Açık konuşmak gerekirse aksiyon, film türleri içinde en bıçak sırtı olanrın başında geliyor. Zira aksiyon filmi deyince akıllarda beliren ilk şeyler, yüksek tempo ve şiddetli çatışma ya da dövüş sahneleri oluyor haklı olarak. Ama sinema tarihinde bu kalıpların dışına çıkan, son derece özgün ve benzersiz seyir deneyimleri sunan aksiyon filmleri de yok değil. İşte bu filmlerin yer aldığı, stilize özellikleriyle benzerlerinden ayrışan 10 harika aksiyon filmi listesini sizin için derledik.

Stilize Özellikleriyle Benzerlerinden Ayrışan 10 Harika Aksiyon Filmi

The Bullit (1968)

Peter Yates’in yönettiği The Bullit’in aksiyon sineması için bir kilometre taşı olduğunu kolaylıkla söyleyebiliriz. Başrolünde sinemanın gördüğü en “cool” isimlerden Steve McQueen’in yer aldığı film de oyuncunun bu özellikleriyle paralellik gösteriyor. McQueen’in canlandırdığı Frank Bullit karakterini bir suçu araştırırken takip ederken klasik polisiyenin bir aksiyon klasiğine dönüşümüne de şahitlik ediyoruz. Filmdeki araba takip sahnelerine de The Bullit’in stilize bir aksiyona dönüşmesi noktasında ayrı bir parantez açmak gerekiyor. San Francisco sokaklarında cereyan eden bu sahne, başta The French Connection (Kanunun Kuvveti) olmak üzere birçok başka suç klasiğine de ilham kaynağı olmuştu. Sık yapılan kesmelerle gerilimin her an artışını hissettiğimiz bu sahnenin de etkisiyle The Bullit’in En İyi Kurgu Oscar’ına uzandığını da ekleyelim.

The Warriors (1979)

Walter Hill imzalı, The Warriors (Savaşçılar) New York’ta yakın bir gelecekte geçen, sokak çetelerinin birbirlerine hakimiyet kurmak adına girdikleri mücadeleyi konu alıyor. The Warriors’ın stilize özellikleri daha çok sanat yönetiminden ileri geliyor diyebiliriz. Karakterlerin giydikleri kostümler bu konuda özellikle dikkat çekici. Orijinal senaryonun daha gerçekçi bir çete savaşı portresi içermesine rağmen, yönetmen Hill’in dokunuşlarıyla film neredeyse çizgi romanvari bir tona kavuşuyor. Parlak renklerin kullanımıyla daha da yoğun olarak hissedilen bu etkinin yanında The Warriors, 1979 yılına göre oldukça grafik şiddet içermesiyle de dikkat çekmişti.

Hard Boiled (1992)

Yönetmen John Woo’nun Face/Off (Yüz/Yüze) gibi 90’lar klasiklerine imza atacağı Hollywood’a gitmeden önce ülkesi Hong Kong’da çektiği son film olma özelliğini taşıyan Hard Boiled’ın konusu itibarıyla tipik bir polisiye anlatısı sunduğunu söyleyebiliriz. Ama Hard Boiled’ın bu kadar stilize bir filmin olmasında belki de en önemli etmen müzik kullanımı. Rock ya da elektronik gibi janrın alışılagelmiş müzik türlerinin yerine, Woo filmin ses bandına cazı yerleştirmiştir. Bu müziğin, filmin son derece özgün çatışma koreografiyle birleşmesiyle Hard Boiled’ın bambaşka bir seviyeye çıktığını söyleyebiliriz.

Natural Born Killers (1994)

Oliver Stone’un yönettiği, öyküsünü Quentin Tarantino’nun yazdığı Natural Born Killers (Katil Doğanlar) şiddet dozunun gittikçe yükseldiği bir medya eleştirisi sunuyordu. Başrollerinde Woody Harrelson ve Juliette Lewis’in yer aldığı film, şiddeti ekrana getirme biçimiyle hâlâ dikkat çekici olma özelliğini koruyor. Stilize ışıklandırmaların yer aldığı, siyah beyaz ve renkli görüntülerin birbirlerine karıştığını rüyavari (ya da kabusvari) bir atmosfer kuruyor Oliver Stone. Buna bir de haber bülteniymiş gibi çekilen sahneleri ekleyince, Natural Born Killers’ın yapıların ya da kalıpların dışa çıkan, hatta bu kalıpları yıkan, alt metni son derece güçlü bir aksiyon klasiği olduğunu söyleyebiliriz.

Heat (1995)

Kabul etmek gerekir ki, Micheal Mann imzalı Heat (Büyük Hesaplaşma) tüm zamanların en başarılı aksiyon filmlerinden biri. İki efsanevi aktör Al Pacino ve Robert de Niro’yu karşılıklı olarak adeta oyunculuk adına gövde gösterisi yaparken izleme şansına sahip olduğumuz bu filmin aslında tipik bir kedi-fare anlatısı sunduğunu söyleyebiliriz. İşte bu noktada Mann’in yönetmenliği devreye giriyor ve Heat’i bir başyapıta çeviriyor. Ustaca çekilmiş uzun çatışma sahneleriyle dikkat çeken filmin Hollywood’dan çıkan birçok ardılının da esin kaynağı oldu. Zira Heat, tamamı gerçek mekânlarda çekilmiş, bu sayede müthiş bir gerçeklik hissi yaratmış bir aksiyon başyapıtı olarak adını çoktan sinema tarihine yazdırmış bir film.

The Matrix (1999)

Wachowski Kardeşler’i dünyaya tanıtan The Matrix’in stilize aksiyon dendiğinde akla gelen ilk filmlerden biri olması durumu sürpriz değil. Müziklerinden kostüm tasarımlarına, dövüş koreografinden dönemin birçok başarılı müzisyeninin imzasını taşıyan müziklerine kadar hemen hemen her ögesi The Matrix’i aksiyon-bilimkurgu sinemasının en başarılı ve popüler filmlerinden biri hâline getirmek adına yaratılmış gibi adeta. Tüm bu görsel ve işitsel ihtişamın altını dolduran güçlü ve felsefi metni ve aksiyonu daha da zenginleştiren yaratıcı çekim yöntemleriyle birlikte ele aldığımızda The Matrix sadece aksiyon filmleri için değil, sinema tarihi için de devrim niteliğinde bir yapım.

Kill Bill (2003-2004)

Quentin Tarantino’nun samuray filmlerinden ve spagetti westernlerden ilham alarak yarattığı iki bölümlük intikam epiği Kill Bill’in aksiyon sineması tarihi içinde kendine has bir noktada durduğunu gönül rahatlığıyla söyleyebiliriz. Açılış jeneriğinden Ennio Morricone imzalı müziklerine kadar her noktası özenle tasarlanmış bir yapım olan Kill Bill, azılı bir sinefil olduğunu da bildiğimiz Tarantino’nun sevdiği alt türlere yazdığı bir aşk mektubu da aynı zamanda. Kill Bill, yoğun referans dünyasından kendine has ve izleyenin aklından asla çıkmayacak belirgin bir stil yaratmayı başarmış bir yapım olarak hafızalardaki yerini çoktan almış durumda.

John Wick (2014)

Filme adını veren ve Keanu Reeves tarafından canlandırılan eski bir tetikçinin köpeğini öldüren gangsterlerden intikam alma sürecine şahit olduğumuz John Wick, ilhamını Japon animelerinden ve Hong Kong aksiyon filmlerinden alıyor. Ama John Wick’i izlerken alabileceğimiz tatlar bunlarla sınırlı değil. Kült hâline gelmeyi fazlasıyla hak eden yapımın sunduğunu tatları içeren bir liste yapmaya koyulsak Fransız suç filmleri ustası Jean-Pierre Melville’den Blade Runner’a kadar uzanan genişçe alanı taramamız gerekebilir. Bu bile John Wick’in ne kadar özel bir aksiyon filmi olduğunu kanıtlıyor.

Kingsmen: The Secret Service (2014)

Matthew Vaughn’un Kiss-Ass ve X-Men: First Class (X-Men: Birinci Sınıf) gibi başarılı aksiyonların ardından imza attığı Kingsmen: The Secret Service (Kingsmen: Gizli Teşkilat) kendi dünyasını kurmak konusunda gösterdiği büyük başarıyla öne çıkan bir film. Karakterlerin kostümlerinden dövüş sahnelerindeki çekimlere kadar her bir noktası neredeyse başka bir sinema anlayışıyla kurgulanmış hissi veren bir yapım karşımızdaki. Öyle ki, filmin bir çizgi roman uyarlaması olmamasına rağmen, bu özelliği taşıyan çoğu filmden daha yoğun bir çizgi roman hissi yarattığını söylemek abartı olamayacaktır.

Mad Max: Fury Road (2015)

George Miller’ın, 70’ler ve 80’lerde yarattığı Mad Max üçlemesine farklı bir boyut getirirken tüm zamanların en çarpıcı aksiyon filmlerinden birine imza attığı Mad Max: Fury Road’un neredeyse tüm film boyunca bitmeyen bir takip sekansı olduğunu söyleyebiliriz. Aksiyonun hiç durmadığı, bu nedenle de bir yerden sonra, müziklerinin de etkisiyle deneysel bir üsluba evrilen bir başyapıt Mad Max: Fury Road. Seriye adını veren ana karakterin anlatıdaki merkezi konumunu kadınların ele geçirdiği film, sadece aksiyon sinemasının değil post-apokaliptik bilimkurguların da en stilize örneklerinden biri.

 

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi