Garth Ennis ile Darick Robertson‘ın aynı adlı grafik romanından uyarlanan ve geçtiğimiz yıl yayınlanan ilk sezonuyla büyük beğeni kazanan Amazon Prime dizisi The Boys, 4 Eylül’de yayınlanan üç bölümle 2. sezonuna da heyecan verici bir giriş yapmıştı. İlk sezonun tamamını bir anda yayınlayan Amazon, bu kez ilk üçten sonraki bölümleri haftalık olarak yayınlama yoluna gitti. Sık aralıklarla ilgi çekici içerikler yayınlama konusunda Netflix’in çok gerisinde olan Amazon Prime için şu an en popüler dizisi olan The Boys’un bölümlerini haftalık olarak yayınlamak son derece mantıklı bir karardı. Böylece hem bir buçuk ay boyunca platformda kullanıcıları tutacak bir içerik sağlandı hem de her yeni bölümün ardından sosyal medyada gerçekleşen diyalog dizinin daha geniş bir kitleye ulaşmasına katkıda bulundu. Bu karar Amazon Prime adına doğru bir adım olsa da, The Boys’un yaratıcı ekibinin 2. sezonu hazırlarken anlamsız bir şekilde buna ayak uydurma ihtiyacı duymuş olması için aynı şeyi söylemek pek mümkün değil. Çünkü The Boys’un, geneline baktığımızda yine iyi bir işin ortaya koyulduğu ikinci sezonunun belki de en büyük kusuru, sezon boyunca heyecanı korumak için, izleyicide şok etkisi yaratarak dizi hakkında konuşulmasını sağlayacak sahnelere gereğinden fazla bel bağlanmış olması. Bu sahneler sezonun ilk yarısında etkili oluyor belki ama neredeyse her bölümde benzer bir sahnenin yer alması, bir noktadan sonra bunun yavaş yavaş bayatlayan bir numaraya dönüşmesine neden oluyor.

Sözünü ettiğimiz bu “izleyiciyi konuşturan” sahnelerin ortaya çıkışının arkasında çok büyük ihtimalle ilk sezondaki uçak sahnesinin yarattığı etki yatıyor. Homelander ve Queen Maeve’in kurtarmak için gittikleri bir uçakta, kendi hatalarını hasır altı edebilmek için tüm yolcuları ölüme terk ettikleri sahne, ilk sezonun en çok konuşulan anlarından biri olmuş, sonraki dönemde “uçak bölümü” olarak sosyal medyada da sık sık bu sahneye referansta bulunulmuştu. İkinci sezonda gördüğümüz benzer sahneler, uçak sahnesinin aldığı geri dönüşten hareketle, iyi işleyen bir şeyi tekrarlama çabasıyla ortaya çıkmış gibi görünüyor. İkinci sezondaki bu sahnelerin ilki üçüncü bölümün sonunda, Boys ekibi sürat teknesiyle dev bir balinanın içine daldığında karşımıza çıkıyor. Takip eden bölümlerde; aniden patlayan kafalar, Nazi çıkan kahramanlar, şok edici ölümler birbiri ardına geliyor.

The Boys 2. Sezon: Büyük Güç, Büyük Yozlaşma

Şok etkisi (shock value) üzerine kurulmuş bu sahneler ikinci sezonun genel yapısına zarar veriyor olsa da günün sonunda The Boys ekibinin yine -kusurlarına rağmen- iyi bir iş ortaya koyduğunu söyleyebiliriz. Çünkü ilk üç bölümün ardından da açıkça görüldüğü üzere, büyük güçle gelen büyük yozlaşmayı süper kahraman dünyasının tam ortasına yerleştirmesi, The Boys’u son yıllarda çıkan tüm süper kahraman dizilerinden, filmlerinden farklı bir yerde konumlandırıyor. Hatta bununla da kalmayıp doğrudan bu film ve dizilere karşı kayda değer bir cevaba dönüştürüyor.

***Yazının bundan sonraki bölümü The Boys 2. sezon ile ilgili keyif kaçırıcı detaylar (spoiler) içerebilir.***

Bu büyük yozlaşmanın en önemli örneği elbette -Antony Starr’ın etkileyici performansıyla 2. sezonda dizinin asıl yıldızı hâline gelen- Homelander. Madelyn Stillwell (Elisabeth Shue)’i ilk sezonun sonunda öldürmesinin ardından hepten yalnızlaşan Homelander, bunun da etkisiyle ikinci sezonda daha da tehlikeli bir hâl alıyor. Her ne kadar sonradan sadece bir hayalden ibaret olduğu anlaşılsa da mitingde kalabalığı katlettiği sahne, Homelander’ın istediği takdirde ne kadar büyük bir yıkıma neden olabileceğini gözler önüne seriyor. Sezon finalinde Homelander kendisine karşı çıkan Queen Maeve’i herkesi, her şeyi yok etmekle tehdit ettiğinde, bu tehdidi yerine getirebileceğini bilmek, değerlerden yoksun gücün yıkıcılığı karşısında ürpermemize neden oluyor. İstediği anda tüm dünyayı yerle bir edebilecek bir karakterin sırtında pelerin olarak Amerikan bayrağını taşıması ise tüm bunlara ayrı bir anlam kazandırıyor.

Homelander, gücün yozlaştırmasının vücut bulmuş hâli olurken, Stormfront (Aya Cash) ise yozlaşmış fikirlerin güce kavuştuğunda ne kadar tehlikeli olabileceğini gösteriyor. Eski bir Nazi olan ve bu çarpık zihniyetini günümüzde de sürdüren Stormfront, olduğundan çok daha farklı bir portre çizdiği sosyal medyayı adeta bir silah gibi kullanıyor. Sosyal medyadaki dezenformasyonu kitleleri kendi ideolojisine hizmet edecek şekilde yönlendirmek için kullanıyor. Bu yönüyle Amerika’daki aşırı sağcılarla paralellikler taşıyan Stormfront üzerinden The Boys, sadece süper güçlere sahip kahramanların değil, sosyal medyada kahraman gibi yansıtılanların da altını oyuyor bir yerde.

Superman, Wonder Woman, Flash, Aquaman gibi popüler süper kahramanlara göndermelerle dolu olan The Boys, ikinci sezonunda bunu bir adım öteye taşıyıp bu kahramanların popüler kültürdeki yansımalarına da göndermede bulunuyor. The Seven’a odaklanan filmin setinde gördüklerimiz, bunun The Avengers filminin The Boys evrenindeki karşılığı olduğunu gösteriyor örneğin. Hatta The Seven filminin yönetmeninde The Avengers’ı yöneten Joss Whedon’dan izler görmek de mümkün. İkinci sezondaki en büyük değişikliklerden biri de bu aslında. İlk sezonda Garth Ennis ve Darick Robertson’ın çizgiromanını ekrana taşımaya odaklanan senarist ekibi, ikinci sezonda bu hikâyenin içine çizgiromanda olmayan, modern göndermeler de ekliyor. The Avengers ve Joss Whedon göndermeleri bunlardan sadece biri. İkinci sezonda hikâyeye dâhil olan ve üçüncü sezonda da önemli bir rol üstlenmesi beklenen Kongre Üyesi Victoria Neuman (Claudia Doumit) dizi için yeniden yorumlanırken, Amerikan siyasetinin yükselen yıldızlarından Alexandria Ocasio-Cortez‘in baz alındığı aşikâr. Karakterin çizgiromandaki karşılığı olan Victor Neuman’ın baz aldığı George W. Bush’un siyaset dünyasında artık yeri olmadığı göz önüne alındığında, dizi ekibinin karaktere modern bir yorum getirmesinin yerinde bir hamle olduğunu söyleyebiliriz.

Sezon finalinde, cinayetleriyle Vought şirketinin çıkarlarına hizmet eden gizemli katilin Victoria Neuman çıkması ise, Stormfront gibi Neuman’ın da kendisini olduğundan çok daha farklı yansıttığını gösteriyor. Her ne kadar karakterin gerçek motivasyonunu anlamak için 3. sezonu beklememiz gerekiyor olsa da, bu noktada Victoria Neuman’ın Vought’u gözetmesi için hükûmete yerleştirilen ve yükselmek için Vought’a karşıymış gibi görünen bir siyasetçi olduğunu varsayabiliriz. Alexandria Ocasio-Cortez’den izler taşıyan karakterin gizli gizli güç sahiplerine hizmet ediyor olması, The Boys’un siyaset dünyasına getirdiği eleştirinin Amerikan sağıyla sınırlı kalmayabileceğini gösteriyor.

The Boys 2. sezonunda Homelander, Billy Butcher, Frenchie, Queen Maeve gibi pek çok karakterinin hikâyesine derinlik kazandırıyor aslında. Yeni tanıştığı oğlu ve Stormfront ile olan ilişkisi Homelander’ın farklı bir yönünü görmemizi sağlarken, Queen Maeve’in tehdidine boyun eğmesi karakterin asıl zayıf noktasının sevilme isteği olduğunu açığa çıkardı. Öte yandan Billy Butcher’ın şiddete meyilli yapısının Homelander ile yolu kesişmeden çok önce ortaya çıktığını görmemiz, üçüncü sezonda bu konunun daha derinlemesine irdelenebileceğini gösterdi.

Her ne kadar ilk üç bölüm bu sezon Deep’in de daha derinlikli bir karakter hâline geleceğini düşündürmüş olsa da sezonun geri kalanında ortaya çıkan sonuç pek de öyle olmadı. Hikâyenin, Deep’in hatalarını telafi etme çabasına ve bu çaba doğrultusunda katıldığı yeni çağ kilisesine odaklanan tarafının yeterince geliştirilmemesi ve günün sonunda pek bir yere bağlanmaması, ikinci sezonun eksik kalan yanlarından biri. Aslında geneli itibarıyla da ikinci sezonun pek çok şeyi havada bıraktığını ya da yeterince işlemediğini söyleyebiliriz. Bu da bölüm sayısının belirlenmesi ve bu bölümlerin verimli şekilde kullanımı konusunda bir eksikliğe işaret ediyor. Çünkü günün sonunda sekiz bölümlük ikinci sezon, tadı damakta bırakarak, tam bir tatmin yaratmadan bitiyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information