"Şarkılarım beni meşhur yapmadı. Fetva yaptı." Shahin Najafi Tanrı Uyuduğunda, “rap müziğin Salman Rushdie’si” olarak kabul edilen İranlı müzisyen Shahin Najafi’nin, Almanya’nın Köln şehrindeki sürgün hayatını, şarkılarındaki din eleştirisi ve müstehcenlik sebebiyle ülkesi İran’da adına fetva çıkarılması sürecini ve bu sürecin ertesindeki gelişmeleri aktarıyor. 17. !f İstanbul Film Festivali’nin Aşk & Başka Bi’ Dünya Yarışması’nda yer alan film; belgesel sinemanın ‘tanık etme’ mefhumu özelinde kendi ülkesinde yasaklı olan bir sanatçının hayatta kalmak için verdiği mücadeleleri ekrana taşıyor. 2015 yılında Paris’teki Bataclan konser salonunda yaşanan terörist saldırılar ve Avrupa’nın sağ kanadının Orta Doğulu mültecilere karşı olan tepkisi ve hoşgörüsüzlüğü ile açılan Tanrı Uyuduğunda; sürgüne uğramış İranlı müzisyen Shahin Najafi'nin başına gelen olayların tarihsel bağlamını ve biyografik ayrıntılarla dolu yolculuğunu ayrıntılı ve samimi biçimde anlatıyor. Tanrı Uyuduğunda: Korkunun Birer Uzva Dönüşmesi Shahin Najafi, Köln'de, İran İslam Cumhuriyeti’nin aldığı fetva kararından çok uzakta, fetvanın yaşattığı korku ve kabusla iliklerine kadar yüzleşmek ve böyle korkunç bir gerçekle yaşamak zorunda kalırken; bu meselenin ucu en yakın arkadaşlarından grup üyelerine, ailesinden aşık olduğu kadına çevresinde bulunan herkese dokunuyor. Alman yönetmen Till Schauder’in samimi anlatımı ve protagonistinin kişisel yaşantısına açılan kamerasıyla hayatının bir bölümüne tanıklık ettiğimiz Najafi’nin; ‘özgürlük’ için gittiği bir başka ülkede sürgüne mahkum olduğuna şahit oluyoruz. Ülkesini terk ettikten sonra hakkında fetva kararı çıkarılan ve forum ortamlarında ölüm tehditleri alan Najafi’nin kellesine büyük miktarda para ödülü bile konuyor. Hal böyle olunca, Najafi, Avrupa’daki köktendinci saldırıların arttığı bir atmosferde bir sonraki hedefin kendisi olacağı korkusuyla yaşıyor. Citizenfour'un Edward Snowden’ına benzeyen Najafi, ateşle oynayan bir adam olarak gösterilirken biz de tüm bu süreç boyunca yaşadığı korkuya kendi sözleriyle tanıklık ediyoruz: “Bu korku benim bir uzvum; tıpkı elim gibi…” Film boyunca Najafi'nin ‘kutsal inançlar’a saldıran müziğine, din karşıtı inancına ve kendisine yöneltilen tehditlere şahit olurken; anlatı hikayeye karmaşıklık kazandıran daha kişisel ayrıntılarla da örülüyor. Najafi’nin, İran İslam Cumhuriyeti'nin ilk Başbakanı’nın torunuyla aşk yaşadığını ve daha şaşırtıcı bir şekilde, bir zamanlar İran'da genç bir vaiz olarak Kuran okuduğunu öğreniyoruz. Fetvaya ve aldığı ölüm tehditlerine rağmen sisteme ve dine yönelik öfkesini kusmaya devam eden Najafi’nin “Mammad Nobari” isimli parçası ve müzik klibinin otoriter bir lidere yönelik eleştiriler ve kağıt hamurundan yapılan devasa bir penis imajı içermesi aldığı ölüm tehditlerini had safhaya ulaştırıyor. Bu son gelişme, çıkacakları Avrupa turnesi öncesi Najafi ile hem çok güvendiği arkadaşları hem de grup üyeleri arasındaki gerginliğin tırmanmasına ve ters düşmelerine de sebep oluyor. Schauder’in, yer yer hızlı bir klip mantığında ilerleyen sinematografisi karakterlerin en samimi ve korku dolu anlarına tanık olmamızı sağlarken onların hayatına müdahale etmekten imtina eden “cinéma vérité” tarzı belgesel yaklaşımı; müziği ve iletmek istediği mesajı için ölümü göze alan bir sanatçının oldukça karışık ve yakın plan kişisel portresini yansıtıyor. Tanrı Uyuduğunda, bir müzisyenden çok siyasi bir aktivist portresine dönüşürken direnişin maliyetleri hakkında değerli bir soruyu da tekrarlıyor: Böylesi bir mücadele; yakın arkadaşlarını, sevgilisini ve hatta hayatını kaybetmek pahasına verilmeye değer mi?

Yazar Puanı

Puan - 70%

70%

Schauder’in, yer yer hızlı bir klip mantığında ilerleyen sinematografisi karakterlerin en samimi ve korku dolu anlarına tanık olmamızı sağlarken onların hayatına müdahale etmekten imtina eden “cinéma vérité” tarzı belgesel yaklaşımı; müziği ve iletmek istediği mesajı için ölümü göze alan bir sanatçının oldukça karışık ve yakın plan kişisel portresini yansıtıyor.

Kullanıcı Puanları: İlk sen puanla!
70

“Şarkılarım beni meşhur yapmadı. Fetva yaptı.”

Shahin Najafi

Tanrı Uyuduğunda, “rap müziğin Salman Rushdie’si” olarak kabul edilen İranlı müzisyen Shahin Najafi’nin, Almanya’nın Köln şehrindeki sürgün hayatını, şarkılarındaki din eleştirisi ve müstehcenlik sebebiyle ülkesi İran’da adına fetva çıkarılması sürecini ve bu sürecin ertesindeki gelişmeleri aktarıyor. 17. !f İstanbul Film Festivali’nin Aşk & Başka Bi’ Dünya Yarışması’nda yer alan film; belgesel sinemanın ‘tanık etme’ mefhumu özelinde kendi ülkesinde yasaklı olan bir sanatçının hayatta kalmak için verdiği mücadeleleri ekrana taşıyor. 2015 yılında Paris’teki Bataclan konser salonunda yaşanan terörist saldırılar ve Avrupa’nın sağ kanadının Orta Doğulu mültecilere karşı olan tepkisi ve hoşgörüsüzlüğü ile açılan Tanrı Uyuduğunda; sürgüne uğramış İranlı müzisyen Shahin Najafi’nin başına gelen olayların tarihsel bağlamını ve biyografik ayrıntılarla dolu yolculuğunu ayrıntılı ve samimi biçimde anlatıyor.

Tanrı Uyuduğunda: Korkunun Birer Uzva Dönüşmesi

Shahin Najafi, Köln’de, İran İslam Cumhuriyeti’nin aldığı fetva kararından çok uzakta, fetvanın yaşattığı korku ve kabusla iliklerine kadar yüzleşmek ve böyle korkunç bir gerçekle yaşamak zorunda kalırken; bu meselenin ucu en yakın arkadaşlarından grup üyelerine, ailesinden aşık olduğu kadına çevresinde bulunan herkese dokunuyor. Alman yönetmen Till Schauder’in samimi anlatımı ve protagonistinin kişisel yaşantısına açılan kamerasıyla hayatının bir bölümüne tanıklık ettiğimiz Najafi’nin; ‘özgürlük’ için gittiği bir başka ülkede sürgüne mahkum olduğuna şahit oluyoruz. Ülkesini terk ettikten sonra hakkında fetva kararı çıkarılan ve forum ortamlarında ölüm tehditleri alan Najafi’nin kellesine büyük miktarda para ödülü bile konuyor. Hal böyle olunca, Najafi, Avrupa’daki köktendinci saldırıların arttığı bir atmosferde bir sonraki hedefin kendisi olacağı korkusuyla yaşıyor. Citizenfour’un Edward Snowden’ına benzeyen Najafi, ateşle oynayan bir adam olarak gösterilirken biz de tüm bu süreç boyunca yaşadığı korkuya kendi sözleriyle tanıklık ediyoruz: “Bu korku benim bir uzvum; tıpkı elim gibi…”

Film boyunca Najafi’nin ‘kutsal inançlar’a saldıran müziğine, din karşıtı inancına ve kendisine yöneltilen tehditlere şahit olurken; anlatı hikayeye karmaşıklık kazandıran daha kişisel ayrıntılarla da örülüyor. Najafi’nin, İran İslam Cumhuriyeti’nin ilk Başbakanı’nın torunuyla aşk yaşadığını ve daha şaşırtıcı bir şekilde, bir zamanlar İran’da genç bir vaiz olarak Kuran okuduğunu öğreniyoruz. Fetvaya ve aldığı ölüm tehditlerine rağmen sisteme ve dine yönelik öfkesini kusmaya devam eden Najafi’nin “Mammad Nobari” isimli parçası ve müzik klibinin otoriter bir lidere yönelik eleştiriler ve kağıt hamurundan yapılan devasa bir penis imajı içermesi aldığı ölüm tehditlerini had safhaya ulaştırıyor. Bu son gelişme, çıkacakları Avrupa turnesi öncesi Najafi ile hem çok güvendiği arkadaşları hem de grup üyeleri arasındaki gerginliğin tırmanmasına ve ters düşmelerine de sebep oluyor.

Schauder’in, yer yer hızlı bir klip mantığında ilerleyen sinematografisi karakterlerin en samimi ve korku dolu anlarına tanık olmamızı sağlarken onların hayatına müdahale etmekten imtina eden “cinéma vérité” tarzı belgesel yaklaşımı; müziği ve iletmek istediği mesajı için ölümü göze alan bir sanatçının oldukça karışık ve yakın plan kişisel portresini yansıtıyor. Tanrı Uyuduğunda, bir müzisyenden çok siyasi bir aktivist portresine dönüşürken direnişin maliyetleri hakkında değerli bir soruyu da tekrarlıyor: Böylesi bir mücadele; yakın arkadaşlarını, sevgilisini ve hatta hayatını kaybetmek pahasına verilmeye değer mi?

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi