Baudelaire, Modern Hayatın Ressamı adlı kitabında modern yaşamın omuzlarına yüklediği işlerden kendine serbest zaman yaratamayan burjuvaya karşı bütün zamanları serbest olan flanörün avareliğinden bahseder. Flanör, görünürde kentin sokaklarını, caddelerini, pasajlarını aylak aylak gezen bir karakterdir; ancak adım attığı her mekândan izlenimlerini belleğine kaydederek modern kent yaşamının panoramasını çizer. Bulunduğu yerse, Benjamin’in Pasajlar’da belirttiği gibi, büyük kentin ve burjuva sınıfının eşiğidir. İkisinden birine ait ya da yenilmiş değildir. Benjamin, Baudelaire’in şiirlerinde flanörün yürüyüşüne koşut biçimlenen izlenimlerini izlerken zaman olarak on dokuzuncu yüzyılı, mekân olarak ise dönemin Paris’ini alır. Oysa yirminci yüzyılda, sanatın çeşitli disiplinlerinde üretilmiş yapıtlarda flanörler birçok kez karşımıza çıkar. Dolayısıyla bu “aylak gezginleri” on dokuzuncu yüzyıl ve o dönemin kentleriyle sınırlamak mümkün değildir. Alanyazındaki çalışmalarda da görüldüğü gibi, örneğin Yusuf Atılgan, Aylak Adam’da 1950’lerin İstanbul’unda yürüyen Bay C’yi; Leylâ Erbil ise Tuhaf Bir Kadın’da 1960’ların İstanbul’unda bir kadın olarak var olmaya çalışan Nermin’i anlatır.

Atılgan ve Erbil’le yakın tarihlerde ve sonrasında edebiyatta flanörlere rastlamaya devam ederken 2018’de, bu defa sinemada, Ramin Matin, plansızca kaçmak istediği kenti adımlarken bir flanörle örtüşen deneyimler yaşayan ama sonunda bir burjuva olmaktan kurtulamayan, başladığı yere dönen Tahsin’i anlatır. Kayınpederinin inşaat şirketinde mimar olarak çalışan Tahsin, flanörün tersine burjuva sınıfına aittir; fakat parçası olduğu sistemin ona “bahşettiği” yaşamdan bunalmış, üstüne bindirdiği yükün altında ezilmiş ve bu sisteme yenilmiştir. Bu yönüyle bir flanöre tamamen karşıt bir profil çizerken beş yıldır bu sistemden yakasını kurtarmak istemektedir. Alev’le mutsuz devam eden bir evliliği vardır ve boşanmanın “eşiğindedir”. İstifa edip yeni bir yaşam kurma cesaretini ona verecek bir söz ya da teklif bekler adeta. Bir akşam, Elif’le gittikleri barda, on yıldır karşılaşmadığı Siren’i görür. Hindistan’a giden, bir anda her şeyi tam da Tahsin’in düşlediği gibi arkasında bırakan Siren, Muğla’da organik tarım yaparak sürdürdüğü sakin yaşamından söz eder. İstanbul’a kısa süreliğine gelmiştir ve ertesi sabah Muğla’ya dönecektir. Tahsin’in beklediği teklif, Siren’den gelir. O gece, artık yalnızca evliliğini bitirmenin değil, işini, düzenini, çevresini, sahip olduğu her şeyi ve elbette kenti arkasında bırakmanın da eşiğindedir. Neredeyse bir flanör gibi! Peki, Tahsin’in bir flanör olma ihtimali nedir?

On dokuzuncu yüzyılın Paris’inde flanör için olmazsa olmaz mekânlardan biri pasajlardır. Benjamin’in 1852 tarihli bir Paris rehberinde bulduğu metinde pasajların kendi başına bir kent ya da küçük bir dünya olduğundan söz edilir. Flanör, bu küçük dünyayı kendine mesken edinir. Pasajlar, Baudelaire’in anlattığı yüzyıl için lüksü, varsıllığı simgeleyen mekânlardır. Matin’in İstanbul’unda ise her geçen gün birinin inşaatı tamamlanan ve bir diğerinin inşaatı başlanan gökdelenler, varsıllığın simgesidir. Satıcı – alıcı, işçi – patron ilişkisi, Paris gibi, İstanbul’da da kurulur, elbette rekabet de had safhadadır. Gökdelenlerin pasajlardan ayrılan yönü, sığınılacak değil, uzaklaşılmak istenen mekânlar olmasıdır. Benjamin, “Uygar dünyanın günlük şoklarıyla ve çekişmeleriyle karşılaştırıldığında, ormanın ve bozkırların tehlikelerinin lafı mı olur? İnsan, kurbanını ister bulvarda yakalasın, ister balta girmemiş ormanlarda avlasın – burada da, orada da yırtıcı hayvanların en yırtıcısı olarak kalmaz mı?” diye soran Baudelaire’in “kurban” sözcüğüyle “kafese konulan”ı kastettiğini belirtirken kurbanın karşıtının da insan sarrafı olmasına dikkat çeker. Tahsin, yola çıkmadan önce bir kurbandır. Kafese konulmuştur. Her ne kadar kayınpederinin şirketinde mimar olarak yüksek bir statüye sahip gibi görünse de pek çok cepheden kuşatılmıştır. Bu durumunun da farkındadır; fakat beş yıl boyunca yalnızca “Sıkıldım, daraldım, nefes alamıyorum” diyerek sızlanır, kurban olmaktan kurtulmak için eyleme geçmez. Fransız Devrimi’nden sonra burjuva yaşamı üzerindeki denetimden bunalan Baudelaire, kafe ya da okuma mekânlarında soluk alabilirken Tahsin’in buna benzer, nefes alabileceği bir alan yoktur. Film boyunca gökdelenlerden, devam eden inşaatlardan, birkaç ay içinde her an, her yerde yenileri eklenen binalardan, korno seslerinden nefes alınamayacak kent manzaraları gösterilir. Tahsin, kayınpederine istifa dilekçesini verip bütün bağını kopardığında elinden arabasının anahtarına kadar alınır ama bu “cezaya” gülerek oradan mutlu ayrılan ve aydınlığa çıkan bir Tahsin vardır.

Yaşam Başladı?

Tahsin’in artık tek amacı, bu kentten bir an önce uzaklaşmak ve Siren’in yanına giderek yaşamını Muğla’da aylak aylak sürdürmektir. Gittiğinde ve sonrasında neler olacağını, ne yapacağını planlamaz. Aklına gitmekten başka bir şey yoktur. Tahsin’in havaalanına ulaşma macerası, bu kentten kaçmak istemekle ne kadar haklı olduğunu gösterirken bir yandan da kentin yakından görülmesini, en ücra köşelerine kadar girip çıkılmasını sağlar; fakat Tahsin, hedefe odaklandığından bir flanör gibi kente ilişkin gözlemler yapıp düşünce üretemez. Önüne her adımında çıkan engelleri bertaraf etmenin derdindedir yalnızca. Uçağa yetişecekken yanında nakit yoktur, ATM kartını yutar. Girdiği kahvede yardım isterken onu havaalanına götürecek olan adamlara yalan söyler. Yalanı ortaya çıkınca adamlardan kaçması gerekir ve kentin ara sokaklarında bir koşuşturma başlar. Bir yanda çok katlı bir binanın inşaatı sürerken bir yanda, hemen arkasında, gecekondu ve benzeri yapıların olduğu sokaklardan geçer. Bir berber dükkânına girer. Berber, Tahsin’e sokaktaki dükkânların yıkılacağını ve atılacaklarını anlatır. Arabalarına bindiği adamlardan kaçarken kayınpederinin şirketine ait inşaat alanlarının yanından geçen Tahsin, burjuva sınıfından bir adama çok uzak koşullarda yaşamını sürdürmek durumunda olan insanlarla karşı karşıya gelir; fakat kentin bu görünümlerine ilişkin bir gözlem yapar ve bunları kayda geçirir mi? Hayır. Filmde flanörün izlenimlerini kaydetmek, düşünce üretmek gibi görevlerini üstlenen göz, başkalarına aittir! Yola çıkarken tek derdi bu kentten uzaklaşmak olan Tahsin, şimdi peşindeki adamlardan kaçmak için kentin ara sokaklarını arşınlar. Parası çıkışmayınca berbere ücretini ödeyemez ve ondan da kaçmaya başlar. O an karşısına çıkan Bedia adlı yaşlı bir kadına yarım etme bahanesiyle adamlardan kurtulur. Benjamin, flanörün temel mekânı olan kentin yalnızca sokaklardan, caddelerden ibaret olmadığını ileri sürer ve iç mekânların da flanörün kentin görünümlerine ilişkin gözlemleyebileceği mekânlardan olduğunu belirtir. Son Çıkış’ta girdiği dükkân ya da ev de Tahsin için kente ilişkin düşünce üretebilme fırsatının olduğu mekânlardır; ancak elbette o, bu fırsatı değerlendiremez. Burjuvalıktan flanörlüğe geçiş arasında gidip gelen bir yerde olan Tahsin, her anlamda, modern kentin arada kalmış öznesidir. Ne gidebilir bu kentten ne burada devam edebilir. Ne burjuva olarak yaşamını sürdürmekten memnundur ne o çok istediği aylak yaşama kavuşabilir. Uçağa yetişmek için taksiye bindiğinde Katarlar geldiği için havaalanına giden yolların kapalı olduğunu öğrenir. Katarlar da kayınpederinin misafiridir. Tahsin’in birkaç saat önce parçası olduğu düzenin kurucuları, şimdi onun yaşamına da doğrudan ya da dolaylı olarak engeller çıkarır. Tahsin, onlardan ve bu düzenden kurtulmak istedikçe “son çıkış”ı bulamaz. Yan yana dizilen gecekonduların arasında sıkışarak kendine bir yol açmaya uğraşır. İnsanın üstüne yıkıldı yıkılacak gibi duran yapıların olduğu yerlerde yürümeye devam eder. Derken, ayakkabılarını yolun kenarında çıkarır ve terlikle yürümeye başlar. Bu, Tahsin için yeni ama mutlu olabileceği bir yaşamın başlangıcı mıdır?

İzleyen sahnede Tahsin’in bir ormanda yürüdüğünü görürüz. Yine arkasına baka baka birilerinden kaçar gibi yürür. Sonunda Muğla’ya, Siren’in organik tarım yaptığı yere varmıştır; ancak yaşamın bu yeni döneminde de beklediği gibi bir düzenle karşılaşmayan Tahsin mutlu olamaz. İstanbul’dan kaçsa bile kentin ona biçtiği kimlikten kurtulamaz. Akın’ın “Ne zamandır buradasın. Atamadın şu şehri içinden” sözü de bunun göstergesidir. Gittiği yeri de, Siren’in vurguladığı yeni sorumluluklarını da yadırgar Tahsin; çünkü derdi burada hiçbir şey üretmeden, aylak bir yaşam sürmektir. Tahsin’in flanör olmasının önündeki en temel engel de budur: Flanörün taşıdığı özelliklerden birazını almak ister. Nilnur Tandaçgüneş, Flanör Düşünce adlı kitapta yer alan makalesinde flanörün rastgele dolaşarak kendini çevrenin etkisine bıraktığından söz eder. Tahsin de çıktığı yolun nereye varacağını, bir yere varıp varmayacağını bile bilmeden harekete geçer ama flanör gibi izlenimlerini kaydetmeden, kentin görünümlerine ilişkin düşünce üretmeden sürdürür macerasını. Kent yaşamının üstüne bindirdiği yükten, kazanma odaklı düzenden kaçmak isterken her şeyi eline yüzüne bulaştırır. Yolculuğunun hedefi hep yeniyi bulmak olan flanöre karşı Tahsin, yeni bir yaşamı plansız programsız ararken kentin ara sokaklarında sıkışır ve başka bir çıkmaza sürüklenir. Muğla’ya gittiğinde ise flanör gibi başka bir yeniyi arama gayreti içinde değildir. Siren’le birlikte beklediği yaşama kavuşamayınca İstanbul’a dönen Tahsin, yenilmiştir.  Benjamin, Baudelaire’in Paris’ini anlatırken kalabalığa sıkışan yayaların karşısına devinim halinde olan flanörü koyar. Tahsin’in attığı hiçbir adım, onu amacına ulaştıramaz. Başka deyişle, amacına ulaşmak için net bir yol haritası olmadığından bugünün İstanbul’unda kalabalığa sıkışıp kalan yayalardan biri olur. Emre Canpolat, “Walter Benjamin’de Yöntem ve Flâneur” başlıklı makalesinde Benjamin’in çözümlemesinde flanörün çıkışsızlığın insanı olarak betimlendiğine dikkat çeker. Bu yönüyle Tahsin, flanörle örtüşen bir özelliğe sahip olsa da yazı boyunca bahsedilen özellikleri, Tahsin’in flanör olma ihtimalini ortadan kaldırır. Öyleyse Son Çıkış’ta kent böylesine dolaşılmışken birinin ya da birilerinin flanör olma ihtimali var mıdır?

Gizli İki Flanör!

Benjamin, Baudelaire şiirini çözümlerken şairin bir flanör gibi kendini caddelere attığından söz eder. Dolayısıyla metindeki anlatıcı, adım adım dolaştığı kente ilişkin gözlemlerini kaydetmiş ve bunlardan bir kompozisyon oluşturmuştur. Ramin Matin de film boyunca Tahsin’e kenti dolaştırırken bu kenti betimler ve kente ilişkin düşünceler üretir. Matin’in filminin kentle ilgili söylemi çok nettir: İnşaat şirketlerinin sahiplerinin yaşadığı gökdelenlerin dışında başka bir sınıf vardır ve bu sınıfın sahip oldukları her geçen gün elinden alınmaktadır. Yaşadıkları evler, geçimlerini sağlayan dükkânlar yıkılacak ve kentin çeperlerde kalan bölgeleri de gücü elinde bulunduranlar tarafından ele geçirilecektir. Kazanmaya odaklı bu düzen, kendine uyum sağlayamayanı eleyerek varlığını korumayı sürdürür. Tahsin’in yanından geçtiği panolardan birinde yazan “Kazanmak için doğru yerdesiniz” tümcesi, kentin kimliğini özetler. Matin’in kamerasına kaydedilenler, kent üzerine bu ve benzeri düşüncelerin üretilmesine olanak sunar. Böylece Son Çıkış, yalnızca kentten bunalıp kaçmak isteyen Tahsin’in macerasını konu alan bir film olmaktan çıkar ve farklı okumalara elverişli bir bütün oluşturur. Kentte kurulan düzenle birlikte toplumdaki farklı sınıfların birbiriyle olan ilişkilerine, birinin diğeri üzerindeki baskınlığına yönelik çözümlemeler için birçok gösterge yerleştirir anlatıya. Bu nedenle Son Çıkış’ın gizli flanörlerinden biri yönetmendir, diğeri de yönetmenin kamerasına yansıyan görünümleri çözümleyebilen izleyicidir. Canpolat, Benjamin’in flanör karakteri üzerinden kapitalizmin insan yaşamına etkisini irdelediğine vurgu yaparken aslında benzer bir yöntemi Ramin Matin de izler. Tahsin, anlatının merkezinde durduğu için onun çevresinde hikâye gelişirken yan hikâyeler aracılığıyla kapitalizmin Tahsin’le aynı sınıftan olmayan insanların yaşamı üzerindeki etkisine de kamerayı çevirir Matin ve elbette bunu açıktan değil, tam da “gözlemci, kim olduğunu gizleme sanatını her yerde uygulayan bir hükümdardır” diyen Baudelaire gibi yapar. İzleyici ise kenti Tahsin’le aylak aylak dolaşırken yalnızca başkahramanın macerasını takip de edebilir ama filmdeki kodları çözmesi durumunda flanörleşerek kente dair düşünce de üretebilir!

 

Kaynakça

Akbaş, M, Bozok, N. (2015). “Aylak Adam ve Tuhaf Bir Kadın Sokaklarda Gezinirken: Aynı Sokaklar[da] Farklı Deneyimler[le]. Folklor/Edebiyat. 21 (81). 125 – 138. https://dergipark.org.tr/tr/pub/fe/issue/26048/274341

Baudelaire, C. (2013). Modern Hayatın Ressamı. Çev. Ali Berktay. İletişim Yayınları: İstanbul.

Benjamin, B. (2002). Pasajlar. Çev. Ahmet Cemal. Yapı Kredi Yayınları: İstanbul.

Canpolat, E. (2014). “Walter Benjamin’de Yöntem ve Flâneur”. Moment Dergi. 1 (2). 270 – 295. https://dergipark.org.tr/tr/pub/moment/issue/35660/398696

Tandaçgüneş, N. (2012). “Kent Kültüründe Modenizm ve Sonrası: ‘Gözlemleyen Özne’ Olarak Flâneur’ü Yeniden Okumak”. Der. Hüsamettin Çetinkaya. Flanör Düşünce. Ayrıntı Yayınları: İstanbul.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information