Přežít svůj život – Surviving Life (2010)

surviving-life-filmloverss

Švankmajer psikolojik komedi türünde değerlendirebilecek son filminde; aynı satirik tarzda yaratıcısını, çok yaratıcı bir şekilde karşımıza çıkarıyor öyküye başlamadan önce. Yönetmen, bütçenin kısıtlı olmasından dolayı kağıt animasyon tekniğini kullandığını ve film kısa kaldığı için başında bizi oyaladığını söyleyerek film endüstrisinin de bulunduğu noktayı kara bir mizah ile gözler önüne seriyor. Yine Brechtvari bir tutum ile izleyicisine sadece bunun değil, her izlediğinin bir kurmaca olduğunu ve belli kurallar dahilinde işlediğini hatırlatıyor. Psikanaliz ve insan doğasına dair söylemleri bulunan Surviving Life üç boyutlu nesnelere hayat vermesiyle tanıdığımız Švankmajer’in de atmosfer bakımından ve estetik – ama hala klasik animasyon tekniğine sadık – olarak en farklı filmi olarak görülebilir.

Švankmajer; insan doğasını çözmeye çalışırken, gerçeklik üzerinden gitmekten ziyade yine rüya ve düşlerden yola çıkmayı tercih ediyor. Daha önceki filmlerinde de savunduğu gibi, rüyaların, insanın en saf ve gerçek yönünü yansıttığını, bir insanın bilinçaltını en dürüst haliyle göstererek anlatıyor Surviving Life’ta. Bir yandan çok popüler olan öte yandan medeniyeti tarihsel açıdan incelememizde önemli bir kol olan psikanalizi en temel haliyle konu ediniyor. Sıradan ve rutin bir işte çalışan Eugene, rüyasında karısını değil başka bir kadını düşlemeye başlar ve bunun peşine düşerek sürekli rüyaya dalmaya çalışıp bir de yardım için psikanaliste gider. Psikanalist ise, zaten rüyanın sembolik yapısından da bariz olan ödipal yapıyı, duvardan onu alkışlayan Freud ve Jung posterleri arasında adama açıklar. Švankmajer konuşmasını yaparken Lictenberg’in şu sözünün de altını çizer: “Sadece gerçekliğin ve rüyanın birlikteliği bir yaşam yapar, ve ekler, ama bizim medeniyetimizde düşlere yer yok.” Bu yüzden biz de biliriz ki, Švankmajer rüyaları gerçekten önemser ama bu onun yine de teorilerle dolu psikanalize de dil uzatmasına engel olmaz. Dil çıkartan Freud ile Jung resimlerinin kendi teorilerinin doğruluğunu onaylamak için tekme tokat dövüşürken izlerken buluruz kendimizi.

İş arkadaşı silahlı, çatışmalı rüyalar görürken Eugene kendine, geçmişine, hiç bilmediği arzularına kulak verir uyuduğunda. Hatta ne olduğunu kendi başına açıklayamadığı rüyalarını gerçekliğinin önüne bile koyar. Rüyalarının kadını, tanıma fırsatını bulamadığı annesidir ve babası olarak da kendini resmeder. Ayağa düşmüş ödipal bir yaklaşımdan çok hayatının travmasına ve rüyalarının absürtlüğüne tanık olan Eugene, cinsel imgelerle donatılmış zihnin derinliklerinde, kendi hayatının en temel parçasına, arzularına ve benliğine ulaşmaya çalışır. Birinin en saf bilinçaltına çıktığımız bu yolculuk, Švankmajer’in eleştirel tutumu gereği klişe sembollerle süslenmiş olsa da şaşırtıcı olduğu kadar dürüst bir tutumla karşı karşıya bırakır bizi. Rüyalar popüler kültürün en çok deşilen konularından olsa da, Švankmajer’inki gibi bilinçaltının gerçekçi absürt doğasını hem içten bir tavırla sergileyen hem de insan eleştirisi yapabilen örnekler bulmak pek güçtür.

1 2 3 4 5 6 7
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi