Yıl sonu yaklaşırken sadece bir yılı değil, aynı zamanda 2000’li yılların ilk 20 yıllık dilimini de geride bırakmanın heyecanını yaşayacağız. Sinema dünyasının dört bir yanından yıl sonu listelerinin ve 10 yıllık listelerin yapıldığı şu günlerde FilmLoverss olarak biz de Son 20 Yılın En İyi 50 Filmi’ni seçtik. Sinema yazarları, yönetmenler ve sektör profesyonellerinden oluşan 25 kişilik jürimizin kişisel listeleriyle katılım gösterdiği oylamada 294 filmlik bir havuz oluştu. Bu 294 film içinde dışarıda kaldığı için çok üzüldüğümüz filmler de oldu, çok iyi iki film arasında kıyasıya yaşanan puan mücadelesinde bir diğerinin burun farkıyla öne geçtiği de…. Ancak sonuç olarak ortaya 2000’lerin başlarından günümüze dek izlediğimiz filmlerden damıtılmış 50 filmlik bir liste çıktı. Aşk Zamanı, Mulholland Çıkmazı gibi nispeten daha eski filmlerin yanı sıra Toni Erdmann, Alev Almış Bir Genç Kızın Portresi gibi taze filmlerin de yer aldığı listeye sadece iki yerli film girdi: Bir Zamanlar Anadolu’da ve Uzak. Coen Kardeşler’in üç filmle dahil olmak suretiyle, sıralamaya en çok film sokan yönetmenler olarak dikkat çektikleri listede iki belgesel yer alırken, David Lynch’in televizyon projesi Twin Peaks: The Return de son yılların en önemli görsel ve işitsel olayı olarak jürimizin listesine girmeyi başardı.

Oylamaya katılan ve katkıda bulunan isimler:
Güvenç Atsüren, Şenay Aydemir, Burcu Aykar, Hakan Bıçakcı, Abbas Bozkurt, Mehmet Akif Büyükatalay, Hasan Cömert, Gizem Çalışır, Burak Çevik (Listesinde sıralama yapmadığı için oylamaya etki etmemiştir), Ersan Çongar, Kaan Ege, Ali Ercivan, Murat Emir Eren, Engin Ertan, Ekin Can Göksoy, Aslı Ildır, Kaan Karsan, Aras Keser, Murat Özer, Sezen Sayınalp, Tunç Şahin, Ali Deniz Şensöz, Utku Ögetürk, Esen Tan, Durul Taylan, Deniz Tortum.

Jürinin kişisel listelerine buradan ulaşabilirsiniz.

Son 20 Yılın En İyi 50 Filmi

50. Para Avcısı – The Wolf of Wall Street (2013)

Son olarak The Irishman’le de gerçek bir hikâyeden yola çıkan Martin Scorsese, Para Avcısı’nda Amerikan borsasında önce komisyoncu ardından da Stratton Oakmont’ın CEO’su olan, hırsı ve sefahate düşkünlüğüyle de tanınan Jordan Belfort’un sansasyonel hayatını mercek altına alıyor. Üç saatlik süresini dinamizmi ve ritmi ile avantaja dönüştüren yapım, En İyi Film ve En İyi Yönetmen dâhil 5 dalda Oscar adayı olmuştu.

49. Avukat – Michael Clayton (2007)

New York’un önemli hukuk bürolarından birinde “sorun çözücü” olarak çalışan Michael Clayton karakterini merkezine alan film, gerilimi yüksek bir anlatı sunarken etkileyici bir karakter çalışması olmayı da başarıyordu. Tony Gilroy’un yönettiği yapım toplam yedi dalda Oscar’a aday gösterilirken Tilda Swinton performansıyla En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu kategorisinde heykelciğe ulaşmıştı.

48. Kevin Hakkında Konuşmalıyız – We Need to Talk About Kevin (2011)

Lynne Ramsay’in yönettiği, Lionel Shriver’ın romanından uyarlanan Kevin Hakkında Konuşmalıyız’ın oyuncu kadrosunda, muazzam performanslar sergileyen Tilda SwintonJohn C. ReillyEzra Miller ve Jasper Newell yer alıyor. Bir kadın hamile kaldığını öğrendiğinde bütün gelecek planlarından vazgeçer ve çocuğu için hayatının gidişatını değiştirir. Ancak bunu isteyerek mi yapıyordur yoksa toplumun baskıyla mı yapmak durumda hissediyordur? Bu ikilemin çocuk tarafından hissedilmesiyle başlanan istenilmemiş olmanın getirdiği istememe çatlağıyla anne oğul ilişkisi filmde kendini vahşi bir şekilde meşrulaştırır.

47. Orada Olmayan Adam – The Man Who Wasn’t There (2001)

Orada Olmayan Adam, değil Coen Kardeşler filmografisinin, 2000’lerin hatta sinema tarihinin en kendine özgü, en orijinal ve en kusursuz filmlerinden biridir demek az bile gelir. Muhteşem bir kara film yapısındaki senaryosuna varoluşçuluk temalarından UFO’lara kadar birçok tartışmalı ve filmin geçtiği 50’ler atmosferini yansıtan ufak ayrıntıyı ustaca yediren Coenler, Roger Deakins’in kendine özgü sepya renkleri ile unutulmaz bir görsellik ve hikâyeyi bir araya getirirler.

46. The Master (2012)

Paul Thomas Anderson imzası taşıyan The Master, II. Dünya Savaşı gazisi, seks düşkünü, alkolik ve uyumsuz Freddie’nin bir gece şans eseri Lancaster Dodd isimli “The Cause” adlı felsefi bir oluşumun lideri ile tanışması akabinde gelişen olayları konu alır. Dodd, bir vaka olarak gördüğü Freddie’yi yakınında tutarak ona kendi tekniklerini uygular. Travmalarını çözümlemek ve toplumun bir parçası olması için ona yeni bir yöntem ve yol sunar. The Master insan doğasını irdeleyen üstelik, bir yandan da savaş sonrası Amerika’sının psikolojik buhranına değinen başarılı bir yapıt olarak hafızalarımıza kazınır.

45. Hayallerin Peşinde – Revolutionary Road (2008)

1950’lerde geçen Hayallerin Peşinde; yaşanan savaş sonrası tek düzeli bir hayat tarzının içinde yeni taşındıkları banliyöde huzurlu bir yaşam için mücadele eden iki çocuklu Frank ve April Wheeler çiftinin zamanla anlaşmazlık ve aldatmalarla devam eden evliliklerinin hikâyesini konu alır. Richard Yates’in aynı adlı romanından uyarlanan film, “Amerikan rüyası” kavramını atlamadan, ilişkiler ve evlilik üzerine etkileyici bir hikâyeye sahip. Titanic’ten sonra ilk kez bir araya gelen Kate Winslet ile Leonardo DiCaprio’nun muazzam performansları ve Sam Mendes’in yönetmenliğiyle dikkat çeken yapım, bir erkek ile bir kadının dünyalarının ne denli farklı olduğunu yansıtma konusunda da oldukça başarılı bir örnek.

44. Phantom Thread (2017)

Paul Thomas Anderson’un 2017 yılında vizyona giren şimdilik son filmi Phantom Thread, Londra’da 50’li yılların önemli bir moda tasarımcısı olan Reynolds Woodcock ile küçük bir kasabada garsonluk yapan Alma arasındaki sınırları zorlayan bir aşkı ele alıyor. Reynolds’ın hayatında yalnızca birer model olarak yer alan kadınlara bakışının hayatına aniden giren Alma’yla nasıl değiştiğini gözler önüne seren film, yalın fakat çarpıcı diliyle de dikkatleri üzerine çekmişti.

43. Twin Peaks: The Return (2017)

Usta yönetmen David Lynch’in Mark Frost ile birlikte yarattığı 1990 yapımı İkiz Tepeler – Twin Peaks, 2. sezonun ardından ekranlara veda etmiş olsa da zamanla sağlam bir hayran kitlesine kavuşmuş ve kült diziler arasında yerini almıştı. Esrarengiz bir cinayetle sarsılan ufak bir Amerikan kasabasında yaşananları bu cinayeti soruşturmakla görevlendirilen FBI ajanının gözünden anlatan dizi, uzun bir aranın ardından 2017 yılında ekranlara geri döndü. Twin Peaks: The Return adını taşıyan bu yeni sezon izleyiciler tarafından ilgiyle karşılandı ve orijinal seriden bile daha çok beğenilerek tüm zamanların en iyi dizileri arasında gösterildi. Geçtiğimiz yaz aylarında Jim Jarmusch tarafından “Amerikan sinemasının son 10 yıldaki en iyi işi” olarak tanımlanan yapım, Cahiers du Cinéma tarafında da 2017’nin en iyi filmi seçilmişti.

42. Tenenbaum Ailesi – The Royal Tenenbaums (2001)

Wes Anderson imzalı film, bir ailenin bir noktadan sonra bütün planların ve hayallerin anlamsızlaştığı noktasında izleyiciyi yakalar ve ironi ile absürtlüğün iç içe geçtiği bir dünyada komedi ile dramın birleşmesiyle Tenenbaums ailesinin hikâyesini beyazperdeye yansıtır. Filmin hikâyesi üç çocuklu bir ailenin toplumsal olarak normlara uygun geçmişi ile başlar. Bu geçmişte üç çocuk da farklı alanlarda kendilerini bulmuş ve yeteneklerini sergilemektedirler. Ancak bir gün Tenenbaums ailesinde bir kırılma yaşanır; çocukların tam büyüme evrelerine ve hayatı görme anlarına denk gelen bir zamanda babaları evi terk eder. Bu terk ediş ile beraber hayal kırıklıkları ve mücadeleler baş göstermeye başlar ailenin içerisinde. Wes Anderson, kendi özgün üslubuyla aile kurumuna, kalıpların dışına çıkan bir bakış atıyor The Royal Tenenbaums’ta.

41. Pan’ın Labirenti – El laberinto del fauno (2006)

Pan’ın Labirenti; 1944 yılında, iç savaştan beş yıl sonra hâlâ toparlanamamış olan İspanya halkını konu alıtırken, savaşın içinde büyümüş bir çocuğun bilinçaltında yatan korkulu dünyayla insanın kanını donduruyor. Küçük Ofelia, her gün üvey babasının, gözlerinin önünde öldürdüğü onca insanı görmemek için kendini peri masallarına gömüyor. Onun zihninde canlandırdığı fantastik dünya, bizim düşlediğimiz rengarenk çiçeklerle dolu, şirin peri kızlarının prenseslerle oyunlar oynadığı toz pembe dünyanın aksine; kapkaranlık ve korku dolu bir yer. Savaşın yarattığı dehşeti 11 yaşında bir kızın bilinçaltındaki etkileri üzerinden inceleyen modern başyapıt Pan’ın Labirenti.

40. Karanlık Armoniler – Werckmeister harmóniák (2000)

Kendi hâlinde ve dinamiğinde yaşayan bir şehirde her zamanki otorite mücadeleleri devam etmektedir. Tam da alttan alta planlanan bu değişim rüzgârının arefesinden şehre bir sirk gelir. Sonunda tüm şehirde büyük bir karışıklık çıkar. Herkes bu anarşi dalgası içinde ne olup bittiğini öğrenmek istemekte ama bu sırada farkında olmadan bu değişimin bir parçası olmaktadır. Tüm bu anarşinin ortasındaysa bilimsel bir kişiliği olan Janus yalnızca olan biteni anlamaya çalışmasına karşın sonunda büyük bir kaybedişle karşılaşır. Film, Janus’un tüm bu masumiyetine karşı mutlak kaybedişini acı bir şekilde anlatır. Béla Tarr ve Ágnes Hranitzky’nin birlikte yönettikleri filmde, tam altı farklı görüntü yönetmeni çalışmıştır.

39. Köpek Dişi – Kynodontas (2009)

Yorgos Lanthimos’un geniş kitlelere tanıtan 2009 yapımı Köpek Dişi; anne ve babalarıyla birlikte geniş bahçesi olan bir villada yaşayan ve dış dünyayla hiçbir şekilde temas kurmayan üç kardeşin yaşantısını konu alıyor. Lanthimos, çekirdek aile üzerinden yapay bir dünya yaratıyor. Bu dünyadaki çocukların hayatı merak etmeye başlaması ve keşfetme süreci, birtakım absürt durumlar ve mizah ögeleri üzerinden açıklanıyor. Mizah ve absürtlükle yaratılan yeni dünya, sorgulamadan kabul edilen yargıların etrafına büyük soru işaretleri yerleştiriyor.

38. Sessiz Işık – Stellet Licht (2007)

Yönetmen Barry Jenkins’in “Sinemanın en saf hâli. Şimdi hakkında düşününce on yıl önce filmi ilk izlediğimde kapıldığım hislere kapılıyorum.” sözleriyle tanımladığı Sessiz Işık, Carlos Reygadas’ın üçüncü uzun metrajı. Yeni bir kadına aşık olmasının ardından inancının sorgulamaya başlayan bir babayı merkezine alan yapım Altın Palmiye için yarıştığı Cannes Film Festivali’nden Jüri Ödülü ile dönmüştü.

37. Başsız Kadın – La mujer sin cabeza (2008)

Lucrecia Martel’in üçüncü filmi Başsız Kadınaracıyla bir şeye çarpan ama yola devam eden burjuva sınıfı mensubu Vero’nun yaşadığı hafıza sorunu ele alınıyor. Çarptığı şeyin ne olduğuna bakmayan Vero, oluşan durumdan korku duyarken çevresindeki insanlar ona olayı unutturmaya ve giderek reddetmesini sağlamaya çalışıyorlardı. Bu açıdan film, yarattığı sorunların bedelini ödemeyen burjuva ahlakına ağır bir eleştiri getiriyordu. Eleştirmenler tarafından övgüyle karşılanan yapım, Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye için yarışmış, Arjantin Akademi Ödülleri’nde En iyi Film, En iyi Yönetmen ve En İyi Orijinal Senaryo dallarında ödül kazanmıştır.

36. Dönüş – Vozvrashchenie (2003)

Anneleri ve büyükanneleriyle yalnız yaşayan Ivan ve Andrey’in hikayesini anlatan film sahildeki bir oyundan sonra eve koşarak gelen kardeşlerin 12 yıldır hiçbir haber alamadıkları babalarının döndüğünü öğrenmeleriyle tümden değişir. Andrey Zvyagintsev, bu ilk uzun metraj filminde hem renk tonlaması hem de karakterler arasındaki ilişkilerle koyu bir distopik atmosfer yaratırken, bir yandan da gerçekliği en saf hâliyle yansıtarak bu dünyayı, Rusya taşrasının yaşadığı bunalım olarak resmeder.

35. Shaun of the Dead (2004)

Shaun’un hayatı pek de istediği gibi gitmemektedir. İşinden nefret etmekte, kimse kendisini önemsememekte ve kız arkadaşı Liz de pek ciddi bakmamaktadır ilişkilerine. Shaun hayatının kontrolünü tekrar eline almaya karar verdiği vakit beklenmedik bir zombi istilası işleri daha da karmaşık hâle getirecektir. Zombi filmlerindeki klişeleri iyi özümseyip bunları komedi unsuru olarak sunan yapımla Simon Pegg ve Nick Frost unutulmaz ikililerden biri hâline gelmişti.

34. Ciddi Bir Adam – A Serious Man (2009)

Coen Kardeşler filmografisi içindeki “nev’i şahsına münhasır” bir başyapıtlardan biri. Musevi geçmişlerine ve çocukluklarının geçtikleri yılların kültürne profesör Larry Gopnik ve ailesi üzerinden bir bakış attıkları bu filmde, Santana ve Jefferson Airplane müzikleri, hahamlar, uzakta yükselen fırtına gibi beliren kanser, ölüm, ayrılık ama yine de kapkara olmayan bir komedi mevcut. Açılış sahnesinden itibaren insanı düşünmeye sevk eden bu oldukça kişisel ama bir kere içine girildi mi insanı alıp götüren film, filmografilerinin en başarılı filmlerinden biri olmayı hak ediyor.

33. Toplayıcılar – Les glaneurs et la glaneuse (2000)

Fransız Yeni Dalgası’nın öncülerinden olmasının yanında belgesel sinemanın da usta isimlerinden olan Agnès Varda, 2000 yılında ilk dijital girişimini yaparak eline aldığı kamerasını “toplayıcılara” yöneltti. Agnès Varda bu belgeselde; hem çöpten yemek topladıkları için mahkemelik olan gençlere hem son kullanma tarihi geçmiş ürünleri yiyerek yaşayanlara hem de sanatı için atık malzeme toplayanları odağına aldı. Onun için “topluyor olmanız” yeterliydi. Tarihi bir bütünlük ve güncel çeşitlilik içinde olan bu belgesel, Varda’nın milenyuma girişle beraber kendisine hediye ettiği dijital kamerası ile bize de getirdiği bir yeniliğin oluşumu.

32. Uzak (2002)

Nuri Bilge Ceylan’ın üçüncü uzun metrajı Uzak, karısından ayrıldıktan sonra varoluşsal sıkıntılar çekip uzaklara gitmeyi düşünen Mahmut’la hayallerini gerçekleştirmek için İstanbul’a gelen Yusuf’un kesişen hikayesini anlatıyor. Oldukça karamsar ve karanlık bir tona sahip olan film, Yusuf’la Mahmut arasındaki uzaklığı sunarken izleyicilere kendisiyle baş başa bırakıyor. İstanbul’un eski görünümünü muhteşem görüntü yönetimiyle görme fırsatı yakaladığımız filmin oyuncu kadrosunda Muzaffer Özdemir, Emin Toprak ve Zuhal Gencer yer alıyor. 2003 yılında Cannes Film Festivali’nde Jüri Büyük Ödülü ile Muzaffer Özdemir ve Emin Toprak’ın paylaştığı En İyi Erkek Oyuncu ödülünü kazanan filmin çekimlerinin ardından Emin Toprak’ın bir trafik kazasında hayatını kaybettiğini üzücü bir not olarak ekleyelim.

31. Sil Baştan – Eternal Sunshine of the Spotless Mind (2004)

Jim Carrey ile Kate Winslet’ın başrolünde yer aldığı, Michel Gondry imzalı Sil Baştan; özellikle hafızanın silinmesi temasıyla adından söz ettirmiş ve seyirci karşısına çıktığında olumlu yorumlarla karşılanmıştı. Aynı zamanda Akademi Ödülleri’nde En İyi Özgün Senaryo Ödülü’nü kazanan film, içine kapanık biri olan Joel ile hisleriyle hareket etmeyi seven Clementine arasındaki ilişkinin bozulmasıyla gelişen olayları derinlemesine inceliyor. İki tarafın ayrılık acısını atlatmak için  ilişkiye dair her şeyi unutmayı tercih etmesiyle gelişen olaylar; duygusal yoğunluğu olan bir ilişkide tutkunun azalmasını, ardından gelen hüznün yıkıcı etkisini gözler önüne seriyor.

1 2 3
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information