Sinema ve edebiyat bize suç dünyasından pek çok hikaye anlatır ancak klasik anlatı sinemasının sonunda yaşatmayı amaç edindiği katharsisi de göz önünde bulundurduğumuzda bu suç hikayelerinde genellikle masum ya da kurban olarak tanımlanan tarafla özdeşim kurulur. “Kötü” olan kötüdür ve uzun yıllar hapse mahkum edilmesiyle “adalet” yerini bulur. Bu, nispeten mutlu bir sondur çünkü suçlunun bundan sonra ne yaşadığı artık önemli değildir. Terapi, bu noktada yüzleşmediğimiz ve genellikle yüzleşmek istemediğimiz, dokunulmamış bir alana ayak basıyor. Johnny Cash’in 1968 yılında gerçekleştirdiği konserle ismi her zamankinden daha fazla duyulan Falsom Hapishanesi’nde bulunan mahkumların, dışarıdan getirilen 3 suçsuz/kurban katılımcıyla birlikte bir hapishane terapisi gerçekleştirilmesini konu alan Terapi, 4 günlük bir süreci tek mekan-vari bir anlatımla izleyicisine, topladığı veriler eşliğinde sunuyor. Çekimleri 2009 yılında Jairus McLeary tarafından Gethin Aldous’un yardımcı yönetmenliğinde gerçekleştirilen belgesel, Aşk & Başka Bi’ Dünya bölümünün en iddialı yarışma filmlerinden biri olarak karşımıza çıkıyor. Belgesel, gündelik hayatımızda büyük ihtimalle dahil olamayacağımız alanları gözlemleme fırsatı sunması bakımından birçok sorgulamaya da kapı açıyor. Irkçılıktan cinayete birbirinden farklı suçlar işlemiş ve hapishane ortamında her türlü suçu işlemeye devam edebileceğini sezdiren ve kendi aralarında birlikler kuran insanların terapi esnasında bir bir çözülüp maskelerini düşürmesi, hem dışarıdan gelen katılımcıların mahkumlara karşı duvarını yıkmasını sağlıyor hem de izleyicinin. Terapi: Suçun ve Suçlunun Ne Olduğu ile Yüzleşmek Problemlerini açık yüreklilikle tek tek anlatmaya başlayan mahkumlar ve katılımcıların ne çok noktada ortak paydada buluşabildiğini görmek, insanın içinde bulunan iyi ve kötü yanların karmaşıklığını bir kez daha gündeme getiriyor ve Terapi “kimsenin mutlak iyi ya da mutlak kötü olamayacağının” altını çiziyor. Bir yönlendirici eşliğinde gelişen terapide katharsis yaşanması amaç olarak belirlenerek, problemlerin açığa çıkması sağlanıyor. Birçok problemin ortak paydası olarak görünen baba figürüyle mücadele etme yönteminin ise kişiden kişiye değiştiğini gözlemleme imkanı buluyoruz. Yaşanan tüm öfkeyi ve hayal kırıklığını serbest bırakmayı sağlayan bu 4 günlük seansların sonunda katılımcılar hapishane ortamından ayrılarak günlük yaşantılarına geri dönüyorlar. Belgeselin yansıtmayı tercih etmediği ve bu sebeple umutlu bir sona bağlanıyor gibi görünen yapısı da tam olarak bu noktada ortaya çıkıyor. Duygularını açığa vuran, birbirini anlayan ve hedeflenen katharsisi yaşayan mahkumlar, mahkumiyetlerine geri dönüyorlar. Bu terapinin ardından hapishane koşullarında nelerin yaşandığı ise akıllarda bir soru işareti olarak kalıyor. Terapi, sağladığı katharsisle gerçekten işe yaradı ve mahkumiyet şartları birbirini anlayan insanların varlığıyla daha iyi noktalara evrilebildi mi yoksa büyük bir açılım yakalayan mahkumların mahkumiyetleriyle bir kez daha yüzleşmek durumunda kalmaları onları daha umutsuz bir pozisyona mı sürükledi? Bu soruların cevabını belgeselden ne yazık ki alamıyoruz. Çünkü Jairus McLeary, belgeselini olumlu ve umutlu bir atmosferde sonlandırmayı tercih ediyor. Toparlamak gerekirse, cinema verite - sinema hakikat özelinde tamamen akışında gelişen olayların kaydıyla şekillendiğini rahatlıkla söyleyebileceğimiz Terapi, mahkumların hıçkırıkları arasında kalp atışlarını dahi duyabildiğimiz anlatısıyla, belki de yapmaya hiç cesaret edemeyeceğimiz bir eylemin ortasına izleyicisini savunmasız bir biçimde bırakıyor: suçluyla (?) yüzleşmek!

Yazar Puanı

Puan - 80%

80%

Terapi, mahkumların hıçkırıkları arasında kalp atışlarını dahi duyabildiğimiz anlatısıyla, belki de yapmaya hiç cesaret edemeyeceğimiz bir eylemin ortasına izleyicisini savunmasız bir biçimde bırakıyor: suçluyla (?) yüzleşmek!

Kullanıcı Puanları: 3.45 ( 1 votes)
80

Sinema ve edebiyat bize suç dünyasından pek çok hikaye anlatır ancak klasik anlatı sinemasının sonunda yaşatmayı amaç edindiği katharsisi de göz önünde bulundurduğumuzda bu suç hikayelerinde genellikle masum ya da kurban olarak tanımlanan tarafla özdeşim kurulur. “Kötü” olan kötüdür ve uzun yıllar hapse mahkum edilmesiyle “adalet” yerini bulur. Bu, nispeten mutlu bir sondur çünkü suçlunun bundan sonra ne yaşadığı artık önemli değildir. Terapi, bu noktada yüzleşmediğimiz ve genellikle yüzleşmek istemediğimiz, dokunulmamış bir alana ayak basıyor.

Johnny Cash’in 1968 yılında gerçekleştirdiği konserle ismi her zamankinden daha fazla duyulan Falsom Hapishanesi’nde bulunan mahkumların, dışarıdan getirilen 3 suçsuz/kurban katılımcıyla birlikte bir hapishane terapisi gerçekleştirilmesini konu alan Terapi, 4 günlük bir süreci tek mekan-vari bir anlatımla izleyicisine, topladığı veriler eşliğinde sunuyor. Çekimleri 2009 yılında Jairus McLeary tarafından Gethin Aldous’un yardımcı yönetmenliğinde gerçekleştirilen belgesel, Aşk & Başka Bi’ Dünya bölümünün en iddialı yarışma filmlerinden biri olarak karşımıza çıkıyor.

Belgesel, gündelik hayatımızda büyük ihtimalle dahil olamayacağımız alanları gözlemleme fırsatı sunması bakımından birçok sorgulamaya da kapı açıyor. Irkçılıktan cinayete birbirinden farklı suçlar işlemiş ve hapishane ortamında her türlü suçu işlemeye devam edebileceğini sezdiren ve kendi aralarında birlikler kuran insanların terapi esnasında bir bir çözülüp maskelerini düşürmesi, hem dışarıdan gelen katılımcıların mahkumlara karşı duvarını yıkmasını sağlıyor hem de izleyicinin.

Terapi: Suçun ve Suçlunun Ne Olduğu ile Yüzleşmek

Problemlerini açık yüreklilikle tek tek anlatmaya başlayan mahkumlar ve katılımcıların ne çok noktada ortak paydada buluşabildiğini görmek, insanın içinde bulunan iyi ve kötü yanların karmaşıklığını bir kez daha gündeme getiriyor ve Terapi “kimsenin mutlak iyi ya da mutlak kötü olamayacağının” altını çiziyor.

Bir yönlendirici eşliğinde gelişen terapide katharsis yaşanması amaç olarak belirlenerek, problemlerin açığa çıkması sağlanıyor. Birçok problemin ortak paydası olarak görünen baba figürüyle mücadele etme yönteminin ise kişiden kişiye değiştiğini gözlemleme imkanı buluyoruz. Yaşanan tüm öfkeyi ve hayal kırıklığını serbest bırakmayı sağlayan bu 4 günlük seansların sonunda katılımcılar hapishane ortamından ayrılarak günlük yaşantılarına geri dönüyorlar. Belgeselin yansıtmayı tercih etmediği ve bu sebeple umutlu bir sona bağlanıyor gibi görünen yapısı da tam olarak bu noktada ortaya çıkıyor. Duygularını açığa vuran, birbirini anlayan ve hedeflenen katharsisi yaşayan mahkumlar, mahkumiyetlerine geri dönüyorlar. Bu terapinin ardından hapishane koşullarında nelerin yaşandığı ise akıllarda bir soru işareti olarak kalıyor. Terapi, sağladığı katharsisle gerçekten işe yaradı ve mahkumiyet şartları birbirini anlayan insanların varlığıyla daha iyi noktalara evrilebildi mi yoksa büyük bir açılım yakalayan mahkumların mahkumiyetleriyle bir kez daha yüzleşmek durumunda kalmaları onları daha umutsuz bir pozisyona mı sürükledi? Bu soruların cevabını belgeselden ne yazık ki alamıyoruz. Çünkü Jairus McLeary, belgeselini olumlu ve umutlu bir atmosferde sonlandırmayı tercih ediyor.

Toparlamak gerekirse, cinema verite – sinema hakikat özelinde tamamen akışında gelişen olayların kaydıyla şekillendiğini rahatlıkla söyleyebileceğimiz Terapi, mahkumların hıçkırıkları arasında kalp atışlarını dahi duyabildiğimiz anlatısıyla, belki de yapmaya hiç cesaret edemeyeceğimiz bir eylemin ortasına izleyicisini savunmasız bir biçimde bırakıyor: suçluyla (?) yüzleşmek!

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi