Lekce Faust – Faust (1994)

faust-filmloverss

Švankmajer yine topluma mal olmuş bir efsaneyi, bu sefer Faust’u, zamanının ve insanın bir eleştirisini sunabilmek adına kendi karanlık ve satirik diliyle yeniden yorumluyor ikinci uzun metrajlı filminde. Faust’un hikayesi her seferinde farklı ayrıntılarla yorumlanmış olsa da geneldeki hikaye değişmez: iyilik ve kötülüğün iç içe geçtiği bir dünyada özgür irade çerçevesinde insani gücün ötesine ulaşabilme isteği. Švankmajer de Faust ile genel çıkarımı tekrarlamaktansa, filmde temsil ettiği dünyanın sorununu gösterir. Komünizm sonrası bir toplumda, herkes özgürlüğe ve güce ulaşmaya çalışırken, konformist olmayı reddeden bir adamın hikayesidir 1994 yapımlı Faust. Bu sayede hatırlıyoruz ki, klasiklerin sürekli yorumlanması, metnin kendinden bir şey kaybetmesine değil, aksine her yere ve zamana adapte edilebilirliğinin altının çizilerek yüceltilmesine olanak tanır.

Sıradan bir adam, rutin hayatının bir parçasında yoldan bir adamın elindeki haritayı işaretlemesi ile bir yere gider ve bulduğu oyun metninde Faust’un repliklerini okur. Kafkaesk atmosferin en yoğun hissedildiği şehir Prag’da yaşayan bu isimsiz adamı bundan sonra Faust olarak biliriz ve Mephistopheles ile ruhunu Lucifer’e satması için bir anlaşma yapar. Temelde Faust’un teatral yapısının -Marlowe ve Goethe’nin yorumlarının bir bileşimi olarak- bir temsili işlenir filmde ama bundan farklı olarak hem Švankmajer’in rüya ve gerçeklik arasındaki sınırları yok etmesi hem de teknik yaklaşımı ile el yapımı kukla kullanımı, Faust’un karanlık yapısını daha belirgin ve güçlü kılar. Mephistopheles kilden bir kafa olarak ortaya çıkar ve sonra Faust’un simasına bürünür. Böylelikle alter ego olarak da görebileceğimiz şeytan ile Faust arasındaki çekişmelere, hem ağdalı ve teatral metin dilinin hem de koşuşturabilen koca kafalı kuklaların veya ipine bağlı olanların yarattığı grotesk havanın etkisinde tanık oluruz.  Kontrol ve manipülasyon hissini daha da derinden hissettirmek için sembolleri kullanmaktan çekinmeyen Švankmajer, yarattığı çoklu gerçeklik düzeyiyle de izlediğimizin sahnelenen bir şey mi yoksa Faust’un gerçek hayatından bir parça olup olmadığı hakkında da kuşkuya düşmemize sebep olur. Çünkü manipülasyon da bu hayal ve gerçeklik arasındaki çizginin kötü ellerce bükülmesinden doğmaz mı zaten?

Švankmajer’in kendi Faust’u hakkında söylediği, belki de en korkutucu şey şudur: “Herkes bir gün kurumsallaştırılmış ‘mutluluğun’ küçük vaatlerine boyun eğmek ile medeniyetten ayrı bir adım atarak buna isyan edip sonuçlarına da katlanmak seçenekleri arasında kalacaktır. Bu belki nihayetinde Faust’u da en iyi şekilde özetleyen sözdür çünkü şeytan ile yapılan anlaşma tam da bu boyun eğmeden kaçış olarak timsal bulur. Ama sonsuz özgürlük için her şeyin mübah olması anlayışı da öte yandan yine eleştiri oklarının hedefi olur. Švankmajer’in filmlerinde, post-komünist bir toplumda yaşayan adamın yakarışlarını hissederiz hep bu yüzden. Bir yanda baskıcı kontrol rejiminin, öte yanda sözde özgürlük sunan bir toplum yapısının ruhsuz kıldığı insanların medeniyeti haline gelmiştir çünkü yaşadığımız yer ve Švankmajer’in bu konuda söyleyecekleri Faust ile bitmeyecektir.

1 2 3 4 5 6 7
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi