“Nereye bakacağını bilirsen, örümcek yumurtalarını bulursun. …Peki sonra ona ne oldu? Arkasına bile bakmadan uzaklaştı. İşini bitirmişti. İpeği kalmamıştı. Tamamen kurumuştu.”

David Cronenberg imzalı Spider, gerçeklikle fanteziye ait olanı iç içe geçiren bir kurguya sahip anlatısında karakterin bu fantezileriyle iç dünyasını nasıl ayakta tutmaya çalıştığını psikozların gölgesinde açıklamaya çalışıyor. Anne, Yvonne ve Mrs. Wilkinson olmak üzere üç farklı karakterin Miranda Richardson tarafından canlandırılmasıyla karakterin iç dünyasına dair sorgulamasını yaparken bu sorgunun sonucunda karakterin geliştirdiği fantezilere ışık tutuyor. Spider, annesini arzulayan ve annesi tarafından terk edilmiş olabilecek bir çocuğun tüm bu travmayla baş etme yöntemi olarak çeşitli fanteziler geliştirmesi olarak okunabilir. Film, izleyiciyi karakterin artık gerçeklerle bağını yitirmiş iç dünyasında gerçek kırıntılarının izini sürebileceği ancak bundan hiçbir zaman emin olamayacağı bir yolculuğa çıkarıyor.

Film açılışını, Rorschach testlerinden aşina olduğumuz mürekkep lekelerine benzer duvar lekeleriyle yapıyor. Bu lekeler, bilindiği üzere kişinin yaptığı yorumlamalar üzerinden bilinç dışının açığa vurululabileceği, her bakanın farklı imajlar görebileceği temsiller olarak karşımıza çıkar. Henüz daha açılış jeneriğinde filmin bilinç dışı ile ilgili olduğunu ve bakışımıza göre farklı anlamlar çıkarabileceğimiz çok yönlü bir anlatıya sahip olduğunu söyleyebiliriz. Açılış sekansında bir trenden inen insan kalabalığının tersi istikametinde kamera ile birlikte ilerliyoruz. Bu kamera hareketi lineer akan zamanın aksi bir yöne, geriye doğru gideceğimizi imliyor diyebiliriz. Herkes bir tür telaş içerisinde gideceği yerlere ilerlerken Dennis Cleg ya da Spider’ın (yazı boyunca karakterden Spider adıyla bahsedeceğim) ise durduğunu görüyoruz. Spider’ın bedensel bütünlüğünün yanı sıra film, karakteri parçalara ayrılmış hâlde göstermeyi tercih ediyor izleyicisine. Karakterin ayaklarını, yüzünü, bel çevresini ayrı ayrı görüyoruz. Bu durumun, karakterin iç dünyasının bölünmüşlüğünün ilk yansımaları olarak karşımıza çıktığını söyleyebiliriz. Spider, elini pantolonunun içine sokarak bir çorap çıkarıyor. Penis bölgesinde saklanmış bu içi dolu çorabın dışarı çıkarılması daha henüz ilk dakikalardan film, karakterin probleminin cinsellikle alakalı olabileceğini açığa vuruyor.

Spider, akıl hastanesi geçmişine sahip, kendi iç dünyasında yaşayan, bugünle geçmiş arasında sürekli gidip gelen, geçmişte yaşadığı ya da yaşadığını kurguladığı olayları mekânların içerisinden izleyen, dikizleyen bir karakter. Ebeveynleriyle geçirdiği geçmiş gündelik yaşantısına şahit olduğumuz Spider’ın travması tam da burada yatıyor. Sıklıkla anlatıldığını çıkarsadığımız bir örümcek hikâyesinden dolayı annesi ona Spider lakabıyla sesleniyor ve küçük Dennis odasında iplerden ağ örüyor. Burada annenin dile getirdiği hikâye mühim çünkü bize aslında annesi tarafından terk edilmiş olabilecek bir çocuğun hikâyesini de özetliyor. Anne, örümcek metaforunu kullanarak kendi içinin boşaldığını anlatıyor adeta. Spider’ın da örümcek ağlarına dikkatlice bakıp annesini mutlu eden yumurtaları oluşturmaya çalışıyor gibi bir hâli var. Babanın mutlak hakimiyetinden ve güç gösterisinden söz etmek mümkün. Spider babasından korkuyor ve bu korku annesiyle olan ilişkisinin önündeki en büyük engel. Freud’a göre, “bir erkek çocuk, annesine kıyasla babasına karşı daha çok düşmanca güdüler hissetmeye ve annesine kıyasla babasından kurtulmak için çok daha yoğun bir istek duymaya meyillidir.” Bu noktada bariz bir biçimde Spider’ın anne, baba ve çocuk üçgeninde kısaca erkek çocuğun annesini arzulaması ve babasını saf dışı etmek istemesi şeklinde açıklanabilecek olan Ödipal kompleks içerisindeki konumlanışını görmek mümkün.

Filmin ön plana çıkan en önemli nosyonu, Miranda Richardson’ın temelde iki olmak üzere toplamda üç karakteri canlandırması: Mrs. Cleg, Yvonne Wilkonson ve Mrs. Wilkonson. Freudyen teoride bahsi geçen condensation yani yoğunlaştırma kavramı filmde henüz karakterler üzerinden bile okunabilecek güçte kendini belli ediyor. Freud bunu “yoğunlaştırmanın bir şeyleri atarak, çıkararak gerçekleştirildiğini, yani rüyanın rüya düşüncelerinin birebir tercümesi olmadığını, her ögesini birebir yansıtmadığını, aksine son derece eksik, noksan ve yarım yamalak olduğunu düşünmemiz gerekir.”  şeklinde açıklıyor. Filmin bu bölümünde önemli olan elbette seyircinin bu yoğunlaştırma ile nasıl ilişki kurduğudur. Farklı karakterlerin aynı oyuncu tarafından canlandırılması seyircilik deneyiminde iki şekilde ortaya çıkıyor. Bunlardan biri izleyicinin bu yoğunlaştırmayı fark etmeden filmi izlediği versiyon. Bu noktada karakterler birbirinden ayrı oyuncular gibi görülür ve Spider’ın kurguladığı fantezi dünyasına girilemez. Bu yoğunlaştırmanın fark edildiği versiyonda ise karakterler arasında bir bağ kurulmaya çalışılır. Anne ve fahişe karakteri arasında kurulan bağ, Spider’ın bu iki önemli figürü hangi noktada birbirine bağladığı noktasında bir çıkarımda bulunmamızı gerekli kılıyor. Bu çıkarımı belirli bir çerçeveye oturtabilmek içinse Freud’a başvurmamız gerekli. Freud bu bağlamda anne ve fahişe imgelerinin birbirine nasıl bağlanabileceğini “Çocuk kendine, cinsel süreçleri öğrendikçe, erotik durumlar ve ilişkiler resmetmeye meyleder. Bunun arkasındaki itici güç, annesini (en yoğun cinsel merakının öznesi) gizli ihanetlerin ve gizli aşk maceralarının içine sokma arzusudur.” şeklinde açıklıyor. Spider annesini gizli aşk maceralarının içine sokarak onu bir fahişe olan Yvonne ile condense ediyor. Bu yoğunlaştırmanın film içindeki sebeplerine değinmek için elbette filmi biraz daha açmak gerekiyor.

Film anlatısını şekillendirirken geriye dönük hatırlamalar kurguluyor gibi davranma eğiliminde ve bu hatırlamalarda Spider’ın da sahneye dâhil olduğunu ve bazı replikleri tekrarladığını görüyoruz. Spider’ın bir not defteri olduğundan ve mütemadiyen kendisini kaptırmış bir biçimde anlamsız kelimeler karalamasından dolayı, bu anıları kendince kaleme aldığını ve bir tür hatırlama seansı yaşadığını söylemek mümkün ancak bu hatırlamaların ne kadar kurgusal ne kadar gerçeğe dayalı olduğunu kestirmek güç. Laplanche ve Pontalis’e göre, gerçek ile hayal arasında kurgu yapılamaması bilinç dışı bir fantezi üretildiğine işaret ediyor denilebilir. Spider geçmiş fantezilerini hatırladıkça mı yazıyor yoksa geçmişi yazarak tekrar mı fantezileştiriyor söylemek, bu bağlamda pek de mümkün görünmüyor. Bu yüzden karakterin aslında bilinç dışında gezindiğini söylemek mümkün. Geçmişine döndüğünde kendisinin ya da annesinin sözlerini önceden söylemesi bir bakıma geçmişi hatırladığını gösterirken eş zamanlı olarak yazdığını iddia etmemize de herhangi bir engel teşkil etmiyor. Aynı yoldan ilerlemek gerekirse gaza karşı duyarlı olması da, geçmişinde bir gaz travması yaşamış olmasından mı kaynaklanıyor yoksa kaldığı yerin yakınında bir gaz deposunun olması onun aklında hikâyeye kendisi dâhil tüm aileyi gazla zehirleme girişiminde bulunacağı bir son yazma isteği mi uyandırıyor, kesin bir sonuca ulaşmak pek de mümkün değil.

Spider’ın annesini gördüğümüz ilk sahnede Mrs. Cleg yemek hazırlıyor ve Spider’a babasına yemeğin hazır olduğunu iletmesini söylüyor. Küçük Dennis’in cevabı sofranın hazır olmadığı yönünde oluyor. Bu anda Spider’ın bu cümleyi tekrarladığını görüyoruz. Film boyunca Spider’ın tekrarları mühim, çünkü kendisini etkileyen noktaların altını çiziyor adeta. Masanın aslında hazır olmaması, annenin yalan söylemesi anlamına geliyor ve küçük Dennis’in filmde belki de ilk kez güveni sarsılıyor. Dennis bara gittiğinde, Yvonne’u ilk kez görüyoruz ve bu sahnede Yvonne’u Miranda Richardson değil başka bir oyuncu canlandırıyor. Yani Dennis Yvonne’u ilk kez gördüğünde aslında annesiyle bağdaştırmıyor. Yvonne, Dennis’e memesini gösterdiği sahnede, cin ve portakal içeren alkollü bir içki içiyor. Karakterleri “condense” eden bir diğer detayın da bu alkollü içki olduğunu belirtmek gerekir. Çünkü Spider’ın annesinin istediği içki de, Yvonne’un sıklıkla elinde gördüğümüz içki ile aynı. Karakterleri condense eden bir diğer detay mavi kıyafetler giymeleri. Tüm bunları değerlendirdiğimizde, Spider’ın fantezisinin iki figürü bir araya getirdiğini anlamak daha da kolaylaşıyor.

İlerleyen sahnelerde, Spider’ın annesi ve babası dışarı çıkıyor ve Dennis onları gözetlerken bahçede öpüştüklerini görüyoruz. Bu sahneyi bir “primal scene” olarak değerlendirmek yerinde olur. Primal scene ya da ilksel sahne, çocuğun deneyimlediği ve boşlukları doldurduğu ya da kurmaca olarak ortaya sürdüğü anne ve babanın cinsel etkileşimlerine yönelik ilk bakış olarak tanımlanabilir. Laplanche ve Pontalis bu konuda şöyle der: “Freud, Urphantasien’la ilintili olarak, ilksel fanteziyi öne sürer. Kuramsal bir temel ihtiyacı artık hakiki bir dönüşüm geçirmiştir. İlksel sahnenin (primal scene), bireyin deneyimlediği bir şey mi yoksa kurmaca mı olduğunun belirlenmesi imkânsızlaştığı için son çare olarak bireysel deneyimin ve hayal edilenin ötesinde bir temel bulmalıyız.”

Bu sahnenin Dennis tarafından görülmesinin ardından, Yvonne annesinin görüntüsüne bürünüyor. Spider, “oedipal complex” kurulumunda annesini arzularken, annesinin yalan söylemesi ve babasıyla ayak üstü sevişmesi sebebiyle annesini bir fahişe imajına büründürüyor. Freud, erkeklerin hayat kadını imajına sahip kadınlarla ilgili fantezilerine yönelik olarak  “Kadınların hayat kadını gibi olması kıskançlık hissini deneyimlemekle ilişkilidir ki bu da söz konusu türdeki sevgililer için bir gerekliliktir. Yalnızca kıskanç olabildikleri zaman tutkuları en üst seviyeye ulaşır ve kadın böylece tüm değerini elde eder. Bu güçlü duyguları deneyimlemelerine izin veren durumu hiçbir zaman kaçırmazlar.” der. Böylece Spider bu arzusunu dışa vurmak için bir tür fantezi kurmuş oluyor. Laplanche ve Pontalis ise bu bağlamda, “Hayal dünyası özellikle öznel ve nesnel arasındaki karşıtlığın sınırları içerisinde, tatminin yalnızca illüzyonlardan sağlandığı bir iç dünya ile gerçeklik ilkesinin üstünlüğünün algı aracılığıyla ileri sürüldüğü bir dış dünya arasında bulunmaktadır.” diyorlar. Yvonne’un, Spider’ın annesinin görüntüsünde tezahür etmesi, karakterin arzusunu ona yöneltmesini kolaylaştırıyor. Zira babasıyla Yvonne’un yine “ayak üstü” seviştiği sahnede Spider babasının yerini alıyor ve arzusunu gerçekleştirmiş oluyor. Yvonne ile ilgili dikkat çekilebilecek noktalardan biri de dişlerinin aralıklı olması ve kötü bir görüntüye sahip olması. Bu, “vagina dentata” kavramını gündeme getirmeyi olanaklı kılabilir. Annenin sürekli soft renkli kıyafetlerle karşımıza çıkması ve düzenli yapısı Yvonne ile kıyaslandığında tam bir tezatlık barındırıyor. Melanie Klein ise bu iyi ve kötü görüntü ile ilgili bölünmenin vuku bulduğu durumla ilgili olarak; “Benlik, kaygısının bağlantılı olduğu güçlü ve kontrol edilemez bir nesnenin bir çeşit zulmü olarak yaşadığı yok olma korkusunu hisseder. Kendisini bu nesneden korumak için birinci mekanizma kendini gösterir: Bölünme. Nesne ‘iyi’ nesne ve ‘kötü’ nesne olarak ikiye bölünür. Bu bölünmenin prototipi doyum veren ‘iyi meme’ ve yoksun bırakan ‘kötü meme'” açıklamasında bulunuyor. Spider’ın annesiyle Yvonne’u bu şekilde fantezi nesnesi hâline getirdiğini ve geçmişi yeniden kurguladığını söyleyebiliriz. Yanı sıra Spider’ın sürekli sigara içtiğini ve belirgin bir tutukluğunun olduğunu görüyoruz. Cronenberg’in çekim tercihleri de bu durumun altını çiziyor adeta. Spider’ın genellikle göz hizasında değil de aşağıdan ya da yukarıdan çekildiğini görüyoruz. Bu durum Spider’ı daha da tekinsiz bir imajla izleyici karşısına getiriyor. Spider’ın hatırladığı ya da kurguladığı tüm sahnelerde bir izleyici olarak var olmasının, filmin izleyicisini Spider ile özdeşleştirdiğini söylemek mümkün. Kısaca açıklamak gerekirse, izleyici, filmin seyircisi konumunda hâlihazırda olayları etki edemeden tarafsız bir biçimde izlerken Spider da hatırladığı ya da kurguladığı bu sahnelerde aynı konumda bulunuyor.  Yaşananlara müdahale edemeden bir köşede yalnızca gerçekleşmelerini izliyor. Bu durum da Spider’ı ve de izleyiciyi ortak bir paydada buluşturuyor. Burada ciddi bir röntgenci hazdan bahsetmeye de olanak tanınıyor. Voyeurizmi ise Freud’un bir penis substitute’u olarak tanımladığı fetişizmden azade düşünmek bu noktada pek de mümkün değil. Dennis’in, Yvonne’u da, gecelik deneyen annesini de dikizlediğini ve bir fetiş nesnesi haline getirdiğini söylemek olası.

Spider: Benliğin Dağılması

 

Örümcek hikâyesiyle bağlantılı olarak annenin aslında evi terk etmiş olabileceğinden bahsetmiştik. Zira anne, doğumdan sonra içinin boşaldığını ve kuruduğunu betimliyor. Annesinin böylesi bir durumdan söz etmesi, küçük Dennis’in yalnızca doğarak bile annesinin içini boşalttığını düşünmesine sebep olabilir. Spider, bu travmayı kendi zihninde bir kalıba oturtmuş olmasının yanı sıra Yvonne olarak gördüğü annesini hem arzulamasından hem de gerçek annesinin “ölümünden” Yvonne’u sorumlu tutmasından ötürü onu öldürme girişiminde bulunmuş olabilir. Film adeta gördüğümüz mürekkep lekeleri gibi izleyicinin dâhil olduğu senaryonun kendi içerisinde bir gerçeklik taşıyacağını vurguluyor. Spider, kendi hezeyanlarını dışsal dünyaya yansıtarak yıkıcı bir tavır takınıyor. Bahsi geçen bu tür yıkıcı tavırların kökenleri konusunda Kristeva, “Benliğin dağılması ve içsel yıkıcılık ile ilgili kaygılar ve fanteziler, bu mekanizmaya bağlı olarak, dışsal dünyaya yansıtılmıştır ve altında kendi yıkıcılık hezeyanları yatar.” şeklinde bir açıklamada bulunuyor. Spider’ın benliğinin dağılması filmde her zaman örümcek ağları örmeye başladığı zamanlarda ortaya çıkıyor, adeta benliğini bir arada tutmaya yarayacak bağlantılarmış gibi. Ancak içindeki yıkıcılık hezeyanları onu sıklıkla ölümle sonuçlanabilecek olayların kıyısına getiriyor. Bu olaylara Mrs. Wilkonson’ın başına gelip onu öldürme girişiminde bulunmasını da eklemek mümkün. Yvonne Wilkonson ve Mrs. Wilkonson’ı “condense” eden etmen ise hem soy isimleri hem de Mrs. Wilkonson’ın da belirli bir noktadan sonra aynı oyuncu tarafından canlandırılmış olması olarak özetlenebilir. Mrs. Wilkonson da Spider için Yvonne’a yakın bir yerde duruyor ve cinselliğiyle daha fazla ön plana çıkmaya başlıyor.

Bir başka ayrıntıya değinmek gerekirse film boyunca Spider’ın yerden çeşitli çöpler topladığını görüyoruz. Spider, çocukluğundan beri çeşitli çer çöpü biriktirme konusunda bir tür saplantıya sahip. Bu noktada Kristeva’nın “abjection” kavramına vurgu yapmak yerinde olabilir, zira “abjection”ı maternal olanın kendisiyle ilgili bir mesele olmasının yanında anne karnında başlayan bir tür ayrışma çabası olarak tanımlamak mümkün. Arkaik bir ilişkiden bahsettiğimiz süreçte ana karnındaki için içerisi ve dışarısının ayrımının olmadığı, bedensel sınırların henüz belirlenmediği bir dönemden geçilir. Sınırların belirlenmediği bu noktada neyin atılacak neyin saklanacak olduğunu bilmek de zorlaşır. Spider’ın yerlerden, çöplerden çeşitli objeler toplama durumu tam da bu yüzden “abject” olanı akla getiriyor. Spider’ın üst üste birçok gömlek giymesi de örtülü olana, içerlikli olana yaklaşmayı akla getirdiğinden anne karnıyla ilgili olan saplantısını gün yüzüne çıkarıyor ve abjection’ı bir kez daha gündeme getiriyor. Spider’ın kendisi de hem üst üste giydiği gömleklerin tuhaflığı hem de dış dünyaya “normal” kabul edilebilecek biçimde uyum sağlayamaması sebebiyle izleyici için abject bir karakter olarak konumlanıyor.

Özetlemek gerekirse, Spider karakterinin çocukluğunda yaşadığı travmaları bugüne taşıdığı ve tüm bunlar üzerinden yeni bir hikaye kurguladığı bir anlatının temelini atarken farklı karakterleri aynı oyuncunun canlandırmasını sağlayarak bu travmanın altını çiziyor. Fahişe ve anne karakterlerinin birleştirilmesi ve olayları Spider’ın eşlik ettiği bir biçimde izlememiz seyircilik deneyiminde karakterin travmasına bizleri de dahil ederken karakterle de özdeşleşmemizi sağlıyor. Ödipal kompleksi içine alan anlatı yapısı bunu karakterin psikozlarıyla desteklerken anneye yöneltilen farklı bakışların ne çeşit arzuları açığa vurduğunu ortaya koyuyor. Spider’ın dışarıdan kopuk iç dünyası onun bilinç dışında yaşadığını kanıtlıyor ve yönetmenin karakteri yansıtmayı tercih ettiği deforme olmuş açılar aracılığıyla bu kopuk dünyanın altı çiziliyor.

Kaynakça

Freud, Sigmund, “A Special Type of Choice of Object Made by Men” in The Standard Edition of the Complete Psychological Works of Sigmund Freud, Volume XI, 1910.

Freud, Sigmund. “Family Romances.” in The Standard Edition of the Complete Psychological Works of Sigmund Freud. 237-241. London: Hogarth Press, 1957.

Freud, Sigmund. “Fetishism” in On Sexuality, by Sigmund Freud, 149-157. London: Penguin, 1991.

Freud, Sigmund. Interpretation of Dreams. Vol. IV. London: Penguin, 1971

Kristeva, Julia. Melanie Kleine: Delilik yahut Acı ve Yaratıcılık Olarak Ana Katli. İstanbul: Pinhan Yayıncılık, 2015

Kristeva, Julia. Powers of Horror. 1-89. New York: Colombia Univ. Press, 1982.

Lacan, Jacques. “The Mirror Stage” in Contemporary Film Theory. Ed. Anthony Easthope. 33-39. London: Longan, 1996.

Laplanche, Jean, and Jean-Bertrand, Pontalis. “Fantasy and the Origins of Sexuality.” In Formations of Fantasy. Eds. Victor Burgin, James Donald, and Cora Kaplan, 5-33. London: Routledge, 1986

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information