Bazı imajlar - sinemaya dair ya da değil - görüldüğünde herkes tarafından tanınır. Sinemanın unutulmaz bazı karakterleri de bu evrensel tanınırlık içerisinde kendilerine yer bulmuşlardır. Örneğin Charlie Chaplin’i gören biri en kötü ihtimalle bu karakteri nereden tanıdığını hatırlamaya çalışacaktır. Neredeyse Chaplin kadar evrensel bir görüntü de, toparlak yüzü, badem bıyığı ile sırıtan Oliver Hardy ve baygın gözleri ve boş bakışları ile bizi izleyen Stan Laurel’in oluşturduğu ikilidir. Jon S. Baird zamanında Richard Attenborough’nun Chaplin üzerinden yapmaya çalıştığını Laurel ve Hardy üzerinden yapmayı deniyor. Ancak, tüm bir hayat hikâyesini anlatmak yerine, kısa bir girişten sonra Laurel ve Hardy’nin son performanslarını verdikleri Britanya turnesine odaklanıyor. Laurel ve Hardy son bir film - bir Robin Hood uyarlaması - yapmak için İngiliz bir yapımcı ile görüşme hâlindedirler. Bu esnada da, Stan Laurel’in memleketi Britanya’da şehir şehir gezdikleri bir komedi performans turnesine çıkarlar. Başta işleri iyi gitmez ama reklamlarda rol almaya başladıkça büyük salonları doldururlar. Bir yandan film için sahneleri konuşurlarken eşlerinin de turneye dâhil olması ile eski defterler de açılmaya başlayacaktır. Üstüne üstlük bir de ortaya Oliver Hardy’nin kalp rahatsızlığı çıkar. Stan & Ollie, James Mc Avoy’un başrolünü oynadığı Filth filminden hatırlayacağımız Jon S. Baird’in son filmi. Beş yıllık aradan sonra çektiği bu film ile zor bir işe - herkesin tanıdığı imajlarla oynama işi - kalkışıyor ama hakkını vererek de altından kalkıyor. Başarılı bir senaryo, büyük olaylar ve karmaşık diyaloglar yerine, zaten herkesin az çok tanıdığı ikilinin perde arkasındaki dostluğunu ve iş ilişkisini gündelik karşılaşmalar üzerinden veriyor. Stan Laurel’e can veren Steve Coogan da, Oliver Hardy’yi canlandıran John C. Reilly de üstün performansları ile filmin başarısındaki en büyük rollere de sahipler. Özellikle de Reilly’nin - elbette makyajın da etkisi ile - kendisini unutturması ve Hardy’yi izlediğimize bizi ikna edişi muhteşem. Laurel ve Hardy’nin şarkılar ve danslarındaki performanslarının da altını çizmeden geçmemek gerekiyor. Stan & Ollie: Komedinin Karanlık Yüzü Stan & Ollie en büyük risklerden biri olan “kaybolan Hollywood yıllarına ağıt” tuzağına düşmüyor. Her ne kadar bu iki adamın son yıllarını anlatsa da film, asla artık ilgi gösterilmeyen yıldızlar olduklarını vurgulamıyor. Film, yavaş yavaş aslında herkesin sahnede bir zamanı olduğunu ve sonra o sahneden inilmesi gerektiğini fısıldıyor bize. Bunun dışında, Baird’in objektifini çevirdiği temalar ise daha çok bu iki adamın “ortaklığından” çok bu ortaklığın nasıl “sıra dışı” bir arkadaşlığa dönüştüğü. Hardy’nin bir sözleşme probleminden dolayı 1939 yılında Laurel yerine Harry Langdon ile çektiği film yüzünden ikilinin on dört yıl sonra aralarında bir sorun olması bu ilişkinin nasıl bir ilişki olduğunu gösteriyor bize. Bu ikili birbirleri olmadan var olmayı beceremeyecek kadar iç içe geçmiş iki dost aslında.  Stan & Ollie filminde kahramanlarımız ne birer efsane ne de dünyayı değiştiren insanlar olarak lanse ediliyorlar. Yıllar boyunca insanları güldürmüş, bundan para kazanmış, ünlü olmuş, aşkı bulmuş ve kaybetmiş ama birbirlerine tutunmuş iki adam yalnızca. Ancak ikili olmak iki birey olmanın önüne geçmiş ve birbirleri hakkında düşünceleri her zaman “ikili olmanın” süzgecinden geçmiş. Filmin sonlarına doğru yaşadıkları karşılaşma ve itiraflar, yıllar süren tüm birlikteliklerde olduğu gibi bu komedi ikilisinde de aslında farklı ihtiyaçlara sahip bireyler olduğunun unutulduğu gerçeğini dile…

Yazar Puanı

Puan - 80%

80%

Özellikle senaryosu ve Coogan ile Reilly'nin üstün performansları ile, Stan & Ollie'nin yüzünü sinemaya, oyunculara ya da yönetmenlere dönen filmler arasında kendisine özel bir yer açmayı başarabildiğini söylemek abartı olmaz. 

Kullanıcı Puanları: 3.63 ( 3 votes)
80

Bazı imajlar – sinemaya dair ya da değil – görüldüğünde herkes tarafından tanınır. Sinemanın unutulmaz bazı karakterleri de bu evrensel tanınırlık içerisinde kendilerine yer bulmuşlardır. Örneğin Charlie Chaplin’i gören biri en kötü ihtimalle bu karakteri nereden tanıdığını hatırlamaya çalışacaktır. Neredeyse Chaplin kadar evrensel bir görüntü de, toparlak yüzü, badem bıyığı ile sırıtan Oliver Hardy ve baygın gözleri ve boş bakışları ile bizi izleyen Stan Laurel’in oluşturduğu ikilidir.

Jon S. Baird zamanında Richard Attenborough’nun Chaplin üzerinden yapmaya çalıştığını Laurel ve Hardy üzerinden yapmayı deniyor. Ancak, tüm bir hayat hikâyesini anlatmak yerine, kısa bir girişten sonra Laurel ve Hardy’nin son performanslarını verdikleri Britanya turnesine odaklanıyor. Laurel ve Hardy son bir film – bir Robin Hood uyarlaması – yapmak için İngiliz bir yapımcı ile görüşme hâlindedirler. Bu esnada da, Stan Laurel’in memleketi Britanya’da şehir şehir gezdikleri bir komedi performans turnesine çıkarlar. Başta işleri iyi gitmez ama reklamlarda rol almaya başladıkça büyük salonları doldururlar. Bir yandan film için sahneleri konuşurlarken eşlerinin de turneye dâhil olması ile eski defterler de açılmaya başlayacaktır. Üstüne üstlük bir de ortaya Oliver Hardy’nin kalp rahatsızlığı çıkar.

Stan & Ollie, James Mc Avoy’un başrolünü oynadığı Filth filminden hatırlayacağımız Jon S. Baird’in son filmi. Beş yıllık aradan sonra çektiği bu film ile zor bir işe – herkesin tanıdığı imajlarla oynama işi – kalkışıyor ama hakkını vererek de altından kalkıyor. Başarılı bir senaryo, büyük olaylar ve karmaşık diyaloglar yerine, zaten herkesin az çok tanıdığı ikilinin perde arkasındaki dostluğunu ve iş ilişkisini gündelik karşılaşmalar üzerinden veriyor. Stan Laurel’e can veren Steve Coogan da, Oliver Hardy’yi canlandıran John C. Reilly de üstün performansları ile filmin başarısındaki en büyük rollere de sahipler. Özellikle de Reilly’nin – elbette makyajın da etkisi ile – kendisini unutturması ve Hardy’yi izlediğimize bizi ikna edişi muhteşem. Laurel ve Hardy’nin şarkılar ve danslarındaki performanslarının da altını çizmeden geçmemek gerekiyor.

Stan & Ollie: Komedinin Karanlık Yüzü

Stan & Ollie en büyük risklerden biri olan “kaybolan Hollywood yıllarına ağıt” tuzağına düşmüyor. Her ne kadar bu iki adamın son yıllarını anlatsa da film, asla artık ilgi gösterilmeyen yıldızlar olduklarını vurgulamıyor. Film, yavaş yavaş aslında herkesin sahnede bir zamanı olduğunu ve sonra o sahneden inilmesi gerektiğini fısıldıyor bize. Bunun dışında, Baird’in objektifini çevirdiği temalar ise daha çok bu iki adamın “ortaklığından” çok bu ortaklığın nasıl “sıra dışı” bir arkadaşlığa dönüştüğü. Hardy’nin bir sözleşme probleminden dolayı 1939 yılında Laurel yerine Harry Langdon ile çektiği film yüzünden ikilinin on dört yıl sonra aralarında bir sorun olması bu ilişkinin nasıl bir ilişki olduğunu gösteriyor bize. Bu ikili birbirleri olmadan var olmayı beceremeyecek kadar iç içe geçmiş iki dost aslında. 

Stan & Ollie filminde kahramanlarımız ne birer efsane ne de dünyayı değiştiren insanlar olarak lanse ediliyorlar. Yıllar boyunca insanları güldürmüş, bundan para kazanmış, ünlü olmuş, aşkı bulmuş ve kaybetmiş ama birbirlerine tutunmuş iki adam yalnızca. Ancak ikili olmak iki birey olmanın önüne geçmiş ve birbirleri hakkında düşünceleri her zaman “ikili olmanın” süzgecinden geçmiş. Filmin sonlarına doğru yaşadıkları karşılaşma ve itiraflar, yıllar süren tüm birlikteliklerde olduğu gibi bu komedi ikilisinde de aslında farklı ihtiyaçlara sahip bireyler olduğunun unutulduğu gerçeğini dile getiriyor. Ancak, bir nevi birbirlerine muhtaçlar da. O yüzden, her şeye rağmen kapanışı beraber yapmak istiyorlar. Laurel’in Hardy’nin ölümünden sonra tüm teklifleri reddetmesi ancak ikisi için ortak sahneler yazmaya devam etmesi de bunun kanıtı aslında.

Jon S. Baird, zor bir işin altından incelikli bir biçimde kalkıyor. Hafif karanlık ama keskin tonlara yer vermeyen bir renk skalası ve atmosfer içerisinde geçen film, yüceleştirmeden ya da epikleştirmeden iki “yıldızın” iki imgenin değil iki insanın veyahut bir ikilinin hikâyesini anlatıyor. Stan & Ollie’nin yüzünü sinemaya, oyunculara ya da yönetmenlere dönen filmler arasında kendisine özel bir yer açmayı başarabildiğini söylemek abartı olmaz. 

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi