Vaiz – Preacher’ın yazarlarından Garth Ennis ve Darick Robertson‘ın aynı adlı grafik romanından uyarlanan, geçtiğimiz yıl yayınlanan ilk sezonuyla büyük beğeni kazanan The Boys dizisi, 4 Eylül’de 2. sezonuyla ekranlara geri döndü. En başarılı orijinal yapımları arasında yer alan The Boys’un sekiz bölümden oluşan ilk sezonunu tek çırpıda yayınlayan Amazon Prime Video, yine sekiz bölümden oluşan ikinci sezon için ise farklı bir yayın stratejisi izledi ve ilk planda üç bölüm yayınladıktan sonra kalan bölümleri haftalık olarak izleyicilere sunma yoluna gitti.

İlk sezonunda, dünyaya faydadan çok zararları dokunan süper kahramanları kontrol altında tutma görevini üstlenen The Boys ekibinin kurulma sürecini anlatırken bir yandan da Amerika’nın koruyucuları olarak görülen süper kahraman grubu The Seven’ın aslında ne kadar yozlaşmış olduğunu gösteren The Boys, 2. sezonda da anlatısını bu iki grup üzerinden şekillendiriyor. Karşı saflarda yer alan bu iki grubun mücadelesi kaldığı yerden devam ederken grup içi dinamiklerde yaşanan değişiklikler de ilk üç bölümün hikâyesinde önemli bir yer tutuyor.

İlk sezon finali ile 2. sezonun başladığı yer arasında az da olsa bir sürenin geçtiği aşikâr olsa da hikâye büyük ölçüde kaldığı yerden devam ediyor ki bu da yeni bölümleri ilk sezonun doğal bir uzantısı olarak göstererek tutarlılık adına önemli bir kazanca dönüşüyor.

***Yazının bundan sonraki bölümü The Boys 2. sezon ile ilgili keyif kaçırıcı detaylar (spoiler) içerebilir.***

The Seven’ı ve onları çatısı altında barındıran Vought şirketini alaşağı etmek için yaptıkları plan yolunda gitmedikten sonra kanun kaçağı durumuna düşen The Boys ekibi, hem polisten hem de The Seven’dan kaçmak için Frenchie’nin (Tomer Capon) suç dünyasından eski tanıdıklarının yanında saklanıyor. The Seven ise bir yandan kendi elleriyle yarattıkları “süper terörist” tehlikesini kullanarak Amerikan ordusu içine nüfuz ederken, bir yandan da ilk sezonda kaybettikleri üyelerinin yerini doldurmak için ekibe yeni bir “kahraman” ekliyor: The Boys çizgiromanlarının önemli karakterleri arasında yer alan ve diziye dâhil olmasıyla The Seven içindeki dengeleri bozmaya başlayan Stormfront. You’re the Worst dizisiyle dikkat çeken Aya Cash’in hayat verdiği Stormfront, aslında çizgiromanlarda erkek bir karakter. Ancak dizinin yaratıcısı Eric Kripke, karakteri ekrana uyarlarken cinsiyetini değiştirmeyi tercih ediyor ki bu da diziye ilgi çekici bir kadın karakter daha kazandırıyor.

Planları suya düştükten sonra tek gayeleri hayatta kalmak ve mümkünse ailelerine kavuşmak olan The Boys ekibinin yeniden The Seven ve Vought’un peşine düşmesinin fitilini, neredeyse eş zamanlı olarak yaşanan iki olay ateşliyor: Süper kahramanların söylendiği gibi süper güçlerle doğmadığını, bu güçleri Vought tarafından geliştirilen bir serum sayesinde elde ettiklerini açığa çıkarmak isteyen Hughie ve Starlight, gizlice işbirliği yaparak bu bilginin basına sızmasını sağlıyor. Ancak bu sırada süper güçlere sahip bir teröristin şehre gelmesi, hem The Boys’u yeniden sahaya inmeye zorluyor hem de serum skandalının üstünü örtmesi için Vought’un eline koz veriyor. Amerika’ya intikam gayesiyle gelen bu teröristin Kimiko’nun kardeşi çıkması ise işleri daha da karıştırıyor.

The Boys 2. Sezon İlk Üç Bölüm İncelemesi

“Büyük güç, büyük sorumluluğu beraberinde getirir.” Her ne kadar kökleri çok daha eskiye dayanıyor olsa da daha çok çizgiroman dünyasının “Örümcek Adam prensibi” olarak bilinen bu söz, 2002 yılında Sam Raimi’nin Spider-Man filminde duyduğumuz günden beri, farklı versiyonlarıyla süper kahraman filmlerinde pek çok kez karşımıza çıktı. Bununla da kalmadı, aradan geçen 18 yılda sinema dünyasını domine edecek hâle gelen süper kahraman filmlerinin tekerrür eden hikâyelerinin temelindeki ilke oldu. Süper kahraman filmleri, türe yeni bir soluk getirmeyi The Boys ve Deadpool gibi ender bir iki yapıma bırakıp yıllardır kahramanlarının buhranlarını, motivasyonlarını bu temel prensip üzerinden şekillendirirken, en az onun kadar geçerli olan “Güç yozlaştırır, mutlak güç mutlak yozlaştırır” prensibi ise süper kahramanlardan büyük ölçüde müstesna tutuldu. İlk sezonunda olduğu gibi ikinci sezonunda da The Boys’un en ilgi çekici yanı, son 10 yılda çıkan onlarca süper kahraman filminin-dizisinin aksine güçle gelen bu yozlaşmayı süper kahramanlar dünyasının tam ortasına yerleştirmesi oluyor. Superman, Wonder Woman, Batman, Aquaman, The Flash gibi popüler kahramanların The Boys dünyasındaki karşılıkları oldukları net bir şekilde belli olan The Seven’ın güç ve şöhret ile farklı şekillerde yozlaşmaları, bu karakterlerin alışıldık süper kahraman filmlerinde göremeyeceğimiz alternatif bir yorumunu izlememize olanak sağlıyor.

Dizide gücün yozlaştırıcı doğasını yansıtan karakterler süper kahramanlarla sınırlı kalmıyor elbette. Giancarlo Esposito’nun hayat verdiği Stan Edgar karakteri de iktidarın korunması uğruna tüm insani değerlerden yoksun bir şekilde hareket etmekte bir beis görmüyor. Bir nevi yetenek ajansı olarak, temsil ettikleri süper “kahramanları” eğlence sektöründe, kolluk kuvvetlerinde, orduda kullanarak adeta ticari bir mülke dönüştüren Vought şirketinin başında yer alan Stan Edgar, ilk sezonda kısaca göründükten sonra, 2. sezonda önemli yan karakterlerden biri hâline geliyor.

The Boys 2. sezon, çarpık yüzünü gözler önüne serdiği kahramanlık olgusunun sosyal medyadaki yansımasına da değiniyor ve bunun da altını oymayı ihmal etmiyor. Daha diziye girdiği ilk sahnede elinde telefonuyla The Seven üyeleriyle tanışma anını canlı yayında takipçileriyle paylaşan, hatta savaş alanı süsü verilen sette çekim yapan Homelander ve Starlight’ın bu sahtekârlığını ifşa ederek takipçilerine The Seven’ı bile eleştirmekten geri durmayacak kadar dürüst olduğunu gösteren Stormfront, üçüncü bölümün sonunda masum sivilleri acımasızca katledip bir de bunu yaparken ırkçı söylemlerde bulunduğunda, gerçek kişiliğiyle sosyal medyada yarattığı persona arasındaki fark devasa boyutlara ulaşıyor. Eric Kripke’nin verdiği bir demeçte karakterin bu yeni yorumunu yazarken, sosyal medyada gerçekte olduklarından çok daha temkinli ve dostane davranan Amerikan aşırı sağcılarından ilham aldığını söylemesi, Stormfront’un bu ırkçı, milliyetçi yanının ilerleyen bölümlerde daha derinlemesine işleneceğini düşündürüyor.

Karakterlerin zamanla derinlik kazanmasından söz etmişken Queen Maeve (Dominique McElligott) ve The Deep (Chace Crawford) karakterlerinin ikinci sezonun ilk üç bölümündeki yolculuğuna da değinmek gerekiyor. İlk sezonda cinsel istismar suçları ayyuka çıkan The Deep’in yüzgeçlerinden dolayı kendi vücudu konusunda özgüvensiz olmasının bu yıkıcı davranışlarındaki rolü irdelenirken, tuhaf bir yeni çağ tarikatıyla temas kurması, ilerleyen bölümlerde karakterin farklı yönlerinin de ortaya çıkabileceğini düşündürüyor. Öte yandan ilk sezonda Vought tarafından özenle hazırlanan imajının zedelenmemesi için eski kız arkadaşıyla birlikte görünmekten kaçındığını düşündüğümüz Queen Maeve, bunun asıl sebebinin Homelander’dan ve kıskançlık nedeniyle yapacaklarından korkması olduğunu söyleyerek bu konuda sığlıktan uzak bir gerekçesi olduğunu gösteriyor.

Bir kötü karakter olarak epey vaatkâr olan Stormfront’a hayat vermesi için seçilen Aya Cash, en azından ilk üç bölüm itibarıyla 2. sezondaki tek zayıf nokta gibi duruyor. Cash’in Stormfront yorumu hem biraz fazla karikatürize hem de You’re the Worst’teki performansına fazla yakın duruyor ki iki karakterin bu benzerliği haklı çıkaracak kadar ortak noktası bulunmuyor. Karakterinin daha derinlikli bir şekilde işlenmeye başlamasıyla birlikte Cash’in performansının da farklı bir boyut kazanıp kazanamayacağını görmek için sezonun geri kalan bölümlerini beklememiz gerekiyor.

Billy Butcher karakteriyle ilk bölümün sonunda kadraja girdiği andan itibaren seyir zevkinin kayda değer ölçüde artmasını sağlayarak bu rolde ne kadar iyi bir iş ortaya koyduğunu hatırlamamızı sağlayan Karl Urban ve Homelander rolünde “şeytani bir Superman nasıl olurdu” sorusunu başarıyla cevaplayan Antony Starr ise oyuncu kadrosunun performanslarıyla ön plana çıkan isimleri oluyor.

2019’un en iyi dizileri arasında gösterilmesini sağlayan ilk sezonundaki temel yapısını korurken, Queen Maeve ve The Deep gibi karakterleri daha derinlemesine işleyerek ilk sezondaki bazı açıklarını da kapatan The Boys, 2. sezon ilk üç bölüm itibarıyla 2020’nin en iyi dizileri arasında sayılmaya da aday görünüyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information