2016 yılında kamuoyuna sızan Panama Belgeleri, tüm dünyada bomba etkisi yaratmıştı. Mossack Fonseca adlı Panama menşeli hukuk ve danışmanlık firmasından dışarıya sızan 11 milyona yakın belgede, aralarında dünya liderleri, çok uluslu şirketlerin yöneticileri, ünlü iş insanları ve servet sahibi sanatçıların da olduğu birçok kişinin para aklama, vergi kaçırma, ambargo delme gibi yasadışı faaliyetlerde bulunduğuna dair ciddi kanıtlar mevcuttu. Bazıları için tarihin en büyük sızıntısı ve gazetecilik olayı, kimilerine göreyse malumun ilamıydı bu. Steven Soderbergh'in Netflix için çektiği The Laundromat'sa, Panama Belgeleri üzerine yazılmış en kapsamlı çalışmalardan biri olan, Pulitzer ödüllü gazeteci Jake Bernstein'ın 'The Laundromat: Inside the Panama Papers Investigation of Illicit Money Networks and the Global Elite' adlı kitabından uyarlanan, birçok açıdan Adam McKay'in 2015 tarihli filmi Büyük Açık - The Big Short'u andıran bir film. Bilhassa Meryl Streep, Antonio Banderas, Gary Oldman gibi yıldız oyuncuların varlığıyla da dikkatleri üzerine çeken The Laundromat, üzerinde 78 ülkeden 370 gazetecinin ayrı ayrı çalıştığı, ucu bucağı olmayan bir derya görünümündeki Panama Belgeleri'nin bütününe hâkim olabilmenizi sağlayacak sinemasal bir çalışma değil. Film daha çok, olup bitenleri sıradan vatandaşın hayatına etkisine göre değerlendirmeye çalışan, kara mizah öğelerinin ağır bastığı bir özet niteliğinde. Yer yer dördüncü duvarı delen, izleyicileri olup bitenlerin delirtici etkisinden sıyırmak için basit açıklamalarda bulunan film birkaç ayrı düzlemde ilerliyor diyebiliriz. Bir yandan Panama Belgeleri'nde adı geçen paravan şirketlerden ağzı yanan sıradan insan öykülerine yer veren film, bir yandan da Gary Oldman ve Antonio Banderas'ın canlandırdığı Mossack-Fonseca ikilisine anlatıcı rolü biçiyor ve paranın icadından evrimine, paravan şirketlerin ne anlama geldiğine dek türlü konuyu bu komedi ikilisine benzer ikili üzerinden izleyiciye "anlatıyor". The Laundromat: Panama Belgeleri ve Buzdağının Görünen Yüzü Steven Soderbergh her filminde anlatının sınırlarını zorlayan bir yönetmen şüphesiz. Görüntü yönetimi ve kurgu gibi kalemleri yine müstear isimlerle kendisinin üstlendiği The Laundromat'ın anlatımında da birkaç anlatı üslubunu aynı potada eritmeye çalışıyor. Örneğin film Jürgen Mossack-Ramon Fonseca ikilisini filmin başında sürreal, teatral bir dekorun içinde ilk çağlarda çıkarıyor karşımıza ve en baştan dördüncü duvarı yıkıyor, lakin Meryl Streep'in canlandırdığı Ellen karakteri üzerinden de film finaline kadar akan, -bir yere varmasa da- Brechtiyen öğeler içermeyen ciddi bir hikâye de anlatıyor. Böylelikle bir yandan Panama Belgeleri'nin iki yıldızı Mossack ve Fonseca, offshore hesap, vergi kaçakçılığı, paravan şirketler zinciri gibi karmaşık konularla ilgili bizlere açıklamalar yaparken bir yandan da "peki bu bilgiler gerçek hayatta ne işimize yarayacak" kısmına odaklanabiliyor film. Şüphesiz bu anlatının yeni bir şey vadettiğini iddia etmek güç. Soderbergh'in görsellikteki üslup denemelerini, ana akıma daha çok göz kırpan böylesi bir anlatı için terk ettiğini görüyoruz. Ayrıca kurguda da daha önce denenmiş formülleri, bilhassa Adam McKay'in The Big Short'ta tutturduğu anlatım yolunu tercih ediyor (Ana damarda hikâye akarken, karmaşık detayları izleyiciyle göz teması kuran "konuk oyuncular"ın aktardığı), ki The Laundromat'ın ele aldığı konu dâhilinde The Big Short kadar derinleşemediğini de vurgulamak gerekiyor. Mossack-Fonseca hikâyesinin, sadece Streep'in canlandırdığı Ellen'in sigorta hikayesiyle paralel gitmediği, yer yer şirketin çalıştığı bir avukat, şirketin danışmanlık hizmeti verdiği Afrikalı bir iş adamı gibi karakterlerin de dâhil olduğu filmde, belgelerin gerçek hayattan hikâyelere etkisini izlediğimiz bu kısımlar derinleşmekten uzak işleniyor filmde ve…

Yazar Puanı

Puan - 65%

65%

The Laundromat, ucu bucağı olmayan bir derya görünümündeki Panama Belgeleri'nin bütününe hâkim olabilmenizi sağlayacak sinemasal bir çalışma değil. Daha çok, olup bitenleri sıradan vatandaşın hayatına etkisine göre değerlendirmeye çalışan, kara mizah öğelerinin ağır bastığı bir özet niteliğinde.

Kullanıcı Puanları: 3.55 ( 1 votes)
65

2016 yılında kamuoyuna sızan Panama Belgeleri, tüm dünyada bomba etkisi yaratmıştı. Mossack Fonseca adlı Panama menşeli hukuk ve danışmanlık firmasından dışarıya sızan 11 milyona yakın belgede, aralarında dünya liderleri, çok uluslu şirketlerin yöneticileri, ünlü iş insanları ve servet sahibi sanatçıların da olduğu birçok kişinin para aklama, vergi kaçırma, ambargo delme gibi yasadışı faaliyetlerde bulunduğuna dair ciddi kanıtlar mevcuttu. Bazıları için tarihin en büyük sızıntısı ve gazetecilik olayı, kimilerine göreyse malumun ilamıydı bu. Steven Soderbergh’in Netflix için çektiği The Laundromat’sa, Panama Belgeleri üzerine yazılmış en kapsamlı çalışmalardan biri olan, Pulitzer ödüllü gazeteci Jake Bernstein’ın ‘The Laundromat: Inside the Panama Papers Investigation of Illicit Money Networks and the Global Elite’ adlı kitabından uyarlanan, birçok açıdan Adam McKay’in 2015 tarihli filmi Büyük Açık – The Big Short’u andıran bir film. Bilhassa Meryl Streep, Antonio Banderas, Gary Oldman gibi yıldız oyuncuların varlığıyla da dikkatleri üzerine çeken The Laundromat, üzerinde 78 ülkeden 370 gazetecinin ayrı ayrı çalıştığı, ucu bucağı olmayan bir derya görünümündeki Panama Belgeleri’nin bütününe hâkim olabilmenizi sağlayacak sinemasal bir çalışma değil. Film daha çok, olup bitenleri sıradan vatandaşın hayatına etkisine göre değerlendirmeye çalışan, kara mizah öğelerinin ağır bastığı bir özet niteliğinde. Yer yer dördüncü duvarı delen, izleyicileri olup bitenlerin delirtici etkisinden sıyırmak için basit açıklamalarda bulunan film birkaç ayrı düzlemde ilerliyor diyebiliriz. Bir yandan Panama Belgeleri’nde adı geçen paravan şirketlerden ağzı yanan sıradan insan öykülerine yer veren film, bir yandan da Gary Oldman ve Antonio Banderas’ın canlandırdığı Mossack-Fonseca ikilisine anlatıcı rolü biçiyor ve paranın icadından evrimine, paravan şirketlerin ne anlama geldiğine dek türlü konuyu bu komedi ikilisine benzer ikili üzerinden izleyiciye “anlatıyor”.

The Laundromat: Panama Belgeleri ve Buzdağının Görünen Yüzü

Steven Soderbergh her filminde anlatının sınırlarını zorlayan bir yönetmen şüphesiz. Görüntü yönetimi ve kurgu gibi kalemleri yine müstear isimlerle kendisinin üstlendiği The Laundromat’ın anlatımında da birkaç anlatı üslubunu aynı potada eritmeye çalışıyor. Örneğin film Jürgen Mossack-Ramon Fonseca ikilisini filmin başında sürreal, teatral bir dekorun içinde ilk çağlarda çıkarıyor karşımıza ve en baştan dördüncü duvarı yıkıyor, lakin Meryl Streep’in canlandırdığı Ellen karakteri üzerinden de film finaline kadar akan, -bir yere varmasa da- Brechtiyen öğeler içermeyen ciddi bir hikâye de anlatıyor. Böylelikle bir yandan Panama Belgeleri’nin iki yıldızı Mossack ve Fonseca, offshore hesap, vergi kaçakçılığı, paravan şirketler zinciri gibi karmaşık konularla ilgili bizlere açıklamalar yaparken bir yandan da “peki bu bilgiler gerçek hayatta ne işimize yarayacak” kısmına odaklanabiliyor film. Şüphesiz bu anlatının yeni bir şey vadettiğini iddia etmek güç. Soderbergh’in görsellikteki üslup denemelerini, ana akıma daha çok göz kırpan böylesi bir anlatı için terk ettiğini görüyoruz. Ayrıca kurguda da daha önce denenmiş formülleri, bilhassa Adam McKay’in The Big Short’ta tutturduğu anlatım yolunu tercih ediyor (Ana damarda hikâye akarken, karmaşık detayları izleyiciyle göz teması kuran “konuk oyuncular”ın aktardığı), ki The Laundromat’ın ele aldığı konu dâhilinde The Big Short kadar derinleşemediğini de vurgulamak gerekiyor. Mossack-Fonseca hikâyesinin, sadece Streep’in canlandırdığı Ellen’in sigorta hikayesiyle paralel gitmediği, yer yer şirketin çalıştığı bir avukat, şirketin danışmanlık hizmeti verdiği Afrikalı bir iş adamı gibi karakterlerin de dâhil olduğu filmde, belgelerin gerçek hayattan hikâyelere etkisini izlediğimiz bu kısımlar derinleşmekten uzak işleniyor filmde ve bir nebze yavan kalıyor. Mossack ve Fonseca’nın da anlatıcı rollerinden sıyrılıp birer figüran gibi dâhil oldukları bu “gerçek hayattan” hikâyelerin, tıpkı belgelerde ucunu bucağını kaçırdığınız paravan şirketler gibi Kafkaesk bir yapıya büründüğü anlar olmakla birlikte, bir bütünlük oluşturmaktan uzak olduklarını söylemek de ne yazık ki mümkün.

Bununla beraber Jürgen Mossack ve Ramon Fonseca ikilisinin birbirinden absürt, yapay mekânlarda Panama Belgeleri’nde olup bitenlere dair verdiği bilgiler ve karakterlerin ağzından kaleme alınmış monologlar bir hayli başarılı. Bu sahneler meselenin özüne dair sağlam bilgiler içeren, Soderbergh’in yaratıcılığını nispeten daha çok zorladığı, iki oyuncunun da belli ki eğlenerek rol kestiği (iyi performanslar sergiledikleri) anlara sebebiyet veriyor, filmi yukarı çekiyorlar. Yönetmen Soderbergh, yer yer sert kroşeler savurduğu kapitalizm ve milyarlarca insanın kanını emen bir avuç milyarderle ilgili söylemek istediklerini bu karakterler aracılığıyla dillendirip kolaya kaçsa da, monologların yer yer filmin görselliğiyle de birleşerek tümden didaktik sekanslar olmaktan kurtulduğunu söyleyebiliriz.

Bu bağlamda Mossack-Fonseca ikilisinin bilhassa “mahremiyet ve gizlilik” kavramlarıyla ilgili söyledikleri, uzun süre izleyicilerin kulağında çınlayacak gibi görünüyor. “Mahremiyet, banyoda tuvaletinizi yaparken talep ettiğiniz bir şeydir, gizlilikse içeride tuvalet ihtiyacınızdan başka bir şey yaparken ihtiyaç duyduğunuz bir şey” diyen Mossack-Fonseca ikilisi, gizlilik isteyen müşterilerinin neden kontrolü daha güç olan offshore hesapları tercih ettiğini de açıklıyor basitçe: “İçeride gizli bir şeyler oluyor ama odanın penceresinden bakıldığında oda boş görünüyor.” Film çoklukla görsel yapısını bu aldatmaca duygusu üzerine kuruyor, filmin çekildiği stüdyoya kurulan dekorların, film ışıklarının, kabloların kadraja girdiği film tam anlamıyla bir sinemasal alanın mahremiyetini ihlal ederek ilerliyor ve belgelerin ifşasının Mossack-Fonseca ikilisinin müşterilerinin talep ettiği bu sözde “mahrem”, bazen de “gizli” alanı ihlal ediyor oluşuyla bir paralellik kuruyor.

Film, Panama Belgeleri’ni ortaya çıkaran ve üzerinde çalışan Uluslararası Araştırmacı Gazeteciler Konsorsiyumu’ndan (ICIJ) Gerard Ryle’ın bizzat yer aldığı gerçek haber görüntülerine de yer vererek filmin kurgusal sınırlarını finale doğru iyice esnetiyor. Finalde Meryl Streep’in yaptığı sürpriz ve çektiği söylevse filmi gölge ekonomi olarak da adlandırılan, kapitalizmin yarattığı kendisini de kemiren canavara karşı “politik bir gösteri”ye dönüştürüyor desek yeri. Lakin film, Panama Belgeleri’yle ortalığa saçılan cerahatin sadece belirli bir kısmına odaklandığıyla kalıyor, buzdağının görünmeyen kısmının büyüklüğüne dair ürkütücü bir “teaser”dan öteye geçemiyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi