Sinemada müzik kullanımının geçmişi daha sessiz film döneme kadar uzanıyor. Sinema sanatının bu ilk günlerinde, ses bandı olmayan filmlerin seyir keyfini artırmak amacıyla gösterim esnasında canlı olarak icra edilen müziklerle başlayan gelenek, bugün gelinen noktadan anlatıların üzerinden şekillendiği bir unsur hâline gelmiş durumda. Yedinci sanat için bu kadar önemli teşkil duruma gelmiş müzik kullanımı için diagetic ve non-diagetic olarak iki farklı yöntemden bahsedilebilir. Bu iki yöntemden kısaca bahsetmek gerekirse; diegetic olarak anlandırılan müzik kullanımında karakterler de çalmakta olan müziği duyarken non-diegetic kullanım için ise tam tersi geçerlidir. Buradan hareketle kabaca, non-diegetic müzik kullanıma daha çok anlatının duygu durumunu yaratmak amacıyla kullanılırken, diagetic kullanımda müzik, karakter yaratımının ya da olay örgüsünün somut bir unsuru olarak yer alır. Fakat bu detaylardan bağımsız olarak her iki yöntemde de müzik, anlam yaratmanın çok güçlü bir enstrumanı biçiminde işlevselleşir.

Filmlerden kullanılan müziklerin içeriklerine baktığımızda ise orijinal film müziği (original score) ile filmlerde kullanılan şarkıların arasındaki ayrım karşımıza çıkar. Lakin bu farkılılık da tıpkı müzik kullanım yöntemi gibi, parçaların ne zaman, hangi amaçla bestelendiğinden bağımsız alarak anlatının şekillenmesine yardımcı olur. Konuyu hepimizin aşina olduğu bir Yeşilçam klasiği üzerinden örnekleyerek somutlaştırmak faydalı olacaktır bu noktada. Ertem Eğilmez klasiği Bizim Aile için bestelediği ve ilk notalarından itibaren aklımızda filmin duygusana dair detayların canlandırdığı parçaları hatırlayalım. Adile Naşit, Mümir Özkul ve Tarık Akan gibi efsanevi oyuncuların rol aldığı Bizim Aile’de, ikinci evliliklerini yapan Yaşar Usta ile Melek Hanım’ın aile olma çabaları konu edilinir. Çiftin önceki evliliklerinden olan çocukları, ilk başta birbirlerine tamamen yabancı iken, yaşanan olaylar sonucunda bir araya gelirler; tam anlamıyla koca bir aile olurlar. Yolları kendi kontrollerinde olmayan şekilde keşisen bu karakterlerin anlatı içerisinde bir araya gelirken Melih Kibar’ın, tabiri caizse kanımızı kaynatan bestesi tekrar tekrar duyulur ve birleştirici bir etki yapar.

Bu duruma, Hollywood özelinde verilebilecek en iyi örneklerden biri, 80’ler gençlik klasiği Kahvaltı Kulübü – The Breakfast Club’ın dans sahnesi kesinlikle. Haftasonu okulda cezaya kalıyor olmalarından başka hiçbir ortak noktası olmayan, birbirlerinden çok farklı karakterlere sahip beş lise öğrencisinin bir cumartesi günü boyunca yaşadıklarını konu alan filmin en akıldan kalıcı sahnelerinden birinde, bu öğrencilerin kütüphanede çılgınca dans ettiklerini görürürüz. Karla Devito’nun We Are Not Alone şarkısının orada bulunan bir pikaptan çalınmasıyla başlayan bu dans, birbirlerini tanımayan karakterlerin bir araya gelişmlerinin bir simgesine dönüşüyor diyebiliriz.

Tanıdık Tanımadığa Karışsın

Hababam Sınıfı’nın yine Melih Kibar imzalı unutulmaz bestesinden Aşıklar Şehri – La La Land’in havuz partisi sahnesinde çalan I Ran’e, Aşkın (500) Günü – (500) Days of Summer’da bir aşka yön veren The Smiths şarkılarından Walter Mitty’nin Gizli Yaşamı – The Secret Life of Walter Mitty bizzat Kristen Wiig’in canlandırdığı karakterin seslendirdiği David Bowie klasiği Space Oddity’ye kadar bu konuda birçok örnek verilebilir.

Biz de bu haftaki Spotify listemizi, Babylon’un bu ayki mood’u “Tanıdık Tanımadığa Karışsın”dan aldığımız ilhamla filmlerde karaktelerin yollarının kesişmesine vesile olan parçalarla, bu ay içinde Babylon’da performanslarını izleyeceğimiz sanatçı ve grupların şarkılarını bir araya getirerek oluşturduk. Keyifli dinlemeler!


Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi