Star Wars alametifarikasının son harikası The Mandalorian, 12 Kasım’da ilk bölümüyle izleyiciyle buluştu. Star Wars evreninin bizim için gizemli olan taraflarıyla buluşmamızı sağlayacak olan dizi,  bu evrenin bilinmez bir köşesine tam gaz daldığımız ilk bölümüyle her jenerasyondan Star Wars hayranının sevgisini toplamaya niyetli olduğunu ortaya koyuyor.

The Mandalorian’ın geçtiği zaman aralığı, İmparatorluğun yıkılışının hemen ardı, yani Skywalker’ların maceralarının başlamasından yaklaşık bir milenyum öncesi.  Zaten bir saatten kısa olan ilk bölüm, oldukça sürükleyici ve dizinin yeni nesil Star Wars yapımları arasında en otantik olanı olmaya aday. Meşhur Bobba Fett ve Jango Fett dışında pek de bilmediğimiz Mandolorian kültürünü keşfetmeye başladığımızda, daha çok amerikan yerlileri gibi daha eski kabilelerden esinlenerek yaratılmış unsurlarla bezeli bir altyapı, hâliyle westernvari bir üslup karşımıza çıkıyor.

The Mandalorian’ın ilk bölümü bizi doğrudan hikâyenin ortasına atıyor. Daha nerede ve hangi zamanda olduğumuzu çok kavrayamadan, kendimizi olay akışının ortasında buluyoruz. İlginç bir şekilde, bu kendimizi hikâyeye hepten kaptırmamıza neden oluyor, üstelik aksiyon için bekleme zaruriyeti de böylelikle ortadan kalkıyor. Bölüm boyunca -finaldeki Michalengelo’nun Adem’in Yaradılışı göndermesi eşliğinde gelen küçük sürpriz dışında- bu evrenin hangi zaman diliminde konumlandığımızı anlayabilmemizi sağlayacak çok az şeyle karşılaşıyoruz. Daha da ilginci, atmosfer ve Star Wars evrenindeki tarihi olaylara birkaç atıf haricinde evrenin pek de hakim olmadığımız bir köşesinin tam ortasında olmamızın bilinmezliği, ilk kez Star Wars izliyor olma hissiyatının bir benzerini yaşatıyor. İncelikle işlenmiş detaylarla dolu eklektik bir evrende, tanıdık unsurlar arasanız da tam olarak aradığınız şeyleri bulamıyor ve bu duygu tarafından büyüleniyorsunuz.

Mandalorian 1. Sezon 1. Bölüm: Bobba Fett ve Jango Fett

Mandalorian dizisi ilk duyurulduğundan beri, herkes dizide Fett’lerle ilgili detayların yer alıp yer almayacağını merak ediyordu. Star Wars evrenindeki iyi bir kelle avcısı olarak hayatımıza girmiş olan Bobba Fett, esasında Jango Fett isminde, Mandolorian zırhı giyen bir insanın klonuydu ve Mandalorianlılar Jango Fett’i Mandalorian olarak kabul etmiyordu. Mandalorian kültürüne dair edineceğimiz fikirler, Naboo’nun işgalinden birkaç sene önce (yani dizideki zaman akışından yaklaşık 800 yıl sonra) doğan Jango Fett’in geçmiş öyküsündeki boşlukları da dolduracak gibi duruyor. Yine de henüz, Fett’lerle Star Wars’un pek çok ana karakteri gibi kimsesiz büyüdüğünü öğrendiğimiz ve hâlâ özel ismini bilmediğimiz Mandolorian arasında görünür bir bağ yok. Dizi evrendeki farklı türlerin farklı şekillerde yaşlanıyor olduğunu Yoda vesilesiyle anımsatsa da, Jango Fett’le dizinin hikâyesinin gerçekten bağlanıp bağlanmayacağını görebilmek için dişimizi biraz sıkmamız gerekecek.  Zaten dizi, Star Wars evrenindeki önemini beklenmedik bir yerden, bölümün sonunda Mandalorian’ın nice zorlukla boğuşarak tamamladığı görevinin sonunda ortaya seriyor. Seyir keyfinizi bozmamak için doğrudan yazmamayı tercih ettiğim bu detay, ikinci bölümü merakla beklememiz için yeterli olduğu gibi, Mandalorian’ı Star Wars’un olay akışında fevkalade önemli bir konuma da yerleştiriyor.

Dizi çok iyi bir başlangıç yapsa da, mükemmel değil. Atmosferi bu denli büyüleyici kılmak adına yapılan ve başarılı görünen tercihler, ilk bölümde karşılaşmayı bekleyebileceğimiz kimi unsurlardan feragat edilmesine yol açılmış. Mesela ilk bölüme dair en büyük hayalkırıklığının kendi adıma Carl Weathers’ı bu kadar az görmemiz olduğunu söyleyebilirim. Elbette gelecek bölümlerde Weathers ona fırsat verilmese dahi oyunculuğunu konuşturmanın bir yolunu bulacaktır, ama kadrosunda bu kadar iyi bir oyuncunun yer alıyor olmasının kıymetini dizi ilk bölümde pek bilememiş. Bunun dışında, şaşırtıcı olmayan bir biçimde Mandalorian’ın anonimliğini neredeyse tamamen muhafaza etme arzusu, Pedro Pascal’ın nur yüzüne bizi hasret bırakıyor – ki Pascal’ın nasıl döktüreceğini gözlemlemek, yeni jenerasyon Star Wars yapımlarında kask ayarları hepten gevşemişken çok da fantastik br beklenti sayılmazdı. Pascal’ın Game of Thrones’la ortaya çıkan, Narcos’da alternatif bir seyre evrilen kahraman potansiyelini tam da elde edeceği yapımda, meşhur maskenin izleyiciyle Pascal’ın arasına girmesi biraz keyfimize limon sıkıyor olsa da, Jango ve Bobba Fett’in hikâyesinin arka planını zenginleştireceğini temenni ettiğim bir öykünün başlangıcında olduğumuz için, Pascal’ın sezon boyunca maskeyle suratını gizlemeyeceği kanaatindeyim. Zaten maskenin varlığı dizinin içinde de şimdiden sorunsallaştırılmış durumda.

İlk bölüm itibariyle Mandalorian, Star Wars evreninin western’le harmanlanmış yeni bir köşesini sunuyor bize. Kasten yanlış Harrison Ford referansıyla hareket edecek olursak, şu aşamada Mandolorian kanal değiştirirken Han Solo sandığınız için bir Indiana Jones filmini ilk 20 dk’dan sonra açıp izlemeye yakın bir tat bırakıyor damakta. İlk bölüm şahane bir seyir ile tüm beklentileri karşılasa dahi, hikâyede mevcut olan soru işaretleri, boşluklar, Star Wars serisinin ilk kez animasyon olmayan bir diziyle karşımıza çıkması, Pedro Pascal ile aramızdaki maske ve hepsinden önemlisi Disney+’ın kendini pazarlamak için en iddialı yapımlarından biri olarak gördüğü Mandalorian’ı popülerleştirmek için yapmış olduğu seçimler, dizinin genel gidişatını şimdiden öngörebilmeyi zorlaştırıyor.  Fakat ilk bölümdeki başarıyı, hikâyeyi de zenginleştirerek devam ettirmesi durumunda, J. J. Abrams’ın Star Wars evrenini hepten içine gömdüğü kadercilik karşısında soluklanabileceğimiz, yeni filmlerle yıldızı uyuşmamış olanların dahi keyifle izleyebileceği bir yapımla karşı karşıya kalabileceğimizi söylemek mümkün.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi