Amerika Birleşik Devletleri’nin totaliter bir rejim altında kadınların birer kuluçka makinesi olarak kullanıldığı hayali bir distopyada geçen ve Margaret Atwood’un 1985 yılında kaleme aldığı aynı isimli kitabından uyarlanan The Handmaid’s Tale, üçüncü sezonunun üçüncü bölümünde, June Osborne (Elizabeth Moss)’un nasıl bir damızlık olduğunu sorguluyor ve hizmet vermek üzere kapatıldığı yeni evinde sınırlarını test etmeye devam ediyor.

***Yazı The Handmaid’s Tale 3. sezon 3. bölüm ile ilgili keyif kaçırıcı detaylar (spoiler) içerebilir.***

Dizinin yaratıcılarından Mike Barker’ın yönettiği geçtiğimiz bölüm, June için yeni eve alışma sürecini ve en önemlisi gizli bir direniş örgütü olan Mayday’le olan ilişkisini gündeminde barındırıyordu. Üçüncü bölüm ise, Amma Asante’nin yönetmenliğiyle June’un komutan Lawrence (Bradley Whitford) tarafından kasıtlı olarak zorlanışı ile sınırlarını ve sabrını test ediyor. Bir yandan da, Waterford’ların June’u evlerine hapsettikten sonra hayatlarının nasıl yavaş yavaş darmadağın olduğunu ortaya koyuyor. Bütün bunlar ile dizi, izleyicisine bir kez daha June’un bu berbat düzenden kurtulmak ve bu süreçte hayatta kalmayı sürdürebilmek konusunda ne kadar kararlı olduğunu ve bu yolda katlanabileceklerini hatırlatıyor. June, yaşamak zorunda olduğu bütün insan dışı olaylara rağmen sabırlı, kararlı, yavaş ancak etkili bir şekilde bu düzeni kökünden yok etmeye, Gilead’ı yerle bir etmeye son derece kararlı. Şimdi, bu yolda ihtiyacı olan gücü ve desteği arkasına alma zamanı.

The Handmaid’s Tale 3. Sezon 3. Bölüm: “Bir Gün, Hazır Olduğumuzda, Sizi Bitirmek İçin Geleceğiz.”

Üçüncü bölüm, ibretlik olma amacıyla meydana asılmış Martha’lar ile başlıyor. Gizli bir direniş örgütü olan Mayday bünyesinde önemli sayıda evlerde hizmetli olmak için görevlendirilen Marthaları da barındırıyor ve bu hareketle herkese, bir kez daha başkaldırının nasıl sonuçlanacağı hatırlatılıyor. Elbette, bu insanların meydana asılış sebebi direniş yok sayıldığından sadece “sapkınlık” olarak veriliyor. Çünkü Gilead’dan kaçış mümkün veya olasılık dahili bir seçenek değil ve sapkınlık yapanlar bu manzarayı oluşturmaya mahkûm. Bu durum, diğerlerine düzene aykırı hiçbir düşünceye sahip olmaya cesaret edemesinler diye olabilecek en acımasız biçimde empoze ediliyor. June ise, bu manzaranın altında bir “sapkın” olarak kendisini sorguluyor ve bir kez daha her adımında ne kadar akıllı davranması gerektiğini ve eğer bu durumdan kurtulacaksa güç sahibi destekçilere ihtiyacı olduğunu anlıyor. Eve döndüğünde ise komutan Lawrence’ın baskıcı akıl oyunları ile sınanmaya devam ediyor. Lawrence, June’a her fırsatta yetersiz ve gereksiz olduğunu söyleyerek sürekli olarak sözlü işkence uyguluyor. Görevlendirildiği evlerde gözlem yeteneğiyle insanların zayıf yönlerini tek tek belirleyerek kurallara uygun davranışlarla ve akıl oyunlarıyla yavaşça hayatlarını paramparça eden June, bu durumun farkında olan Lawrence’ın kendisine karşı tutturduğu tavır sonucunda kendi silahıyla karşı karşıya kalıyor. Böylece, yaşadığı her şeye rağmen bir kez daha June’un sınırları ve katlanabileceği işkenceler konusundaki kapasitesi test ediliyor. June ise sabrından kalan küçük kırıntıları da korumak konusunda büyük çaba sarf ediyor olsa da, sessizliğiyle verdiği savaşında bu adımın kazanacağı sonuç için belirleyici olacağının farkında. Komutan Lawrence, Gilead’da öyle güçlü bir konuma sahip ki, toplantılara gitmektense toplantıları kendi evinde düzenliyor. Verilecek olan bu toplantı, Fred (Joseph Fiennes)’in de katılımıyla Waterford’ları June’un hayatına tekrar sokuyor. June, bulduğu ilk fırsatta sessizliği ve akıl oyunlarıyla, özellikle egosuna oynayarak çoktan avcunun içine almayı başardığı Fred’den Lawrence konusunda yardım istiyor. Bu sırada olanlardan sonra annesinin yanına sığınan Serena (Yvonne Strahovski) ise, annesinin bütün baskıcı tavırları zoraki dua gruplarına rağmen eski gücünü toplamaya çalışıyor. Fred, Serena’yı kazanabilmek için yapacağı konuşmayı beraber olduğu seks işçilerinden birine yaparak prova ediyor ve sahip olduğu gücün bir türlü onaramadığı acizliğini bir kez daha belli ediyor.

Toplantı sırasında Lawrence, kadınların kullanışlı oldukları tek görevin erkeklere hizmet veya doğurganlık olduğu konusundaki provokatif konuşmaları ve June’u herkesin önünde kitap taşımaya zorlamasıyla uyguladığı işkencenin seviyesini, komutan pozisyonuna yükselen Nick (Max Minghella) özellikle görmesini sağlayarak arttırıyor. June, görevlendirildiği evin zayıflıklarını kullanarak oluşturduğu ve ileride strateji olarak kullanacağı kişiliğini inşa etmeye devam ederken bu defa Lawrence’ın kendisini Chicago’dan zorla getirilen bir grup kadının kaderini, Martha olmaya layık görülecekleri seçmeye zorlanırken buluyor. Bölümün gerginlik seviyesi, Lawrence’ın June’un planları hakkında her şeyi bildiğini anlattığında ve Emily (Alexis Bledel)’e dünya için gerekli olduğundan yardım ettiğini, June’a gereksiz olduğu için yardımcı olmayacağını söylediğinde yaşadıkları bütün bu düzenin yaratıcısının Lawrence ve yazdığı kitaplar olduğunu anlatan kavga ile yükseliyor.  Bu kavga, aslında bir bakıma June’un kurduğu düzen sayesinde sebep olduğu bütün acılardan vicdanını sadece kendisine bütün yaptıkları hatırlatılarak kötü davranıldığında veya bazen birkaç insanın kurtulmasına yardım ettiğinde rahatlatabilen yeni komutanının da şifresini çözdüğünü simgeliyor. June, yine de, Lawrence’ın istediği insana dönüşmemek için Martha’ları seçmek ile görevlendirilmeyi her şeye rağmen reddediyor. Aynı zamanda baskıcı annesi tarafından Fred’e dönmek için zorlanan Serena, kendisini teselli aramak için June’un yanında buluyor. June, kim olduğunu hatırlatarak ve kızına bu düzeni bitirirse kavuşabileceğinin sinyallerini vererek bu fırsatı, belirli bir güce sahip olan Serena’yı, desteğini kazanabilmek için kullanmaya devam ediyor. İntihar etme düşüncesinden bütün gücünü toplayarak çıkan Serena’nın desteğini yanına alabilme düşüncesi, June’u bulduğu her olanağı prensiplerini düşünmeden kullanması gerektiği gerçeğiyle baş başa bırakıyor ve Martha’ları ileride Mayday için yararlı olacak şekilde seçmeye itiyor. Bugüne dek sallantılı bir ilişkiye sahip olduğu Mayday için artık bir karar mekanizması haline gelen June’un seçimi sayesinde Mayday, avukat, gazeteci, mühendis, teknisyen ve hırsız olmak üzere alanlarında olağanüstü başarılara sahip beş yeni kadının daha gücüne sahip oluyor.

June’un sınırlarının zorlandığı üçüncü bölümde Lawrence’ın zekâsına dair gerçekler ortaya çıkıyor ve kişiliğine dair sır perdesi aralanıyor. Waterford’lar June’un hayatına bir kez daha ancak bu kez başka amaçlarla giriyor. Güçlü diyaloglara sahip bölüm, genel olarak June’un stratejisini yavaş yavaş inşa ettiği, destekçisi olan güçleri her gün biraz daha arttırdığı planıyla bu düzeni yok etme konusundaki kararlılığını anlatıyor ve bu kabul edilemez düzen için değişim, emin adımlarla, bütün yıkıcılığıyla yaklaşmaya devam ediyor .

The Handmaid’s Tale yeni bölümleriyle BluTV’de!

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi