Korona günlerinde başımıza gelen açık ara en güzel şey, 90’lar boyunca NBA’de hüküm süren Michael Jordan ve Chicago Bulls takımının hikâyesini konu alan 10 bölümlük belgesel seri The Last Dance, yayına giren son iki bölümü ile nihayete erdi. Spoiler: Michael Jordan yine kazandı!

ESPN Films ve Netflix ortalığında hayata geçirilen 10 saatlik The Last Dance basketbol sporunda tüm zamanların en iyisi tartışmasını uzun süre açılmamak üzere kapatırken, Michael Jordan zirvedeki pozisyonunu taze bir kuvvetle tahkim etmiş oldu. Chicago Bulls’un 1998’de elde ettiği altıncı ve son şampiyonluğu merkezine almak sureti ile 90’larda tüm rakipleri üzerinde tahakküm kurmuş bu efsanevi takımın perde arkasındaki hayatını gözler önüne seren yapım, bugüne dek gün yüzü görmemiş bazı görüntüleri ortaya çıkardı, eski tartışmaların üzerine benzin döküp yenilerinin de fitilini ateşledi. The Last Dance seyircisini bu azılı rekabetçinin halet-i ruhiyesine ortak edebildiği surette beklentilerin üzerine çıktı.

Michael Jordan, herkesin tanıdığı ama aslında kimsenin tanımadığı bir insan evladı. Başarının tanımı hâline gelmiş bir sporcu bu statüsünü muhafaza edebilmek için ne kadar ileri gidebilir? Zirveye çıkmak ve orada uzun süre barınmak ne tür fedakârlık ve mücadeleler ile mümkün olabilir? The Last Dance’in alametifarikası bu sorulara cevap aradığı bölümlerde, Michael Jordan’ın kendini açmayı kabul ettiği bazı röportaj sorularında ya da Jordan’ın kameranın varlığını unuttuğu özel anlarda zuhur etti en çok. MJ her şeyi kişisel almak eğiliminde bir karakter, hükümrânlığına meydan okuyan en ufak çıkışı demir yumruğuyla ezmek, yeryüzünden silmek istiyor. Belgesel boyunca sıkça tekrarlandığı gibi, kafası biz ölümlülerden farklı çalışıyor. Kendine bulduğu, bulamadığı zaman uydurduğu meydan okumalardan güç alarak kimsenin çıkamadığı zirveleri tecrübe etmesi, narsisizmin doğru kanalize edildiğinde nelere kadir olduğu gösteriyor.

Belgeselin yönetmeni Jason Hehir, elindeki masif malzemenin altından layığı ile kalkabilmek için belgesel boyunca belli tercihlerde bulunmuş ki birçoğunda hedefi tutturduğunu söylemek mümkün. Yaklaşık 20 yıla yayılmış bir dönemi ve binlerce dakikalık görsel malzemeyi belli bir çatı altında birleştirmek, üstelik bunu yaparken azılı Jordan hayranlarını memnun edebilmek az şey değil. Yine de bu noktada serinin 98 ve öncesi arasında kurduğu paralel kurgunun bazı bölümlerde projenin aleyhine işlediğini de gördük. Misal dokuzuncu bölüm. Jordan’ın “Kariyerimin en zorlu eşleşmesi” addettiği Indiana Pacers serisini, hem de durum 2-2 iken bırakıp 97 şampiyonluğuna ve Steve Kerr’ün hikâyesine dönen Hehir, Pacers serisinin heyecanını bir nebze soğuttu, o unutulmaz yedinci maçın heyecanını heder etti. Jordan hesabı erkenden kesmeyi sevdiğinden kariyeri boyuna yalnızca iki kez yedinci maç heyecanı yaşadı. 92 New York serisindeki diğer yedinci maç da Knicks-Bulls rekabetinin anlatıldığı bölümde üstünde durulmadan geçildi. 

Bu noktada, gösterimi öne alınan belgeselin son iki bölümünün karantina döneminde Zoom toplantıları ve online uygulamalar sayesinde tamamlandığını ve bu sebeple diğer bölümlerden bir parça daha dağınık olduğunu belirtmek gerek.

The Last Dance 1. Sezon Değerlendirmesi

Elbette genel resme baktığımızda bunlar kadı kızında da mevcut kusurlar olarak görünecektir. Nihayetinde Jason Hehir hiçbir bölümde belli bir çıtanın altına düşmeden, konuyu dağıtmadan, malzemesini en ekonomik biçimde kullanarak ve fevkalade başarılı röportajlarıyla abidevi bir eser ortaya koydu ki The Last Dance’i derhal tüm zamanların en iyi spor belgeseli olarak adlandıranlar mevcut. 

10 saatlik süresine rağmen, The Last Dance’in dışarıda bıraktığı bazı şeyler mevcut ki bunlar da çok tartışılıyor. NBA tarihinin en önemli aktivistlerinden, oynadığı dönemde başta siyahi hakları olmak üzere birçok konuda sesini yükseltmekten çekinmemiş Craig Hodges gibi bir karakterin dışarıda bırakılması önemli bir fırsatın heba olmasına yol açtı. Aynı şekilde Jordan’ın ilk eşi Juanita’nın -adeta hiç yaşamamışçasına- adının bile anılmayışı dikkatlerden kaçmadı. 

Her halükarda, The Last Dance NBA maçlarının oynanmadığı bu dönemde basketbolseverlere ilaç gibi geldi. Üstelik altı şampiyonluk ve sayısız şahsi başarının yanı sıra Michael Jordan, The Last Dance sayesinde iktidar günlerini ıskalamış yeni neslin kalbini kazanma fırsatını da kaçırmadı. Jordan kameraların sevdiği insanlardan biri, koltukta oturduğu o sıkıcı kadrajlarda bile kendine baktırıyor. Meşhur tablet MJ’e her uzatıldığında heyecanlandık, üstelik röportajlar sırasında Jordan’ın samimi bir muhasebeye giriştiğini de sıkça gördük. 

The Last Dance en tartışmalı bölümü finale bırakarak bizi yeni bitimsiz geyiklere sevk etmeyi de ihmal etmedi. Jordan’ın yedinci şampiyonluk için mücadele etmeye bu denli istekli olduğunu ve başta Jerry Krause olmak üzere Bulls yönetiminin bu fırsatı elinin tersiyle ittiğini ilk kez bu kadar açık biçimde öğrenmiş olduk. Yedinci yüzüğü kazanırdı kazanamazdı bilinmez. Mütevveffa Krause’a daha fazla sallamanın da manası yok, nihayetinde kendini savunacak durumda değil. Lakin Michael Jordan’ı bir sezon  daha izlememize mani olan herkes spor tarihi çöplüğüne gömülmeyi fazlasıyla hak ediyor!

Not: Michael Jordan’a doyamayanlar için bir izleme listesi

  • Playground (1990)
  • Above and Beyond (1996)
  • His Airness (1999)
  • Michael Jordan to the Max (2000)
  • Ultimate Jordan (2001)
  • Jordan Rides the Bus (2010)
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information