The Handmaid’s Tale totaliter rejimin hâkim olduğu bir distopyada kadını, kadının gözünden anlatan bir yapım olarak geleceğin tezahürünü geçmişin ve bugünün gölgesinde anlatmaya devam ediyor. Margaret Atwood’un aynı isimli romanından uyarlanan ve Bruce Miller’ın yaratıcılığını üstlendiği MGM ve Hulu ortak yapımı The Handmaid’s Tale’in 2. sezonunun 12. Bölümü “Postpartum”, Offred’in doğum sonrası zamanını anlatırken yeni başlangıçlara ve bitişlere sahne oluyor.

*** Yazının bundan sonraki bölümü The Handmaid’s Tale 2. sezon 12. bölüm ile ilgili keyif kaçırıcı detaylar (spoiler) içerebilir. ***

The Handmaid’s Tale 2. Sezon 12. Bölüm: İyi, Kötü ve Zincirler

“Postpartum” tıbbi bir terim. Doğum sonrası, lohusa gibi anlamlara geliyor. Doğum sonrası yaygın olarak bilinen depresyona atıfta bulunarak tüm karakterlerin üzerindeki ağır, depresyon havasını tasvir ediyor. Bol bol Eski ve Yeni Ahit’ten alıntıların yapıldığı bölümde, annenin işinin sadece doğurmakla bitmediği “tekrar” anlatılıyor. “Postpartum” için sanki önceki bölümlerin bir toparlaması ya da diziye yeniden başlayan birisine “The Handmaid’s Tale 101” niteliğinde bir bölüm diyebiliriz. Yani finale sadece bir bölüm kala sürpriz bir şey vaat etmiyor. Ön plana çıkabilecek, finalin temelini oluşturabileceğini düşündüğümüz sadece iki durum ile karşı karşıyayız. Birincisi Eden (Sydney Sweeney) ile Isaac’in (Rohan Mead) aşkları uğruna birlikte kaçması ve ardında yaşananlar, ikincisi ise Emily’nin (Alexis Bledel) Gilead’ın ekonomik mimarı Kaptan Lawrance’ın (Bradley Whitford) evine gönderilmesi ve orada yaşadıkları. Onun dışında Offred, Serena ve Fred üçgeninde daha önce yaşanan benzer diyalogları görüyoruz. Offred’i eve dahi sokmayan Serena, bebeğe tek başına bakmak ister. Zaman zaman o kadar çaresiz kalır ki bebeği kendisi emzirmeye bile çalışır ama fayda etmez. Daha önceki bir bölümde Janine’in hastalanan bebeğinin annenin dokunuşuyla hayat bulduğu anlatının başka bir yansıması bu bölümde görünüyor. Zaten damızlıkların sadece damızlık olmadığını, dünyaya getirdikleri bebeklerin gerçek anneleri olduğunu ve bunu hiçbir gerçeğin değiştiremeyeceğini bu sezon bol bol gördük ve incelemelerimizde de belirttik. Buna ek olarak, Gilead’ın ne kadar acımasız olduğunun vurgusunun altı, Eden ve Isaac karakterlerinin infaz edildiği sahnede tekrar çiziliyor. Bu sebeple yeni bölüm, çoğu noktada tekrara düşmekten kurtulamıyor.

Yeni bölümün öne çıkan sahnelerinden biri olan Eden ve Isaac’in infazının arka planında, gerçek bir Hristiyan olan Eden’ın bile Gilead’ın sözde muhafazakâr düzenine uyum sağlayamadığını görürüz. Eden’ın Nick’e yakalandıktan sonra “Eğer iyi bir Hristiyan’sam Tanrı neden sevdiğim ile birlikte olmamı istemesin?” diye söylemesi The Handmaid’s Tale yaratıcılarının muhafazakâr kesimlerden gelen Hristiyanlığın yanlış temsil edildiğine dair eleştirilere verdikleri “Gilead aslında Hristiyan değil.” açıklamasına da böylelikle atıfta bulunuyor. İnfaz sahnesi, aynı toplu evlilik sahnesi gibi bir komplekste düzenleniyor. Geniş açılar sık sık yakın kadrajlarla kesiliyor. Kapalı bir yüzme havuzunun olduğu komplekste gerçekleştirilen tören adeta bir ayini hatırlatıyor. Tramplenin başında duran Eden ve Isaac’in ayaklarına gülle bağlanmıştır. Eden’in gururla sevgisine sahip çıkması, kenarda izleyen bebeğiyle beraber oturan Serena ve Offred’i gözyaşlarına boğar. Havuza atılıp dibe battıklarında birçok güllenin havuzun dibinde adeta mezar taşı gibi olduğunu görürüz. Havuzun içinde yer alan şeritler Haç şekilde yansıma yapar. Aşkı yüzünden öldürülmüş tek çift Eden ve Isaac değildir. Bu durum Serena’yı etkilemiş olacak ki akşam ağlayan bebeğini Offred’in kucağına almasına ve emzirmesine izin verir. Masum ve iyi bir Hristiyan olan Eden’in saf duyguları yüzünden öldürüldüğü ve erkeklerin hüküm sürdüğü bir dünyada Serena ve Offred yine kadın kadına kalmışlardır. Bu durum final bölümünde Serena ve Offred’in birlikte harekete geçmelerini tetikleyecek mi, göreceğiz.

Dizinin öne çıkan ve finalin temelini oluşturabileceğini düşündüğüm bir diğer olay ise Emily’nin Kumandan Lawrence’ın evine damızlık olarak atanması. Dört evden ret aldıktan sonra Lawrence tarafından kabul edilen Emily ve Aunt Lydia’yı tek gözünü kaybetmiş Martha kapıda karşılar. Ürkek, çekingen ve itaatkâr bir tavırdan ziyade, lafını esirgemeyen ve Kumandan ile şakalaşan bir hizmetkâr ile karşı karşıya kalırız. Yönetmen, bu andan itibaren bu evde her şeyin bilindiği gibi olmadığının ilk sinyalini verir. Gilead’in ekonomik mimarı olarak bilinen Lawrence, damızlıkların zehirli topraklarda çalışmalarına göz yuman koloni sisteminin yaratıcısıdır. Lawrence, ilk etapta rengini belli etmeyen, tekinsiz bir karakter olarak görünür. Akli dengesini yitirmiş depresyondaki karısının “Senden tiksiniyorum, katil!” ithamlarına sesini çıkarmaz. Emily’ye içki ikram edip “Gerçek adın ne?” ya da “Karını ve çocuğunu özlüyorsundur.” gibi ağza alınması bile yasak olan Gilead öncesi hayata dair kurduğu cümleleriyle Gilead’da yüksek mertebede alışılagelmemiş bir adam olduğunu hemen anlarız. “Çocuk kaybetmenin ne demek olduğunu çok iyi bilirsin, aynı bir uzvunu kaybetmek gibidir.” dediğinde Lawrence’ın geçmişten kalma bir acısının olabileceğini ve belki de Emily’ye kaçması için yardımcı bile olabileceğini bir an düşünmüyor değiliz. Ancak her şey o kadar havada kalıyor ki bir bölüm sonra tüm bunlar nasıl toparlanacak ve bir yere varacak düşüncesinden de kurtulamıyoruz.

The Handmaid’s Tale 2. sezon 12. bölüm, finale bir bölüm kala final bölümünün temelini oluşturabilecek birkaç sahneye yer verse de geri kalan dakikalarda çok bir şey vaat etmiyor ve yeni alt hikâyeleri ile sanki dizinin üçüncü sezonuna zemin hazırlıyor gibi. Dizinin yaratıcıları, final bölümü için izleyicinin istediğine ulaşabileceğini belirtiyor. Biz de merakla bekliyoruz. 

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi