The Handmaid’s Tale totaliter rejimin hâkim olduğu bir distopyada kadını kadının gözünden anlatan bir yapım olarak geleceğin tezahürünü geçmişin ve bugünün gölgesinde anlatmaya devam ediyor. Dizinin en son yayınlanan bölümü After’da, önceki bölümde Rachel and Leah Merkezi’nde bir damızlık tarafından patlatılan bombanın etkileri anlatılıyor. Offred’in kaçışı başka bir komutan tarafından incelemeye alınırken Moira geçmişine ait birisini aramaya koyuluyor. Gilead damızlıkları ise seslerini çıkarmaya karar veriyor.

***Yazının bundan sonraki bölümü The Handmaid’s Tale 2. sezon 7. bölüm ile ilgili keyif kaçırıcı detaylar (spoiler) içerebilir.***

The Handmaid’s Tale 2. Sezon 7. Bölüm: Direnişin Kadın Fısıltıları

İnanılmaz bir final sahnesiyle izleyicisini ağzı açık bir şekilde bırakan son bölümün ardından Gilead, ölenlere veda eder. Damızlıkların cenazesinde dünyanın kötülüğü ile ilgili konuşan Aunt Lydia, damızlıklara daha iyi bir hayat sunamadığından yakınır. Bembeyaz karlarla örtülmüş mezarlık ile damızlıkların siyah kostümlerinin oluşturduğu tezat, Aunt Lydia’nın konuşması kadar ironiktir. Oldukça uzun süren ayinin ardından Gilead’da hiçbir şeyin artık eskisi gibi olmayacağının sinyali verilir. 

Temposu diğer bölümlere göre biraz daha düşük geçen bu bölümde iki tane olay ön plana çıkıyor. Birincisini June’un arkadaşı Moira’nın Gilead öncesi taşıyıcı annelik yapmış olması ve bunun geniş perspektifte güncel hayattaki eleştirisi oluşturuyor. Taşıyıcı annelik yaparak karşılığında 250 bin dolar kazanmanın peşine düşen Moira’nın bu süreçte yanında hep June vardır. Tüm hamilelik sürecine şahit olduğumuz Moira, Odette isimli kadın doğum doktoruna âşık olur. Doğumu gerçekleştirdikten sonra bebeğini anlaştığı çifte verir. Böylelikle rejim öncesindeki taşıyıcı annelik durumu, Gilead’da damızlık bağlamıyla karşımıza çıkar. Kapitalist düzene olan eleştiriyi barındıran Moira’nın bu alt hikâyesi, aynı zamanda kadının kendi bedenini nesneleştirerek üzerinden para kazandığı bir metaya dönüştürmesini de eleştirir. Aslında kadın bedeni hakkında karar verme yetisine sahip iken bedenini bu şekilde kullanması kendini bedeninin içine esir bırakması özelliğini taşır. Kendi muhakemesini yapan Moira, âşık olduğu Odette’i ölülerin isimsiz olarak sadece fotoğraflarıyla kaydedildiği albümlere bakarak bulmaya çalışır. Acı gerçeği öğrendiğinde ise yıkılır. Patlamada ölen damızlıklardan biri Odette’tir.

İkinci öne çıkan olay ise damızlıkların birbirlerine isimlerini söyleyerek direnişin sadece bomba ile değil, birbirlerine destek çıkarak tek bir yumruk olmaktan geçtiğini anlamalarının ilk sinyali olarak yorumlanabilir. Dizinin üçüncü bölümünün eleştirisinde ünlü ikinci kuşak feminist Helene Cixous’un kadınların özgür olabilmeleri için önce kendi seslerine sahip çıkmaları gerektiği düşüncesinden June’un annesini anlatırken bahsetmiştim. Bu bölümde de Cixous’un feminizm eleştirisinin timsalini buluruz. Bu anlamda kadın dayanışmasının iki farklı örneğini iki farklı sahnede görüyoruz. Offred kaçıp yakalandıktan sonra Fred ve Serena, bu firarı üst yönetime sanki Offred kaçırılmış gibi bildirmişlerdi. Çünkü aksi takdirde Offred hamile olmasına rağmen öldürülecekti. Bu sırrı saklayan Serena ve Fred’in üstündeki kuşku, Fred’in patlamadan sağ kurtulmasının ardından yattığı hastane odasına Cushing isimli bir komutanın gelmesiyle artar. Waterford’ların evine gelerek Offred’i gerçeği söylemekle tehdit ettikten sonra Offred durumu Serena’ya açıklar. Offred, aynı tarafta olduklarını ve “ben yanarsam sen de yanarsın” mesajını her zaman Bayan Waterford diye seslendiği Serena’ya sadece ismiyle hitap etmesiyle verir. Günün sonunda bu iki kadın bir olarak, Cushing’i vatan haini ilan ettirir ve başlarındaki tehlikeyi böylelikle el birliğiyle defetmiş olurlar.

Kadın dayanışmasının ikinci örneği ise bölümün market sahnesinde karşımıza çıkıyor. Offred markete gittiğinde orada Emily ve Janine ile karşılaşır. Patlamadan sonra damızlık sayısındaki azalma sebebiyle Emily ve Janine koloniden tekrar şehre damızlık olarak getirilirler. Hatırlarsanız, Emily Offred’i direniş için çalışmalara başlatan ilk isimdi ve cezası klitorisinin kesilmesi olmuş, ardından da koloniye gönderilmişti. Offred bebeğine verdiği sözü yerine getirmekte kararlı olup, bu totaliter rejimi devirmekten başka çaresi yoktur. Bu yüzden Emily’i markette görmenin bir fırsat olduğunu düşünür ve çaresiz gözüken Emily’yi harekete geçirmek ister. Yanına gider ve ona “June… Benim adım June” der. Ardından bunu başka bir damızlığa da korkmadan söyler. Diğer damızlıklar da bundan cesaret alır ve domino taşları gibi bir anda marketteki tüm damızlıklar birbirlerine gerçek adlarını fısıldamaya başlar. Kendi kimliklerini dile getirmeleri bile yasak olan bu kadınlar artık seslerini çıkarmaya başlar. Değişim artık şiddet üzerinden gelmeyecek, kadınların bir olup seslerine sahip çıkmalarıyla gelecektir. 

Serena, Offred’i Fred’in çalışma odasına çağırarak bazı belgeler için editörlük yapmasını ister.  Offred tükenmez kalemi eline alır ve bombanın pimine basar gibi kaleme basar.  Dizinin final sahnesi böylece direnişte kadının büyük silahının kalemi olduğunun altını çizer. The Handmaid’s Tale 2. sezon 7. bölümü, damızlıkların kendilerini bir başkasının nesnesi pozisyonundan çıkararak kendi varlıklarına doğduklarındaki isimlerle sahip çıkacaklarının sinyalini vermesi açısından önem taşıyor. Totaliter düzende sindirilen kadınlar özgürlüğe giden bu yolda bir olup seslerini çıkarmaya hiç olmadıkları kadar hazırlardır. Finale adım adım yaklaştığımız dizide sonraki bölümde nasıl yol kat edeceklerini merakla bekliyoruz.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi