İstanbul’un trafiğinden, gürültüsünden, kalabalığından, karmaşasından hepimizin bunaldığı günler geçiriyoruz. Bir araya geldiğimizde hepimizin sohbetlerinin popüler konu başlığı neredeyse aynı: Satacaksın her şeyi, yerleşeceksin güneye! Ama günün sonunda hepimiz evimize, oradan da o çok şikayet ettiğimiz işlerimize gidiyoruz. Madem bu kadar nefret ediyoruz, neden bu döngünün içinde kalıyoruz? Yönetmen koltuğunda Ramin Matin (Kusursuzlar, Canavarlar Sofrası)’in yer aldığı Son Çıkış, büyük şehrin havasızlığından bunalmış metropol insanının kaçışlarla süslü hayallerine ulaşmasını engelleyen, içine sıkıştığı kısır döngüyü ve günlük yaşantısının absürtlüğünü kara komedi türünde eleştirel bir tavırla anlatan bir yol filmi. Tahsin (Deniz Celiloğlu), sıkıntıları, dertleri ve klostrofobinin içinde sıkışmış yapısıyla tam bir İstanbul insanı. Şehrin arka planı hâline gelen kentsel dönüşüm projelerinden birinde mimar olarak çalışan Tahsin için hep aynı şeyleri yaptığı bir çalışma günü, sabah dokuzda başlayıp akşam altıda bitiyor. Tabii bir de saatler süren çetin trafikle baş etmesi gerekiyor. Ancak Tahsin bir gün eski arkadaşı Siren’le karşılaşıyor. Onun kamusal hayattan sıyrılıp Hindistan’da yaşadığı "ye, dua et, sev" aydınlanması ile Bodrum’da organik tarım yapmaya çağladığını öğreniyor. Mutluluk ve rahatlık sembolü hâline gelen Siren (Ezgi Çelik)’in "sen de gel" çağrısı Tahsin için bir tür emre dönüşüyor ve işi gücü bırakıp Akdeniz’e yola çıkıyor. Ancak hayatlarından kaçan birçok insan için varış noktası olan İstanbul, bütün absürtlükleriyle kaçak Tahsin’in yakasını o kadar kolay bırakmıyor. Son Çıkış: Ya Yağmurdan Sıkılmışken Doluya Kaçıyorsak?   Toplum içerisinde özel mülkiyet anlayışının ortaya çıkması beraberinde ekonomik farklılıkları ve sınıfları getirdi. Dolayısıyla, doğal kanun düzeninden çıkan insanların düzen anlayışı değişti. İnsanlar için düzen kurma eylemi iş bulmak, para kazanmak, aile kurmak gibi toplum içerisinde kabul gören statü kimliklerini kazanmak hâliyle anlam buldu. Bu yolda da Jean-Jacques Rousseau’nun Toplumsal Sözleşme teorisi ile bahsettiği üzere, bir takım haklardan toplum düzenini sürdürebilmek adına vazgeçildi. Bizler, özel mülkiyet anlayışıyla tanıştığımız ve hep daha fazlası, daha büyüğü için hırslanmaya başladığımız günden itibaren, tıpkı organik tarım anlayışını ticarete döken Siren gibi; iş bölümlerinin, ekonomik sınıf farklılıklarının ve tüketimin büyük önem taşıdığı düzenimizi kurmak için, orman içerisinde olmasını hayal ettiğimiz evlerimizde stressiz çalışma hayatımızla sürdürmeyi düşlediğimiz hayatlarımızdan vazgeçtik. Hâl böyleyken; büyük şehrin bunalımından kaçma hayaliyle yanıp tutuşan bütün Tahsinler için zaten artık çok geç olmuş durumda. Son Çıkış; bu anlamda, nereye kaçarsak kaçalım içine düştüğümüz düzenin aşağı yukarı aynı olacağını anlatarak metropol insanına kaçış hayallerinin neden bir türlü gerçeğe dönüşemediğini gerçekçi bir tutumla hatırlatıyor. Çünkü zaten insanın düzenden anladığı bu ve nereye kaçarsak kaçalım görüşlerimiz ve hırslarımız değişmedikçe, bu dünya üzerinde yaşarken bir süre sonra yine canımızı kurtarırcasına kaçtığımız düzenle karşı karşıya gelmeye mahkumuz. Klostrofobik yapısıyla Son Çıkış, türlü absürt ve trajikomik nitelikte, empati kurabileceğimiz olaylar yüzünden,  hayal edilen varış noktasına, varılamayan hikâyesiyle, kısır döngü içerisine sıkışmış insanın durumunu yansıtan bir yol filmi olarak karşımıza çıkıyor. M. Can Kantarcı’nın kaleme aldığı senaryosuyla film, özellikle diyalogları aracılığıyla, parasız ve telefonsuz, en doğal hâliyle savaş veren Tahsin’in başına gelen olayların gerçek olamayacak kadar abartılı, ancak bir o kadar da gündelik hayatta rahatlıkla karşılaşabileceğimiz tonunu korumayı başarıyor ve izleyici ile kurduğu bağın samimiyetini yüksek seviyede tutuyor. Başarılı oyunculukların temposunu arttırdığı film boyunca Mozart’ın Türk Marşı eserinin eşlik ettiği karmaşanın arasında Ayşenil…

Yazar Puanı

Puan - 70%

70%

Yönetmen koltuğunda Ramin Matin’in yer aldığı Son Çıkış, büyük şehrin havasızlığından bunalmış metropol insanının kaçışlarla süslü hayallerine ulaşmasını engelleyen, içine sıkıştığı kısır döngüyü ve günlük yaşantısının absürtlüğünü kara komedi türünde eleştirel bir tavırla anlatan bir yol filmi.

Kullanıcı Puanları: 3.9 ( 4 votes)
70

İstanbul’un trafiğinden, gürültüsünden, kalabalığından, karmaşasından hepimizin bunaldığı günler geçiriyoruz. Bir araya geldiğimizde hepimizin sohbetlerinin popüler konu başlığı neredeyse aynı: Satacaksın her şeyi, yerleşeceksin güneye! Ama günün sonunda hepimiz evimize, oradan da o çok şikayet ettiğimiz işlerimize gidiyoruz. Madem bu kadar nefret ediyoruz, neden bu döngünün içinde kalıyoruz? Yönetmen koltuğunda Ramin Matin (Kusursuzlar, Canavarlar Sofrası)’in yer aldığı Son Çıkış, büyük şehrin havasızlığından bunalmış metropol insanının kaçışlarla süslü hayallerine ulaşmasını engelleyen, içine sıkıştığı kısır döngüyü ve günlük yaşantısının absürtlüğünü kara komedi türünde eleştirel bir tavırla anlatan bir yol filmi.

Tahsin (Deniz Celiloğlu), sıkıntıları, dertleri ve klostrofobinin içinde sıkışmış yapısıyla tam bir İstanbul insanı. Şehrin arka planı hâline gelen kentsel dönüşüm projelerinden birinde mimar olarak çalışan Tahsin için hep aynı şeyleri yaptığı bir çalışma günü, sabah dokuzda başlayıp akşam altıda bitiyor. Tabii bir de saatler süren çetin trafikle baş etmesi gerekiyor. Ancak Tahsin bir gün eski arkadaşı Siren’le karşılaşıyor. Onun kamusal hayattan sıyrılıp Hindistan’da yaşadığı “ye, dua et, sev” aydınlanması ile Bodrum’da organik tarım yapmaya çağladığını öğreniyor. Mutluluk ve rahatlık sembolü hâline gelen Siren (Ezgi Çelik)’in “sen de gel” çağrısı Tahsin için bir tür emre dönüşüyor ve işi gücü bırakıp Akdeniz’e yola çıkıyor. Ancak hayatlarından kaçan birçok insan için varış noktası olan İstanbul, bütün absürtlükleriyle kaçak Tahsin’in yakasını o kadar kolay bırakmıyor.

Son Çıkış: Ya Yağmurdan Sıkılmışken Doluya Kaçıyorsak?  

Toplum içerisinde özel mülkiyet anlayışının ortaya çıkması beraberinde ekonomik farklılıkları ve sınıfları getirdi. Dolayısıyla, doğal kanun düzeninden çıkan insanların düzen anlayışı değişti. İnsanlar için düzen kurma eylemi iş bulmak, para kazanmak, aile kurmak gibi toplum içerisinde kabul gören statü kimliklerini kazanmak hâliyle anlam buldu. Bu yolda da Jean-Jacques Rousseau’nun Toplumsal Sözleşme teorisi ile bahsettiği üzere, bir takım haklardan toplum düzenini sürdürebilmek adına vazgeçildi. Bizler, özel mülkiyet anlayışıyla tanıştığımız ve hep daha fazlası, daha büyüğü için hırslanmaya başladığımız günden itibaren, tıpkı organik tarım anlayışını ticarete döken Siren gibi; iş bölümlerinin, ekonomik sınıf farklılıklarının ve tüketimin büyük önem taşıdığı düzenimizi kurmak için, orman içerisinde olmasını hayal ettiğimiz evlerimizde stressiz çalışma hayatımızla sürdürmeyi düşlediğimiz hayatlarımızdan vazgeçtik. Hâl böyleyken; büyük şehrin bunalımından kaçma hayaliyle yanıp tutuşan bütün Tahsinler için zaten artık çok geç olmuş durumda. Son Çıkış; bu anlamda, nereye kaçarsak kaçalım içine düştüğümüz düzenin aşağı yukarı aynı olacağını anlatarak metropol insanına kaçış hayallerinin neden bir türlü gerçeğe dönüşemediğini gerçekçi bir tutumla hatırlatıyor. Çünkü zaten insanın düzenden anladığı bu ve nereye kaçarsak kaçalım görüşlerimiz ve hırslarımız değişmedikçe, bu dünya üzerinde yaşarken bir süre sonra yine canımızı kurtarırcasına kaçtığımız düzenle karşı karşıya gelmeye mahkumuz. Klostrofobik yapısıyla Son Çıkış, türlü absürt ve trajikomik nitelikte, empati kurabileceğimiz olaylar yüzünden,  hayal edilen varış noktasına, varılamayan hikâyesiyle, kısır döngü içerisine sıkışmış insanın durumunu yansıtan bir yol filmi olarak karşımıza çıkıyor. M. Can Kantarcı’nın kaleme aldığı senaryosuyla film, özellikle diyalogları aracılığıyla, parasız ve telefonsuz, en doğal hâliyle savaş veren Tahsin’in başına gelen olayların gerçek olamayacak kadar abartılı, ancak bir o kadar da gündelik hayatta rahatlıkla karşılaşabileceğimiz tonunu korumayı başarıyor ve izleyici ile kurduğu bağın samimiyetini yüksek seviyede tutuyor. Başarılı oyunculukların temposunu arttırdığı film boyunca Mozart’ın Türk Marşı eserinin eşlik ettiği karmaşanın arasında Ayşenil Şamlıoğlu, Müfit Kayacan ve Gizem Erdem gibi tanıdık yüzleri de görüyoruz.

Son Çıkış, trajikomik olaylar zinciri ve bu olayların gerçekçiliğiyle içinde bulunduğumuz çarpık ve absürt düzene kara komedi türünde bir eleştiri yapıyor. Çünkü, İstanbul’da yaşam mücadelesi veren insanlar olarak biliyoruz ki, bu saçma bulduğumuz olaylar aslında gerçekten hepimizin her gün kolaylıkla karşılaşabileceği, hatta karşılaştığı durumlar. Her ne kadar film, özellikle gündelik hayattan esprileriyle genel anlamda yüksek derecede empati kurulabilir olsa da, yoğun ve boğucu hayatından kaçan Tahsin’in sadece sıkışık trafikte yaşadığı zorluklara kısaca şahit olabiliyoruz ve hemen sonrasında Tahsin’in dertlerini anlama durumunda bırakılıp onunla birlikte sıkılmadan apar topar kendimizi kaçış yolculuğunun içerisinde buluyoruz. Dolayısıyla, hikâyesinin öncesini anlatmayan film, durağan bir şekilde ilerleyen asıl meselesine başlamak konusunda aceleci davranıyor. Bu durum, baş karakter Tahsin’le kurduğumuz bağı büyük ölçüde zedelemiyor, çünkü anlatılan sorun zaten oldukça yaygın ve bildiğimiz bir problem; ancak yine de, Tahsin’in kaçış aciliyetinin inandırıcılığını karakterin samimiyetiyle birlikte sorgulanmaya açık bırakıyor. Görüntü yönetmenliğini Tayman Tekin’in, sanat yönetmenliğini ise Hülya Karakuş’un yaptığı filmin sarı ve boğuk renkleri, klostrofobi hissini destekliyor fakat tekerleğin içerisinde koşup duran fare gibi, bütün çabasına rağmen bir adım ilerleyemeyen Tahsin’in, zaten bunalmış izleyicisi için zorlayıcı olabiliyor. Bu çok uzun ve zorlu yolculuktan sonra, bir başka zorlukla yüzleşmek hikâyeye karşı ilgimizi sallantıya düşürüyor. Tahsin’in bu zorlu ve bitmeyen macerasına çok da acil bir sebep olmamasına rağmen dâhil olmaya çalışan izleyici için bir başka zorlayıcı nokta ise, türlü belalar atlatıp gidilen varış noktasının aynı zamanda çıkış noktası olmaması ve filmin varış anlamında hiçbir zafer duygusunu yaşatmaması. Görmezden geldiğimiz, aslında kendi kurduğumuz düzenden ve sürdürdüğümüz bakış açısından kaçtığımız gerçeğini anlatırken film, böylece riskli bir seçimde bulunuyor.

Emine Yıldırım ve Oğuz Özkaynak’ın yapımcıları olduğu, akış hızını destekleyen kurgusunu Evren Luş’un üstlendiği film, dünya prömiyerini yarışmacı olarak katıldığı Tokyo Film Festivali’nde, 27 Ekim’de yaptı. Kentsel dönüşümün dört bir yanımızı sardığı İstanbul’dan hayatta kalabilmek kadar kaçmanın da hüner isteyeceğini anlatan Son Çıkış, yaşadığımız kısır döngüyü bir kez daha düşündürecek.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi