The Handmaid’s Tale totaliter rejimin hâkim olduğu bir distopyada kadını kadının gözünden anlatan bir yapım olarak geleceğin tezahürünü, geçmişin ve bugünün gölgesinde anlatmaya devam ediyor. Sezonun yarısından çoğunu geride bıraktığımız sekizinci bölümünde, Offred ile Serena’nın dayanışmasına ve bir bebek üzerinden nasıl sınava tabi tutulduklarına şahit oluyoruz.

***Yazının bundan sonraki bölümü The Handmaid’s Tale 2. sezon 8. bölüm ile ilgili keyif kaçırıcı detaylar (spoiler) içerebilir.***

The Handmaid’s Tale 2. Sezon 8. Bölüm: Annenin Kutsal Dokunuşu

“Çalışmayı özledin mi?” diye sorar Offred, patlatılan bomba sonrası hastanede tedavisine devam edilen Kumandan Fred’in işlerini birlikte yürüttüğü Serena’ya. Serena ise Offred’den gözlerini kaçırarak “Tanrının lütfuna erişmek için küçük bir fedakârlık.” diye cevaplar. İşte bu “küçük fedakârlıklar” karakterleri hatta belki de tüm dizinin akıbetini değiştirecek olan olayların zeminini hazırlıyor. Tüm bölüm, kadın dayanışmasını vurgulamanın yanı sıra kadınların bir bebeğin hayatta kalması için neler yapabileceğini anlatıyor. Janine karakteriyle harikalar yaratan Madeline Brewer, bu bölüme performansıyla damgasını vuruyor.

Aniden çalan sirenler, bir bebeğin tehlikede olduğunun sinyalini verir. Markette Offred ile birlikte olan Janine, bebeğin kendisinin doğurduğu Angela olduğunu (kendisi ona hâlâ Charlotte diye seslenir) öğrenir ve kendini kaybeder. Offred bebeğini göstermeleri için aralarının daha iyi olduğu, “Belki de başka bir yerde iş arkadaşı olabilirdik!” diye hakkında düşünmeye başladığı Serena’ya bu konuyu açar. Serena, bakışlarıyla evet, sözlü olarak ise “Saçmalama!” diye tepki verir. Ancak önceki incelemelerde de bahsettiğim üzere, Serena’nın her an ibreyi Gilead’dan direnişe çevirecek gibi bir tavrı vardı. Sanki tam Offred’in tarafına geçecekken mantığı onu gerçeklere döndürüyor gibiydi. İlk kez bu bölümde, Serena ipleri eline alıyor, aynı eski günlerindeki gibi söz sahibi oluyor ve Fred’in karşı çıkmasına rağmen ona haber vermeden vicdanen doğru bulduğu kararlar veriyor. Bu tavrı ile Serena, seyircinin ilk defa kendisi ile empati kurmasını sağlıyor.

Angela bebeğin kurtulması için son çare olarak tek bir doktorun adı geçer, ancak o “kadındır” ve Martha denilen hizmetçilerden biridir. Fred’in tek bir günlüğüne doktor olarak Angela bebeğe bakmasına izin vermediği Martha’yı bir sonraki sahnede hastanede görürüz. Serena, ya “benim başıma da aynısı gelse” gibi düz bir empati yolunu Offred’in yardımıyla takip etmiş, Fred’den izinsiz Martha için izin kağıdını imzalamıştır. Çünkü tüm Gilead düzeni, bebek sahibi olmak ve yeni bir ahlaki toplum yaratmak üzerine kuruludur. Buna giden her yol mübahtır ve yapılması gereken neyse –yasadışı bile olsa- yapılmalıdır. Serena’nın bu fedakarlığı sayesinde, Offred Janine’e verdiği sözü yerine getirir ve bebeğini görmesini sağlar. Bu esnada Martha hastaneye getirilir ve bebeği muayene etmesi söylenir. Martha, kendisine verilen hizmetçi kimliğinin dışına çıkar. Senelerdir ağzından çıkmayan tıbbi terimleri dile getirirken gözlerinden yaşlar akar. Ancak tıbbın yapacağı bir şey kalmamıştır. Angela’nın makinelerden çıkarılıp son nefesini vermesi beklenecektir. Janine veda etmek için son kez Angela’yı kucağına alır. Diğerleri gibi, evde bakan kumandan ve karısı da dahil, bir koruyucu kostümün içinde dokunmaz bebeğine. Bebeğine annenin kutsal bir dokunuşunu sunar. Ona tüm benliğiyle ve sıcaklığıyla temas eder. Ardından sabah olmuştur. Janine’in mırıldandığı şarkıyı bir bebeğin sesi keser. Bu Angela’nın sesinden başka bir şey değildir. Hristiyanlıktaki kutsal dokunuş, Janine’in kızına dokunmasıyla tezahür eder. Angela bir mucize ile tamamen iyileşmiştir. Janine ile birlikte Angela’yı sahiplenen, onun iyileşmesi için her şeyini riske atan herkes aslında onun için bir nevi annelik görevi üstlenmiştir. 

The Handmaid’s Tale’in Women’s Work bölümü, Gilead distopyası üzerinden günümüzde doğadan her geçen gün koşarak uzaklaşan, kendi içine kapanan birebir iletişimin ekran üzerinden yapıldığı düzene ince bir eleştiri getiriyor. Her şeyin kitaba uygun yapılmasının beklenen sonucu vermeyeceğinin Janine karakteri üzerinden altını çiziyor. Bunu yaparken de yapılan işlere insani bir “dokunuş” gerektiği mesajını vermeyi ihmal etmiyor. Bu insani dokunuş ise Gilead düzeninde esnekliği yanında getiriyor. Serena göstermiş olduğu bu esneklik yüzünden, ilk kez çok büyük bir ceza alıyor. Fred, Serena’nın, arkasından iş çevirdiğini öğrendikten sonra onu Offred’in gözü önünde kırbaçlıyor. Seyircinin Serena’ya duyduğu empatinin bu sahne ile daha da güçlenmesi kaçınılmaz. Gözyaşları içinde kendi odasında Offred’in desteğini geri çeviren Serena’ya bakarken aklımıza şu sorunun gelmesine engel olamayız: Bir kadın, elinde olan özgürlüğünü niye başka birisinin himayesine vermek ister? 

The Handmaid’s Tale 2. sezon 8. bölüm, Gilead’da suyun iyice kaynadığını annelik duygusu üzerinden çarpıcı bir şekilde aktarıyor. Serena ile birlikte birçok karakterin acı bir şekilde bir şeylerin doğru işlemediğine dair aydınlanması, sonraki bölümlerde bu ağır psikolojinin yerini şiddete bırakacağının sinyalini Emily’nin şu sözleriyle veriyor: “Tecavüz, Tanrı’nın bir lütfu değildir. Asıl, patlatılan bomba bir lütuftur.” 

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi