bir diğer çarpıcı yanı ise süresi. Döneminin filmleri arasında bile kısa bir süreye sahip film sadece yetmiş beş dakika sürüyor.

The Ox-Bow Incident filmi bir kasabaya iki yabancının gelmesi ve sığır hırsızı olmalarından şüphelenmeleri ile açılır. Fakat birden kasabalı bir kovboyun öldürüldüğü haberi gelir. Bunun üzerine şerif yardımcısı bir ekip toparlayarak katillerin peşine düşmeyi önerir. Oğlunu yeterince sert bulmadığı için onunla bu ekibe katılmak isteyen ateşli bir baba, olası bir linç durumunu engellemek isteyen bir adam ve şüphe çekmemek için ekibe katılan insanlarla birlikte kasabalılar yola koyulur. Kasabanın yargıcı, şerif şehir dışında olduğu için böyle bir ekibin yasal olarak kurulamayacağını, her hâlükarda gidilecekse de katillerin sağ salim adalete teslim edilmesi gerektiğini hatırlatır. Şerif yardımcısı kitleden aldığı destek ile tek başına karar alır ve ekip harekete geçer. Birkaç talihsiz olaydan sonra bu linç ekibi geceleyen bir üçlüye denk gelir. Üçlü öldürülen kovboyun öküzlerine sahiptir ancak para ile aldıklarını iddia etmektedirler. Böylece vicdanlı birkaç kişi ve cana kastetme şevki ile dolu öfkeli kalabalık arasında hukuk dışı bir yargılama tezahür eder. Sonuç kimsenin beklediği gibi olmayacaktır.

The Ox-Bow Incident: Çoğunluğun Kararı

The Ox-Bow Incident kanunun eksikliğinden ziyade, insanların içindeki adalet duygusunun ne kadar toz bulutu hâlinde olduğunu gözler önüne seriyor. Kasaba ve civarında pek insan asılmadığı için bu vakayı kaçırmamak adına linç ekibine katılan kişiler ise yüzlerce yıllık tartışmada “insan doğası kötüdür” kampına büyük bir destek veriyorlar varlıkları ile. Öte yandan ne olursa olsun karşısındaki insana inanan, inanmak isteyen, en azından ona “hukuki” bir yargılama hakkı tanımak isteyen insanlar da yok değil. Fakat, bu ekibin oluşumu, ekibe katılmazsak suçlanırız korkusu, çoğunluğun oluşturduğu o linç “sinerjisini” sanki sorumluluk ortak paylaşılmayacakmış gibi içselleştirmek gibi korkunç ama günümüzle paralellikleri çok açık olan hissiyatlar filme egemen oluyor. The Ox-Bow Incident, çok basit bir hikâyeyi anlatsa da, aslında temelinde bize dair bir şeyler söylüyor ve yetmiş beş yıl önceden sanki bugünün tartışmalarının anlamsızlığını fısıldıyor kulağımıza. Bu film sizi taraf olmaya zorlamıyor ama tarafsız kalmanın da bir taraf olduğu gerçeğini gösteriyor bizlere. Adaletsizliklere dur dememenin daha büyük sonuçlara yol açacağını anlatırken, çoğunluğun kararı ile ölüm cezası gibi geri dönüşü olmayan bir meseleyi sonuca bağlamanın ne derece tehlikeli, ahlak ve etik dışı, psikolojik olarak da çökertici olabileceğini gösteriyor.

Hem başrolündeki Henry Fonda hem de teması gereği 12 Kızgın Adam (12 Angry Men, 1957) filmini andırsa da, bundan da öte, oradaki klostrofobik ortamı garip ve başarılı bir biçimde “açık havaya” taşıyabiliyor. William A. Wellman’ın sakin, olan biteni olduğu gibi göstermenin yeterli olacağını düşünen kamerası ile film mesajını mümkün olduğunca az didaktik olarak iletmeyi seçiyor. Değil 1943 ABD’sinde çekilen bir film için, maalesef 2018 Türkiyesi için bile -görünüşe göre- iddialı ve radikal bir film The Ox-Bow Incident. Her şeye rağmen etkisi uzun süre devam eden, içinizi bir başka idam cezası karşıtı sanat eseri Victor Hugo’nun “Bir İdam Mahkumunun Son Günü” romanı kadar sıkan ve rahatsızlık veren bir film.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi