The Handmaid’s Tale, Amerika Birleşik Devletleri’nin teokratik bir düzene sahip Gilead’ın yönetime geldiği bir distopyayı anlatıyor. Margaret Atwood’un 1985 yılında kaleme aldığı aynı isimli romanından uyarlanan ve kadınların birer kuluçka makinesinden ibaret olarak görüldüğü dizi, eski bir editör olan June (Elisabeth Moss)’un hayatta kalma ve mümkünse dünyadan kaçma çabasını konu alıyor.

***Yazı The Handmaid’s Tale 3. sezon 8. bölüm ile ilgili keyif kaçırıcı detaylar (spoiler) içerebilir.***

Gilead’ın yenilmezliğini anlatan geçtiğimiz bölümden sonra, yönetmen koltuğunda tekrar Mike Barker yer alıyor. Üçüncü sezonun genel teması June’un kaçış planları için umut olsa da, dizi, bu fikirle bir bölüm Gilead’ı güçlü gösterirken, ardından gelen bir diğer bölümde June’u daha güçlü göstererek oynamaya devam ediyor. Sezonun yedinci bölümünde, Gilead’ın yenilmezliğini ve Waterford’lar ya da Kanada Devleti gibi, bu yenilmezliğe karşı duranların ve sırtını dönme olasılığı olanların bile sonunda yeniden sistemin bir parçası olduğunu izlemiştik. Sekizinci bölümde ise, June’un Ofmatthew (Ashleigh LaThrop) üzerinde uyguladığı kontrolsüz öfkesinin devamına ek olarak daha önceki bölümlerde yer verilmeyen Aunt Lydia’nın (Ann Dowd) geçmişini izleme şansı yakalıyoruz. Geçtiğimiz bölümde June’a yardımcı olan Martha’nın asılmasına ve June’un kızı Hannah ve Mackenzie’lerin başka bir yere taşınmasına sebep olan Ofmatthew bu bölümde yaptıklarının cezasını June’un ve diğer damızlıkların üzerinde uyguladığı baskı sonucu kendisini kaybetmesiyle buluyor. Bu durum, damızlıkların birliklerini yeni bir boyuta taşıyor olsa da, June’un öfkesini kontrol edememesi sonucu asıl planından git gide ulaşmasına ve bu sırada izleyici üzerinde kazandığı sempatisinin arkaplana taşınmasına sebep oluyor.

The Handmaid’s Tale 3. Sezon 8. Bölüm: Mutsuzluklarını Başkalarının Acılarıyla İyileştirenlerin Ülkesi, Gilead

Geçtiğimiz bölümünü bir idam sahnesiyle açan dizi, bu bölümü bir doğum seremonisiyle açıyor. Damızlıklar doğum yapan damızlığa hep bir ağızdan nefes alıp vermesini söylerken Aunt Lydia, doğum yapan damızlığın ve dolayısıyla dünyaya gelmek üzere olan bebeğin başında bekliyor. Gilead için oldukça kutsal olan bu seremoni bizler için bütün korkunçluğunu ve tuhaflığını korumaya devam ediyor. Ofandy için yapılan doğum seremonisine eşlik eden damızlıkların sesleri June’un geçtiğimiz bölümde idam edilen Martha hakkında verdiği bilgiyle bölünüyor. Ofmatthew’un zayıflığı yüzünden bebeğini kaybeden June, öbür damızlıkların aksine odanın ortasında ritüelden bağımsız bir biçimde duruyor ve öfkesini düşünmeye devam ediyor. June’un öfke ve nefret dolu sesi ise, Ofmatthew’un öbür damızlıklar tarafından dışlanması ve hatta suyuna tükürülmeye varıcak kadar baskı altına alınmasıyla bölünüyor. Ofmatthew bölümün ilk anından itibaren etrafındaki herkes tarafından June’un yönetimindeki sistematik bir baskının ve psikolojik işkencenin altında kalıyor. Bir tek, Janine (Madeline Brewer) Ofmatthew’a uygulanan psikolojik baskının fazla olabileceğinden endişe duyuyor ancak, June elbetteki onun bu endişesini ciddiye almıyor. Aynı konuda Aunt Lydia tarafından uyarıldığında ise June, hiç korkmadan Nichole’ü geri getirme kampanyası kapsamında tekrar televizyona çıkması gerekbileceğini hatırlatarak Aunt Lydia’yı tehdit ediyor.

Henüz zamanı gelmediği için bir sonuca ulaşamayan doğum seremonisini, itiraf ritüelinin daha önce gerçekleştiği merkezin bir damızlık tarafından patlatılması sonucu spor salonuna transfer edilen ritüel takip ediyor. Ritüel sırasında bütün damızlıklar bir Martha’nın ölümüne ve Mckenzie’lerin taşınmasına sebep olan June’un etrafında toplanıyor ancak parmaklarını doğrultarak hep bir ağızdan tekrar ettikleri hiçbir şey Aunt Lydia’nın gözlerinin içerisine bakarak kontrolsüz davranışlarıyla aslında nasıl da kendi kızına zarar verdiğini hatırlatması kadar June’un canını yakmıyor. Canı yanan June, teselliyi başkasını ateşe atmakta buluyor ve hedefe, bebeğini bu kez önceki iki bebeğinin aksine bir kız olduğu için istemediğini söyleyen Ofmatthew’u oturtuyor. Diğer damızlıklarla beraber büyük bir zevkle Ofmatthew’u önce günahkâr, ağlamaya başlamasından sonra da ağlak bir bebek ilan ediyor. Bunu yaparken June’un suratında görmeye alışkın olmadığımız bir ifade görüyoruz. June, artık her ne sebeple olursa olsun başkalarının acısından saf bir mutluluk duyabiliyor dolayısıyla Gilead, June’u değiştiriyor. Ritüelin sonlarına doğru daha önce çıkmadığımız bir yolculuğa çıkıyor, Aunt Lydia’nın geçmişine gidiyoruz. Dağınık saçlarıyla Lydia Clements, dindar bir anaokulu öğretmeni ve işini yaparken öğrencilerinin annelerinin davranışlarını yargılıyor. Lydia Clements, annesi Noelle’in (Emily Althaus) işten geç çıkması sonucu sınıfta yalnız kalan Ryan’ı kendi evine götürmek üzereyken annesi okula geliyor ve her ikisi de akşam yemeğine davet ediliyor. Bu sırada Lydia, bu çekirdek aileyle kaynaşıyor ve oğluna tek başına çalışarak bakan Noelle’i bir proje hâline getiriyor. Gilead’da ise June, Lawrence’dan (Bradley Whitford) Hannah’nın yeni yerini söylemesini istiyor ancak odasına gönderilmek haricinde herhangi bir cevap alamıyor. June, odasında acısının derinliği ve öfkesiyle uğraşırken doğum seremonisine geri çağırılıyor. Doğum bu kez bir sona ulaşıyor fakat teknolojiden uzak Gilead’ın şartlarında dünyaya gelen bebek, göbek bağı ile boğularak ölmüş olarak doğuyor. Odaya hakimiyetini yayan panik bir tek Gilead’da yaşamak zorunda olmayacak bu kız çocuk için duyduğu rahatlamayla June’u sarmayı başaramıyor. Eve geldiğinde ise June’un düşüncelerini komutan Lawrence bölüyor. Lawrence, June’a eşiyle vakit geçirmesinin eşine iyi geldiğini ve daha çok zaman geçirmelerini istediğini anlatıyor. Geçmişte böyle bir durumu lehine çevirebileceği bir fırsat olarak görecek June, öfkesiyle başa çıkmaya çalıştığı bu dönemde Lawrence’ın teklifine nefret dolu sözleriyle yanıt veriyor ve Lawrence’ın canını yaktığını düşündüğünde bundan mutluluk duyuyor. Her ne kadar sözleri doğru olsa da bu durum, bizlere bir kez daha June’un kontrolünü kaybetmiş olduğunu ve değişmiş olabileceğini düşündürüyor.

Aunt Lydia’nın yönetiminde yapılan toplantıda damızlıkların atanacakları aileler çevirdikleri bir çark yardımıyla belirleniyor. Dizi, böylece damızlıkların nasıl görevlerine atandıklarını ilk kez göstererek her ne kadar toplantı sırasında ırkçılığa dair söylemlere yer vererek tam anlamıyla işleyemeyeceği bir konuyu ortaya atarak rotasını şaşırsa da dünyasını adım adım inşa etmeye devam ediyor. Bu sırada Lydia Clements’in geçmişine geri dönüyoruz ve Noelle’in ailesiyle geçirdiği bir Noel gecesine gidiyoruz. Geçirdikleri zamanın sonucu artık, Noelle ve Ryan’ın Lydia’yı küçük aileleri arasına aldıklarını ve Lydia’nın Ryan’ın kendisini ‘teyze’ olarak adlandırdığında yaşadığı duraksamayı izliyoruz. Böylece bir anlamda Aunt Lydia’nın ilk kez ortaya çıktığı ana şahitlik ediyoruz. Noelle ve Ryan’ın ailesinin sıcaklığını kazanırken Lydia, projesini ilerletmeyi sürdürüyor ve bir yandan Noelle’i Ryan’a kendi doğrularının çerçevesinde iyi olabilecek bir anne kalıbına sokmaya çalışıyor. Noelle’in işini değiştirdiğini ve daha stabil bir ilişkide olduğunu anlatışını dinlerken, Lydia’ya aldığı makyaj malzemelerini görüyoruz. Noelle de, Lydia’nın onu Ryan’a layık bir anne hâline getirmesi projesi gibi Lydia’yı biraz daha rahatlatmayı ve bir ilişki sahibi olmasına yardımcı olmayı hedefliyor.

Noelle’in makyajını yapmasının ve kendisini zorlamasının ardından Lydia, çalıştığı okulun müdürü Jim Thorne (John Ortiz) ile yeni yıla girmek üzere bir akşam yemeğine çıkıyor. Aunt Lydia’yı ilk kez içki içerken, rahatken ve neşeliyken, hatta karaoke yaparken izliyoruz. Eğlenceli geçen gece, Aunt Lydia’nın evine uzanıyor ve Lydia, dini değerlerine bağlı Jim ile yakınlaşıyor. Ancak, bu yakınlaşmada Lydia’nın daha agresif ve hevesli olması sonucu Jim, kendisine henüz daha fazla ileriye gitmek için hazır olmadığını söylüyor. Bu tavrı ani bir reddedilme olarak algılayan Aunt Lydia, Jim’in kendisini yine de tekrar görmek istediğini söylemesine rağmen kafasında yarattığı reddedilme sahnesiyle başa çıkamıyor ve istediği yakınlığı kuramadığı için acı çekiyor. Çektiği acıyı atlatmanın yolunu ise, saçlarınını her zaman görmeye alıştığımız gibi sıkı bir topuz hâline getirdikten sonra sosyal güvenlik görevlilerine Noelle’i şikayet ederek onları mutsuz etmekte arıyor. Aynı zamanda aile hukuku konusunda görev yapmış Lydia Clements, Noelle’in kendisine güven ortamında anlattığı her şeyi aleyhine kullanıyor ve görevlilere Jim’in onaylamayan bakışları eşliğinde küçük Ryan’ın nasıl büyük bir tehlike içerisinde olduğunu anlatıyor. Bu sahne, Noelle’in Ryan’dan ayrılmış olması sonucunda attığı hepimizin içini burkan çığlıklarıyla bölünüyor ve Noelle hepimiz adına Lydia’dan hesap soruyor. Lydia Noelle’in bütün çığlıklarına ve tehditlerine rağmen tavrını bozmuyor ve kendisini son derece haklı görmeye devam ediyor ve belki de ileride anneleri dokuz ay boyunca karınlarında taşıdıkları öz çocuklarından ayırmak üzerine kurulu olacak kariyerine ilk adımlarını atıyor.

Günümüzde ise Aunt Lydia’nın önderliğinde gerçekleştirilen toplantı sırasında June’u Lawrence’ların evinden ayrılması gerektiği gündeme taşınıyor. Bölüm, June’un birinin canını yakmasından duyduğu zevki ve mutluluğu anlatmasıyla devam ediyor ve damızlıkları her zaman gittikleri markette izlemeye devam ediyoruz. June, daha önceki bölümlerde canlı bomba olarak Red Center’ı bombalayan Ofglen’i daha iyi anlamaya başladığını anlatarak bizlere bezmiş olabileceğini hissettirdiği anlar Janine’in Ofmatthew’a tüm sıcaklığıyla yaklaşmasıyla bölünüyor. Aunt Lydia June’u Lawrence’ların evinden alınacağını söylemek üzere yanına çağırıyor ancak arkaplanda June aracılığıyla Ofmatthew’la ilgili bir şeylerin yolunda gitmediğini gözlemliyoruz. Yaşadığı sistematik baskı ve psikolojik işkencelere ek olarak June’un Aunt Lydia’yla konuşurken kasıtlı olarak onun hakkında şikayette bulunduğunu düşündürecek biçimde davranması sonrasında Ofmatthew dengesini tamamen kaybediyor. Önce sürekli şiddete maruz kalan Janine’e saldırıyor daha sonra da bir gardiyanın belinden ele geçirdiği silahını June’a doğrultuyor. Bir an için zaman duruyor ve June’un hareketsizliğinin de yardımıyla kendimizi June’un gerçekten vurulması halinde ne kadar üzülebileceğimizi sorgularken buluyoruz. Sürekli olarak uygulanan baskı ve psikolojik işkence meyvesini veriyor ve June, Ofmatthew’u adeta gözleriyle yöneterek silahı Aunt Lydia’ya doğrultmasını sağlıyor ve Ofmatthew hayatını kaybediyor.

Colin Watkinson’ın sinematografisiyle göz doldurmaya devam eden dizi, karakterleri ve hikâyesinin bütünlüğü konusunda geçtiğimiz bölümde June’un plansız hareketlerinin başlattığı bocalamaya devam ediyor ve hatta June’un karakterine yaşattığı değişimle izleyici üzerinde kazandığı sempatiyi tehlike altına sokuyor. Üçüncü sezonun umut teması altında geçmesi gerekirken, dizi, aralarında planlı bir bağlantı olmayan olayları anlatmayı tercih ediyor ve izleyiciyi bir bölümünde umutlandırıp bir sonrakinde umutsuzluğa uğratırken rotasından şaşıyor. June’u her zamankinden daha planlı ve Gilead’ı yıkmaya yönelik attığı adımlarında daha emin bir hâlde izlememiz gerekirken kızının izini kaybetmesi sonucunda dağılmış ve bir yandan da Gilead insanlarının acımasızlıktan keyif alan hallerine bürünmüş olarak görüyoruz. Aunt Lydia’nın geçmişini merak ediyor ve öğrendiklerimiz vasıtasıyla kendi acılarını başkalarını mutsuz ederek atlatma yönteminden haberdar olmuş olsak da Aunt Lydia’yı tanımak için neden dizinin bitmesine bu kadar az kalmışken koskoca bir bölüm ayırıldığını anlayamıyoruz. The Handmaid’s Tale, üçüncü sezonunda şiddetini fiziksel olarak değilse de psikolojik olarak uygulamaya devam ediyor fakat, olaylar arasındaki bağı ve ana karakterinin yansıtılma biçmini sonraki bölümlerde daha geniş bir perspektifte sebeplendirmediği takdirde kontrol altında tutmakta zorlanıyor ve ne yazık ki şu an, kontrolü kaybetmenin ve öfkeye yenik düşmenin hiç sırası değil.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi