İkinci sezon finalini geçtiğimiz yıl 11 Temmuz’da yapan The Handmaid’s Tale, 5 Haziran’da yayınlanan Night, Mary and Mother ve Watch Out isimli üç bölümüyle hayatlarımıza geri döndü. Ancak, bu kez her anlamda cehennemi andıran Gilead, yerle bir olma tehlikesine hiç olmadığı kadar yakın ve her yerde yaklaşan isyanın esintileri var.

Margaret Atwood’un 1985 yılında kaleme aldığı aynı isimli romanından uyarlanan The Handmaid’s Tale, Amerika Birleşik Devletleri’nin totaliter ve kadınları sadece bir kuluçka makinesinden ibaret görmesiyle son derece seksist bir rejim ile yönetildiği bir distopyada geçiyor. Bizler ise bu acımasız, kabul edilemez distopyada kuluçka makinelerinden bir tanesi olan June Osborne’un (Elizabeth Moss) hikâyesine şahitlik ediyoruz ve geçirdiğimiz iki sezonluk süre boyunca önce insan, sonra kadın olarak özgürlüklerimizin kıymetini anlarken özgürlüğümüzden verdiğimiz ilk tavizin bizleri nasıl bir dünyaya sürükleyebiliceğinin farkına varıyoruz. Çünkü bu insanlar, hayali bir dünyadan veya olmayacak geçmişlerden gelen bireyler değil; bu insanlar hepimiz gibi akademisyen, editör, yazar veya öğrenci. Bu insanların hiçbirimizden farkı yok. Onlar, sadece dünyanın ve insanların bu kadar acımasızlaşabileceğini düşünemediklerinde özgürlüklerinden verdikleri ufak tavizlerin oluşturduğu kocaman bir hatanın altında eziliyorlar ve bu ülkenin vatandaşı olmak haricinde hiçbir suçları yok. Üçüncü sezonuyla dönen dizinin ilk bölümü, diziyi uyarlayan Bruce Miller’ın senaryosuyla geliyor. Yönetmen koltuğunda ise geçmişte birçok bölümü bizlere sunan Mike Baker yer alıyor.

The Handmaid’s Tale 3. Sezon 1. Bölüm: “Üzgünüm Bebeğim, Ama Annenin İşleri Var”

***Yazı The Handmaid’s Tale 3. sezon 1. bölüm ile ilgili keyif kaçırıcı detaylar (spoiler) içerebilir.***

The Handmaid’s Tale, ilk sezonunda bu korkunç dünyayı ilmek ilmek işleyerek, June’un yanında bizlere de ne kadar kabul edilemez olduğunu tüm acımasızlıklarını göstererek anlatmıştı. İkinci sezonunda ise, June’a ve bizlere kurallara uyuyormuş gibi yaparak kendi yolumuzla ilerlemeyi ve kendi hedefimize yaklaşmanın yollarını gösterdi. June, var olmak zorunda olduğu düzenin gereklerini yerine getirerek ve getiriyormuş gibi görünerek her bölümde gücünü biraz daha topladı. Şimdi ise savaşma ve bir şeyleri değiştirme zamanı. Sezonun ilk bölümü bıraktığımız yerden, June’un Nichole’ü Emily’e emanet ettiği sahneden başlıyor. Kızından bir kez daha vazgeçemeyen June, diziye geçtiğimiz sezon dâhil olan Bradley Whitford’un canlandırdığı yardımsever komutan Lawrence aracılığıyla kızına götürülüyor; ancak Gilead’dan kurtulmak bu kadar kolay değil elbette. Bu olay sırasında bir başka kadının, Mrs. Mackenzie’nin annelik üzerinden duyduğu merhamet ve anlayış sayesinde yaşamını sürdüren June, sonunda yine eve dönüyor. Waterfordların evinde kendisini, görüntüyü kurtararak “evlerini koruma”nın yollarını uygun bir kılıf uydurmanın peşine düşen Fred Waterford (Joseph Fiennes) karşılıyor. En önemlisi, June, kızından daha iyi bir hayata sahip olabilmesi için vazgeçerek kendisine göre yapabileceği en büyük fedakârlığı yapmış Serena Joy (Yvonne Strahovski) ile tekrardan bir araya geliyor. Bir komutanı odada zorla tutmasına rağmen otoritesini yitirmeyerek bu döngüde ne kadar kuvvetli bir yere sahip olduğunu bir kez daha kanıtlayan Nick (Max Minghella), her ne kadar öfkeyle kendisine bir başka kaçış şansının olmayacağını, Gilead’da öleceğini söylese de June, değişimin gelişini, tutsağı olduğu evin her bir metrekaresinde hissediyor. Bir yandan da, Emily ve henüz küçük bir bebek olan Nichole’ün Gilead’dan canlarını kurtarma çabasını nefeslerimizi tutarak izliyoruz.

Hastaneye vardıklarında ise onları bizler yerine alkışlayan bir kalabalık ve muhtemelen yaşadıkları vahşetten haberdar olarak hazırlanmış bir grup kadın doktor karşılıyor. Dizinin sinematografisi, her zamanki gibi bu bölümde de karanlık, koyu yeşil ve kırmızılarla dolu. Oyuncular ise yine konuşmaları yasak olan her şeyi, en yüksek sesle susarak bağırıyor. Özellikle Elizabeth Moss ve Yvonne Strahovski gözleri ve sessizlikleriyle yutmak ve sindirmek zorunda oldukları her şeyin öfkesini kusmaya devam ediyor. İkinci sezon boyunca June’un karakterinde yaşadığı değişimlerin yerini üçüncü sezonda adeta Serenay Joy alıyor. Bu kez Serena, kurulmasına yardım ettiği bu korkunç düzenin dehşetinin farkına varıyor ve öfkesinin alevi herkesi yakmak için yükseliyor. Düzenin destekçilerinin de dehşetin farkına varması fikri, değişimin en büyük habercilerinden olmakla beraber; izleyicinin iki sezondur beklediği ve komutan Lawrence ile ışığını gördüğü umudu temsil ediyor. Waterfordlar ve June’un yolu, Serena Joy’un iki sezondur June ile beraber tutsak olduğumuz evi sonunda yerle bir etmesiyle, her ne kadar Fred olan bitene kılıf uydurmayı başarmış olsa da, bir kez daha ayrılıyor. Kaçırılmalar her ne kadar Waterfordlar için yeni bir haber olmasa da June, kızını görmenin bedelini bir kez daha işkence görerek ödüyor ve bu sırada Emily ve Nichole’un nefeslerimizi tutarak izlediğimiz mücadelelerinin sonunda Kanada topraklarına girmeyi başardıkları haberini alıyor. Kanada’da ise Emily, June’un eşi Luke’u bulmayı başarıyor ve bölüm, June’un beklenmedik bir şekilde komutan Lawrence’ın evine verilmesiyle son buluyor. Gilead’ın ekonomisini inşa etmesiyle güçlü bir statüye sahip olan komutan Lawrence, sahip olduğu gizem ile Fred Waterford’un damızlık kızı Scrabble oynamaya davet ettiği ilk günlerini anımsatıyor, ancak bu kızlara tecavüz etmeyişi onu çok daha farklı bir yere konumlandırıyor. Fakat günün sonunda, her ne kadar bu kadınlara yardımcı olarak vicdanını rahatlatmaya çalışıyor olsa da, o da bu korkunç düzenin tuğlalarını yerleştiren vizyon yoksunu insanlardan bir tanesi.

Talking Heads grubunun Burning Down The House isimli şarkısıyla ikinci sezonuna radikal bir nokta koyan dizi, üçüncü sezonunun ilk bölümünde beklenmedik bir dönüş alarak June yerine Serena Joy’un evi gerçek anlamda yakmasıyla devam ediyor ve sinyalini verdiği her umudun arkasında duruyor. Dolayısıyla üçüncü sezon, izleyicisine, her anlamda kadınların önderlik edeceği değişimin, birliğin ve en önemlisi canlarını dişlerine takarak verecekleri savaşın, adım adım yaklaşmasını müjdeliyor.

The Handmaid’s Tale yeni bölümleriyle BluTV‘de!

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi