Margaret Atwood’un 1985 yılında kaleme aldığı aynı isimli romandan uyarlanan The Handmaid’s Tale, Amerika Birleşik Devletleri’nin Gilead Cumhuriyeti isimli teokratik bir devlet düzeni tarafından ele geçirilmesini ve bu doğurganlığa saplantılı düzen altında kadınların birer kuluçka makinesinden ibaret görülmesini anlatıyor. June (Elisabeth Moss) ise, her ay “seremoni” adı altında yapılan tecavüz ritüeline maruz kalan damızlıklardan bir tanesi ve içinde bulunmaya zorlandığı düzeni hiçbir zaman kabul etmemiş olmasıyla dikkat çekiyor. Daha önce Gilead’dan kaçmak için birkaç fırsat yakalamış olsa da June hiçbir zaman kızı Hannah’yı ardında bırakmayı tercih etmedi. Şimdi ise, Hannah’yı sonsuza dek kaybetmiş olma olasılığının düşüncesi June’u içten içe kemiriyor bizler de bu insanlık dışı çevrede güç bulabilmek için June’dan geriye kalanlara tutunuyoruz.

Daina Reid’in yönetmenliğini üstlendiği geçtiğimiz bölümde June, bir önceki bölümde sinir krizi geçirerek Aunt Lydia (Ann Dowd)’ya silah doğrultması sonucu vurulmasıyla hastaneye kaldırılan yürüyüş partneri Ofmatthew’un (Asleigh LaThrop) bebeğinin doğumu gerçekleşene dek başında beklemekle cezalandırılmıştı. Hastane odasında varlığı reddedilerek dizleri üzerinde geçirdiği günler sonucunda akıl sağlığını korumak konusunda zorluk yaşar hale gelen June, sonucunda kendi yaşamını yitireceğini bilerek birçok kez etrafındakileri öldürmeyi hayal etmiş ve hatta Serena’yla (Yvonne Strahovski) boğuşurken kendisini yaralamıştı. Ancak bedenindeki tüm cansızlığa rağmen doğum yapabilme ve bir başkasına hayat verebilme gücünü gösteren Natalie’den (Ofmatthew) etkilenmiş ve bir kez daha savaşına geri döndü. Bölüm süresince June’a sezon boyunca geçirdiği değişim ve özellikle son birkaç bölümde gösterdiği bencillik diğer karakter tarafından bizim yerimize söylenmiş ve bu sözler June’un kendisine gelme sürecine yardımcı oldu. June, Natalie’nin başında beklerken gördüğü yanılsama sandığı çocukların hastaneye regl düzenleri ve doğurganlıları takip edilmek üzere kontrole getirilen kız çocukları olduğunu öğrendiğinde ise bu çocukları Gilead’dan kurtarma görevini kendisine misyon edindi ve uzun zamandır görmediğimiz güçlü June’u yeniden izleme şansını bizlere verdi. Dokuzuncu bölümün en büyük problemlerinden bir tanesi artık bir amacı olan June’un hiçbir planının olmaması gerçeğiydi. Yine Daine Reid’in yönetmenliğini üstlendiği onuncu bölümde June’un bir planı var ve Komutan Lawrence (Bradley Whitford), bazı damızlıklar ve Marthalar bu konuda kendisine destek vermek için hazır durumda.

The Handmaid’s Tale 3. Sezon 10. Bölüm: Yeni Bir Plan, Yeni Bir Umut

***Yazı The Handmaid’s Tale 3. sezon 10. bölüm ile ilgili keyif kaçırıcı detaylar (spoiler) içerebilir.***

Bölüm, hastaneden yeni çıkan June’un bir önceki bölümde Aunt Lydia’nın hizmet ettiği evin değiştirileceği yönündeki bilgilendirmesinin aksine, Komutan Lawrence’ın evine dönmesiyle başlıyor; verilen karar hiçe sayılarak June görevine “Ofjoseph” olarak devam ediyor. Uzun süredir hastane odasında izole biçimde yaşamaya zorlanmış June, Lawrenceların evine geldiğinde Waterfordların bütün evleri Washington standartlarına çıkarmak için zorunlu tuttukları değişimi görüyor. Bu durum, önceki bölümlerde bizlere Gilead düzeninde oldukça yüksek bir otoriteye sahip olduğu belirtilen Komutan Lawrence’ın gücünü sorgulatıyor. Eğer Komutan Lawrence diğer komutanları toplantıları yapabilmek için evine gelmeye zorlayacak kadar güçlüyse, neden Waterfordların öncülük ettiği bir değişime ayak uyduruyor? Aynı zamanda bu durum, Fred’in (Joseph Fiennes) Nichole’ün durumunu kullanarak kazandığı gücü de açıkça gözler önüne seriyor. Hastanede diz üzerinde geçirdiği günlerden kalan sendelemesiyle mutfağa girdiği anda June, birçok çörekle karşılaşıyor ve evin Martha’sı Beth (Kristen Gutoskie), çöreklerin Marthalardan gelen “hayır” mesajı olduğunu açıklıyor. Bizler de böylece çöreklerin Marthaların birliğinde “hayır”, keklerin ise “evet” demek olduğunu öğreniyoruz. Bu kez, hayır cevabı, bipolar rahatsızlığı olan Eleanor’un (Julie Dretzin)’un ilaçları için geliyor. Marthalar artık Eleanor’un ilaçlarını sızdıramayacaklarını bildiriyor ve bu durum Lawrencelar üzerindeki baskıyı arttırıyor. Sohbetleri sırasında June, Beth’den Marthalardan damızlıkların çocuklarını Gilead’dan kaçırma konusunda yardım etmesini rica ediyor ve Beth, June’a tıpkı geçtiğimiz bölümde June’un herkesi öldürmeye dair kurduğu planları anlatması sonucunda Natalie’nin doktorunun söylediği gibi, bunun kendi ölümüyle sonuçlanacağını söylüyor. Bu durum, June’un bilinçaltında Hannah’ya dair kaybettiği umutlarından sonra kendisini yok etme isteği duyma olasılığını bir kez da düşündürüyor. June, Eleanor’un ilaç durumunu eşi için endişelenen Joseph üzerinde kullanmayı hedefleyerek Komutan Lawrence’a Eleanor’u Gilead’dan çıkarabileceğini ve böylece ihtiyacı olan ilaçlara ulaşmasını sağlayabileceğini hatırlatıyor. Lawrence’ın eşini kendisinden uzaklaştıramayacağını söylemesine ise, kendisinin de Eleanor’la beraber kaçabileceğini söyleyerek cevap veriyor ve Lawrence’ın aklına yavaşça yerleştirdiği hayallere bir de kamyon edinme fikrini ekliyor. Böylece, son zamanlarda kontrolünü kaybeden June’u değil de umutlarımızı bağladığımız güçlü June’un kendi fikirlerini güç sahibi komutanların akıllarına yerleştirme ve bu şekilde gerçekleştirme sürecinin başlangıcını izliyoruz. June’un fikirlerini benimsetme süreci bittiğinde ise Lawrence,”İnsanın katlanabileceklerinin sınırı hakkında ne biliyorsun?” diyerek bölüm için önemli bir soruyu June’a yöneltiyor ve bugüne dek akıla gelebilecek her eziyete maruz kalmış June’dan “Her şeyi” cevabını alıyor. Market alışverişi için Loaves and Fishes’a gelen June’un akıl sağlığını sorgulatan mimiklerini yakın plan yardımıyla izliyoruz. Bir önceki bölümde June’un yeni bir amaç yardımıyla hayata yeniden tutunmuş olmasının akıl sağlığını korumaya yetip yetmediğini düşünürken o, Alma’dan (Nina Kiri) yardım istiyor ve damızlıkların kendilerinden çalınan çocuklarına yönelik planlarından bahsediyor. Alma’nın bizim yerimize June’a iyi olup olmadığını sorması yapılan denetim ile bölünüyor ve damızlıklar Washington’dan gelen Wislow (Warren Putnam) ve Waterfordlara sunulmak üzere diziliyor. Wislow’a Boston’daki damızlıkların ne kadar kontrol altında olduklarını göstermeyi hedefleyen Fred, June’a onların evinde görevine dönmeyi teklif ediyor ve elbette June tarafından reddediliyor. Ancak bu sahneyle ilgili en korkunç şey ne yazık ki Fred’in bu teklifi değil, arka planda konuşulan, Washington’daki ağız zımbalarının ve peçelerin Boston’a getirilmesi için çalışmaların sürdüğü gerçeği. Her ne kadar bu konuşmalar, Serena’nın June’a yaklaşarak, sanki kavga etmemişler gibi, nasıl olduğunu sormasıyla bölünse de, duyduğumuz anda kanımız donuyor ve June’un üzerindeki baskının artışını hissediyoruz. Eve döner dönmez June, damızlıkların kendilerinden çalınan çocuklarına dair bilgilerin yer aldığı dosyaları aramaya koyuluyor ve adeta June’a yardım ettiği anlar sayesinde yaşadığını hisseden Eleanor, bunu bir kez daha yapıyor. Dosyalara ulaşan June, Lawrence’ı olduğu gibi Eleanor’u da fikirlerine alıştırmaya çabalıyor ve Eleanor’a Lawrence’la beraber Gilead’dan kaçabileceklerinden bahsediyor. Eleanor, Lawrence’ın bir savaş suçlusu olduğunu ve Gilead’ı terk ettikleri anda ömür boyu hapiste kalmaya zorlanacağını veya öldürüleceğini söylüyor. Böylece, ihtiyacı olan tedaviye ulaşamayarak her gün daha kötüye giden Eleanor’un her şeye eşi için katlandığına bir kez daha şahit oluyoruz. Bu sıradaWaterfordlar ve Wislow’un Lawrence hakkındaki şüphe dolu konuşmalarına şahit oluyor, bir kez daha Lawrence’ın otoritesini sorguluyoruz. Yapılan konuşma sonucu, Fred’in baskısıyla Lawrenceların seramonisini denetleme kararı alınıyor ve elbette bu durum, Gilead düzenine uygun yaşamadıkları yavaş yavaş anlaşılan Lawrenceların üzerindeki baskının artmasına yol açıyor.

June, kendi dosyasını bulsa da Hannah ile ilgili yeni bir bilgiye ulaşamıyor, ancak diğer damızlıkların çocuklarıyla ilgili aradığı bilgileri ediniyor. Bu sırada June, kan dondurucu bir başka gerçeği dile getiriyor: Amerika Birleşik Devletleri’nin medeni düzenden uzaklaşıp Gilead’ın teokratik düzenine yenilmesi üzerinden beş yıl geçmiş ve çocuklarına dair her şeyi kaçırmış bu insanlar, beş yıldır başlarına gelen her şeye katlanıyor. June, araştırmasında Janine’in (Madeline Brewer) oğlunun hayatını kaybetmiş olması ve Gilead’ın bu konudan Janine’i hiçbir şekilde haberdar etmemiş olması gibi diğer damızlıkların çocuklarıyla ilgili aradığı bilgilere ulaşabilmeyi başarıyor. Beth, kucağında taşıdığı seremoni yastığıyla June’u çağırmaya geldiğinde ise uzun süredir endişelenmek zorunda kalmadığımız tecavüz korkusu tekrar ortaya çıkıyor. Bugüne dek fiziksel ve duygusal anlamda her türlü insanlık dışı durumu gösterdiğini düşündüğümüz dizi, izleyicisini şaşırtmaya devam ediyor. Gilead, Fred ve Wislow’un önderliğiyle bu kez, Lawrenceların aylık seremonisinin gerçekleştiğinden emin olmak için şahitlik etmeye ve seremoni sonrasında June’u kontrol etmeye geliyor. Elbette Lawrencelar için bu seremoni büyük bir trajedi hâline geliyor. Eleanor, bu duruma düşmeyecekleri konusunda kendisini her zaman rahatlatan Lawrence karşısında sinir krizi geçiriyor ve eşine her zaman sadık olan Joseph da duygusal anlamda yıkılıyor. Ancak bu sahneyi bugüne dek izlediğimiz en zor sahnelerden biri kılan şey, seremoni sonrasında doktor tarafından kontrol edileceğini ve seremoninin gerçekleşmemesi hâlinde herkesin asılacağını bilen June’un Lawrence’ı adeta kendisine tecavüz etmesi için ikna edişini izlemek. Bu sahne ve June’un tavrı, Lawrence’ın June’a daha önce bir insanın katlanabileceklerinin sınırı hakkında ne bildiği konusundaki soruyu en acımasız şekilde yanıtlıyor. Elbetteki June, insanın nelere katlanabileceği konusunda bütün yaşadıklarına, özellikle yaşadığı utanç dolu o ana rağmen hayatta kalacak, daha da önemlisi direnmeye devam edecek gücü bulabilmesiyle belki de en fazla bilgiye sahip insan. Bu sahne, her ne kadar June’un Gilead’da kaldığı sürece yaşayacaklarının sınırının olmadığını ve Gilead’ın herkes için sonsuz derecede acımasız olduğunun en korkunç kanıtı olsa da, June’un ne kadar güçlü olduğunu bir kez daha hatırlatıyor. Böyle bir durumda bile June, kontrolünü kaybetmiyor ve hatta tecavüzcülerini sakinleştiriyor, onlara destek oluyor. Sonunda görmeyi özlediğimiz June’u gösterdikten sonra dizi, seremoninin gerçekleştiği sahneleri atlayarak bizlere, karakterlere, özellikle Lawrence’a karşı duyduğumuz saygıyı tamamen yitirmememiz için bir şans tanıyor. Seremoni sonrasında yapılan muayene sonrasında June, Fred’e “Bu seremoni en azından seninle değildi.” diyerek bölümün belki de en nefret dolu cümlesini kuruyor. Yaşanan trajedi her ne kadar son derece insanlık dışı olsa da, Lawrence’ı yıkıp, June’u güçlendirerek June ve Lawrence’ı yakınlaştırıyor. Lawrence’ın kendisine doğum kontrol hapı uzatmasından ve June’un bunun cezasının köpeklere çiğnetilmek olduğunu söylemesinden sonra Lawrence, June’a istediği kamyonu bulacağını söylüyor. Lawrence, sözlerine June’un Eleanor’u güvenli bir şekilde Gilead’dan kaçırmasını istediğini söyleyerek devam etse de June, bir savaş suçlusu olsa bile eğer elinde Gilead’ın çalınan çocukları gibi değerli bir şey olarak kaçarsa Lawrence’ın da Gilead’dan çıkabileceği hatta potansiyel bir mahkûmken kahraman olabileceği fikrini ortaya atıyor. June, markete gittiğinde daha önce de yardımını istediği Alma’yı, çocuğu hakkında edindiği bilgileri ve Lawrence’ların desteğini aldığı planını sunarak ikna ediyor. Planı gerçekleştirmek için Janine de desteğini veriyor ve damızlıklar tekrar birlik oluyor. June, Janine’e oğlu Caleb’in ölümünden bahsetmeyerek ve ona oğluyla ilgili hayaller kurmaya devam etme lüksünü tanıyarak bizlere artık birkaç bölümdür izlediğimiz bencil kişi olmadığını bir kez daha gösteriyor. Bu sırada Serena, Fred’e Nichole’ü kendi bencil amaçları için kullandığının farkında olduğunu ancak bu durumdan sıkıldığını söyleyip, kontrolü ele alarak onu Kanada’dayken çantasına ihtiyacı olduğu durumda kullanması için bir telefon sıkıştıran Mark Tuello’ya (Sam Jaeger) yardımcı olması ve onunla beraber çalışması için zorluyor. Böylece Serena da, tıpkı Hannah’yı kaybettiğinden beri kendisini de kaybeden June gibi, Nichole’ü kaybettiğinden beri içine düştüğü kontrolsüzlükten kurtulduğunu ve gücünü geri kazandığını gösteriyor. Bölüm, June’un Beth’i Marthalardan gelen keklerle çevrili hâlde bulmasıyla bitiyor. Marthalar, June’a bu kez bütün çocuklar için vereceği savaşında tüm desteğini veriyor ve June’un kesinlikle daha büyük kamyona ihtiyacı var.

Üçüncü sezonun genel teması June ve June’un kurtuluşu için umut olsa da, özellikle son bölümlerde June’un kendisini kaybedişini ve hikâyenin bocalayışını izleyerek hayal kırıklığına uğramıştık. Colin Watkinson’ın başarılı sinematografisi eşliğinde izlediğimiz Gilead’ın karanlık düzeni, yok edilmesi hiç de kolay bir dünya olmamasına ek olarak, bir de yok etmeyi planlayanları ortadan kaldıran ya da psikolojik sağlıklarını yitirmelerine yol açan bir yer. Geçtiğimiz bölümlerde bizlere Gilead’ın yenilmezliğini defalarca gösteren dizide, tek umudumuz olan June’un, Hannah’yı kaybetmesi sonucunda plansızlaşmasını ve kontrolünü kaybetmesini izleyip umutlarımızı yitirmeye başlamıştık. Dizinin umut dolu bir bölümden sonra inşa ettiği her şeyi yıkan bir başka bölümle devam etmesiyle rotasını kaybettiğini düşünüp, duygusal olarak yıpranmıştık. Ancak geçtiğimiz bölümde June’un bütün çocukları kurtarabileceğinin hayali sayesinde ayağa kalkışıyla geri kazandığımız umut, bu bölümde güçleniyor. Çünkü bu kez, June’un sağlam bir amacının yanı sıra, çalışma olasılığı yüksek bir planı da var. Aynı zamanda, geçtiğimiz bölümde Hannah’nın acısıyla içine düştüğü bencilliği ardında bırakmasından sonra bu bölümde, her ne kadar psikolojik olarak en sağlıklı zamanlarını yaşamadığı açıkça belli olsa da uzun zamandır görmediğimiz kadar güçlü bir June karşımıza çıkıyor. Dolayısıyla dizinin ana karakterini tekrar sevilebilir ve bağ kurulabilir hâle getirmeyi başardığını söylemek mümkün. Daha da önemlisi dizi, uğruna savaşacağı bir amaç verdiği June’a gerçekten işleyebilecek bir plan da vererek izleyici üzerinde yarattığı umut hissiyatını tekrardan canlandırıyor ve izleyicisinin June’un annelerinden zorla ayrılmış bu çocukları Gilead’ın bütün korkunçluklarından kurtarmasını sabırsızlıkla beklemesini sağlıyor. Üçüncü sezonun onuncu bölümü, Marthaların, damızlıkların ve Lawrenceların desteğini ardına alan June’un planı ve gücünü geri kazandığının sinyalini veren Serena’nın yardımıyla Gilead’ın yerle bir olması hayaline yönelik umutlarımızı uzun bir süreden sonra sonunda bizlere geri veriyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi