Alman Dışavurumculuğu sinema tarihinin şekillenmesinde önemli rol oynayan akımlardan biri şüphesiz. Bu akımın ortaya çıkışında önemli rol oynayan ve bu denli etkili bir sinema üslubu olmasını sağlayan yönetmenlerin büyük bir çoğunluğu da ülkelerinde Nazizmin yükselmesine bağlı olarak sinema çalışmalarını devam ettirmek adına Hollywood’a gitmiş ve burada da son derece başarılı filmlere imza atmışlardır. Bu yönetmenler, Amerika’nın o anki sosyal ve ekonomik durumunu Dışavurumculuk akımının görsel özellikleriyle harmanlayarak Türkçede “kara film” olarak bilinen film noir türünün ortaya çıkmasına önayak olmuşlardır.

Bu türün, suça bulanmış sokaklar, yoğun ışık-gölge oyunları, yağmurla ıslanmış kaldırımlar gibi olmazsa olmaz ögelerinden biri de femme fatale‘ler. Cazibeleriyle diğer insanların duygularını ve eylemlerini manipüle etme yetisine sahip olarak çizilen bu kadınlar film noir‘ların anlatılarına yön vermeleriyle dikkat çekerler. Örneğin tüm zamanların en başarılı film noir‘larından biri olan Billy Wilder imzalı Çifte Tazminat – Double Indemnity’de kocasının ölmesiyle sigorta tazminatını almaya niyet eden bir kadının planı anlatının genel çerçevesini belirler. Malta Şahini – The Maltese Falcon, Şanghaylı Kadın – The Lady from Shanghai gibi sinema tarihine geçmiş birçok film noir‘da bu türden kadın karakterlere rastlarız. Tarihsel geçmişi dini metinlere kadar dayanan femme fatale kavramının sinemadaki ilk tam karşılıklarından biri 1929 yapımı, Joe May imzalı sessiz film Asphalt’ta görülür. Bu filmde, hırsızlık yaparken yakalanan kadın, onu yakalayan polis memurunun zaaflarını kendi lehine kullanarak olası bir cezayı almaktan kurtulur.

Bir Femme Fatale Olarak Şehir

Femme fatale‘lerin sinemadaki öncül örneklerinden biri ise Alman Dışavurumculuğu’nun en önemli yönetmenlerinden Friedrich Wilhelm Murnau’nun Amerika’da çektiği ilk film olan Şafak – Sunrise: A Song of Two Humans’da görülür. Kendisi hiçbir zaman doğrudan film noir türüne dâhil edilebilecek bir yapıma imza atmamış olsa da bu türe ciddi bir katkı yaptığını söyleyebiliriz Murnau’nunFilmin anlatısı, olabilecek belki de en basit şekilde, taşra ve şehir zıtlığı üzerine kuruludur. Bir adam eşiyle birlikte kırsalda küçük ve huzurlu bir hayat yaşamaktadır. Bu bölge “ilkel ve doğal” özellikleriyle şehirli insanların turistik anlamda ilgisini cezbeder. Dolayısıyla şehirden birçok turist alan bölgenin ziyaretçilerinden biri de jenerikte adı “Şehirli Kadın” olarak geçen bir karakterdir. Bu kadın taşrada yaşamakta olan hemcinslerinden çok daha çekici ve tabii modern bir görüntüde yansır perdeye. Yani bu kadın taşralı erkekler için bir cazibe merkezidir.

Şehirli Kadın’ın yolu bir noktada filmin merkezinde yer alan erkek karakterle kesişir ve kadın adamı baştan çıkarmak ister, onunla birlikte şehre gelmesi yönünde ısrar eder. Murnau’nun bu öncül femme fatale‘inin bu kavramın tipik temsillerinden ayrışması tam olarak burada başlar. Femme fatale‘ler erkeklere doğrudan cinselliklerini sunmazlar belki ama etkilerine giren kişilerin bu kadınların gizemli ve çekici tavırlarından etkilendikleri anlatıların bir noktasında, er ya da geç açığa çıkar. Fakat bu durum Şehirli Kadın için geçerli değildir. Bu kadın adamı sadece vadettiği şehir hayatı ve onun cazibesi üzerinden etkisi altına alır. Adam kadına karşı güçlü bir cinsel arzu duymaz, onun için içinde yaşadığı kasabadan uzaklaşıp şehrin şaşasını tecrübe etmek daha çekicidir. Bu arzunun görsel karşılığını muazzam bir şekilde bulur Murnau. Adam kadının kollarında, onun anlattıklarının etkisi altındayken şehre dair bir fantezi kurar adeta. Kadınla yakınlaştıkları esnada adamın zihninde canlanan geniş yollar, bu yollarda giden otomobiller, ışıklı binalar, coşkuyla edilen danslar olur. Şehirli Kadın’ın adamda uyandırdığı tek arzu şehir hayatını deneyimlemek yönünde olur.

Bu noktada filmdeki metinsel tercihlere bakmakta da fayda var. Zira Şehirli Kadın’a benzer şekilde, ne filmin başkarakteri olan gösterebileceğimiz adamın bir adı vardır ne de karısının. Bu karakterler de jenerikte “adam – th man”  ve “eş – the wife” olarak geçer. Murnau, bu karakterleri kişisel özelliklere hapsetmek yerine, temsil ettikleriyle kullanır filminde. Adam ve eş, sadece adam ve eş olarak olarak yer alırlar anlatıda; son derece sade karakterlerdir. Kadının ise bu iki karakterden farkı şehirli olmasıdır. Bu da karaktere uygun görülen isimde kendini gösterir. Adamı da etkisi altına sadece şehri vadederek alabilir.

Sunrise: A Song of Two Humans, belirttiğimiz gibi anlatısını taşra ve şehir zıtlığı üzerine kuran bir filmdir. Anlatı yapısı ya da görsel dil olarak film noir özellikleri göstermese de gizemli ve baştan çıkarıcı bir kadın karakter anlatıdaki kırılmanın tetikleyicisi olur. Bu noktadan femme fatale özelliklerine yaklaşan kadının adamda uyandırdığı arzunun şehir hayatı bağlamında olması, onun kadınsı özelliklerini anlatı içerisinde işlevsiz kılar. Artık filmin femme fatale‘i taşranın karşısında konumlanan şehir hayatı ve onun küçük bir kasabada yaşayan insanların yabancısı olduğu imkânlarıdır. Yani Murnau’nun Sunrise’ında yer alan öncül femme fatale, filmin anlatısı bağlamında biçim değiştirerek şehrin kendisine dönüşür. Çünkü kurulan bu dünyada “kötülükler” insanın köklerini, yani taşrayı ardına bakmadan anlık zevkler için terk etmesiyle başlar.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information