Steven Spielberg’ün kullandığı, kendine özgü “düşünce açısı” çekimlerini inceleyen video, yönetmenin bu yolla seyirciyi anlatının içine nasıl çektiğinin izini sürüyor.

Steven Spielberg, çoğunlukla Amerikan sinemasının harika çocuğu olarak anılır. İçindeki çocuksu tarafı filmlerine naif bir şekilde yansıtan, duygusallığıyla bilinen ve belli bir kitleye değil, herkese seslenebilen filmler çeken Spielberg, yönetmenliğinin yanı sıra prodüktör kimliğiyle de tam bir başarı abidesidir. Filmlerinin ticari başarısı, 70’li yıllardan itibaren sinemayı olumsuz yönde etkilediği yorumlarına sebebiyet verse de onun, düşlerinin ve tutkularının peşinden koşan bir sinemacı olduğunu hemen hemen her filminden anlayabiliriz. Bunun da ötesinde Spielberg usta bir hikâye anlatıcısıdır ve teknik anlamda da kesinlikle üst düzey bir yönetmendir. Filmlerinde sinemanın imkânlarını son derece başarılı bir şekilde kullanır; onun görünmez ustalığının sebebi budur. Vimeo’daki StudioBinder isimli kanalda yer alan bir video, Spielberg’ün kendine has bir yöntem olan düşünce açısı çekimlerini inceliyor.

Steven Spielberg’ün Düşünce Açısı Çekimleri

Sinemada gerilim yaratmanın ustası Alfred Hitchcock’tur. Bu gerilimi yaratırken bakış açısı çekimlerini ustalıkla kullanır efsanevi yönetmen. Önce karakteri, sonra karakterin bakış açısından olan biteni görürüz. Bu da gerilimin seyirci tarafından hissedilmesinin önünü açar. Spielberg ise, bakış açısı çekimlerine yeni bir yorum getirir. Seyirciye karakterin düşündüklerini göstererek, onu bu yolla anlatılarının içine çeker.

Steven Spielberg filmlerinde oldukça az miktarda bakış açısı çekimine rastlarız. Bu bağlamda yönetmenin sırtını Hitchcock’un mirasına yaslamadığını söyleyebiliriz. Spielberg, bakış açılarını başka bir biçimde kullanır. 1981 yapımı Raiders of the Lost Ark’ta bunun çok net bir örneğini görebiliriz. Filmdeki bir sahnede Indiana Jones, dar sokaklar arasında Marion’u aramaktadır. Derken, Marion’ın yardım çağrısını duyarız. Bunu işittiğimizde kamera Jones’un gözlerini yakın planda çekmektedir. Normal şartlarda sonraki planın Jones’un bakış açısından olmasını bekleriz. Lakin Spielberg bunu yapmaz, gösterdiği Jones’un gördüğü alan değil, düşündüğü şeydir; sesin gelmiş olabileceği yeri görürüz. Yani Spielberg, seyirciye karakterin gördüğünü değil; düşündüğünü, bir ihtimali sunar. Bu yolla farklı bir özdeşlik kurma yöntemi geliştirir Spielberg; karakterin gördükleri yerine, düşündükleri üzerinden kurulur bu özdeşlik. Yani, karakter belirsizlik içinde ne yapacağını bilmiyorsa, kafası karışıksa seyirci de kendini aynı noktada bulur bu sayede. Ve böylelikle seyirci, karakterin hissettiklerini görür ve Spielberg’ün kurduğu dünyada daha kolayca kaybolur.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi