James Baldwin’in 1974 tarihli romanı Sokağın Dili Olsa aslında yazarın çocukluğundan ve gençliğinden de birtakım ayrıntılar taşıyan otobiyografik ögeleri olan bir eser. Baldwin kitabın orijinal isminde de adı geçen sokağın temsil ettiklerinden, bir siyahi nerede doğmuş olursa olsun, gördükleriyle yaşadıklarıyla, ona yaşatılanlarla aslında Beale Sokağı’na doğmuştur diye bahsediyor. 1970’ler Amerika’sı ırkçılığın hâlâ hüküm sürdüğü ve aslında ne kadar gelişme yaşanmış gibi gösterilse de aslında neofaşizmin gücünü göstermeye devam ettiği bir döneme işaret ediyor. Barry Jenkins de üçüncü uzun metrajı olan ve Baldwin’in romanından uyarladığı Sokağın Dili Olsa’da bu sokağın Baldwin’de yarattığı hisleri perdede tekrar yaratma amacında. Sokağın Dili Olsa: Sesimiz O Kaldırımda Jenkins’in filmlerinin güçlü sinematografisi değindiği konular için de karakterlerin yüzlerinden yola çıkarak oluşturduğu bir anlatı sunuyor aslında. Arka planda anlatılmakta olan hikâye karakterlerin yüzlerinde gelip geçen duygularla birleşince zamana ve mekâna dair bir ilişki doğuyor film ve seyirci arasında. Sokağın Dili Olsa, ana karakterleri Tish ve Fonny’nin hikâyelerini merkeze alarak, haksız şekilde suçlanan, tutuklanan, temel yaşam haklarına el konulan siyahilerin yaşadıklarını ve bu yaşamın bıraktığı izleri görünür kılma derdinde. Geriye dönüşlerle anlatılan hikâye hem James Baldwin’in metnini hem de Barry Jenkins’in yönetmen bakışını bir noktada birleştirmeyi başarabiliyor. Yavaş ilerleyen anlatı aslında yaşananlarla tezatlık yaratırcasına bir sakinlik de içeriyor. Tanıdıklığın ve tanıklığın yarattığı bir sakinlik bu. O sokak o yıllara tanık, o insanlar tüm yaşananlara tanık. Tüm bunların değişmesine ise yıllar var. Ve tüm bu yılların suskunluğu, öfkesi, haksızlığı sokağın duvarlarında, kaldırımlarında saklı tuttuğu anılarla açığa çıkıyor. Bu anıları bizlerle buluşturacak olan kişi de Tish. Baldwin’in eserinde de Jenkins’in uyarlamasında da ana anlatıcı o. Tish’in tüm -gerçekleşemeyen- mahkeme sürecini ve bununla paralel devam eden hamileliğini, yine sokağın, mahallenin onların karşılarına getirdiği engellere verdikleri tepkilerle ve mücadelelerle izliyoruz. İzlerken de Tish’in ve Fonny’nin yüzüne odaklanan kameralarla onların geçmişe ve bugünlerine dair biçimlendirdikleri hislerle gelecek hayalinin mümkünlüğüne dair bir tablo çıkarıyor Jenkins. O sokaklar kimi yerlerde aynı eşitsizliklerle bugün de varlar çünkü. Anlatılanlar bugün de karşımıza çıkabiliyor ve üzerinden ne kadar zaman geçse de tüm bu olup bitenler, o yüzlerden ve o sokaklardan silinmiyor. Filmin ağır anlatısı, aslında geçmeyen zamanla ve silinmeyen duygularla bir bütünlük kuruyor. Olması beklenilen her şey zamanın bulunmayan bir köşesine sıkışmış ya da sokağın görülmeyen bir köşesinde unutulmuş gibi. Umut ya da adalet; ikisi de beklenilen ama henüz kavuşulamayan kavramlardan. Onların varlıklarına hasret kalan Tish ve Fonny ise sokağı alt üst edecek bir dile sahipler. Aşkın yarattığı nahiflik böylelikle filmin izleğini de belirliyor. Rutine binen görüşler, yeni hayatların başlaması, evler, evlerin o içindeki birlik duygusu, Beale Sokağı’ndan Amerika’nın diğer sokaklarına da yayılıyor muhakkak. Çünkü yalnız olmadığını bildiğin bir coğrafyada, adaletin bu kadar geç kalması belki de sadece Baldwin’in dilindeki bu kırgın ve sakin nüanslar sayesinde insanlar üzerindeki etkisini belli edebiliyor. Jenkins’in de bu nüansları filmin her noktasına yerleştirdiği bir gerçek. Sokağın Dili Olsa Barry, Jenkins’den James Baldwin’e bu roman için edilmiş bir teşekkür gibi son buluyor. Bir yönetmenin okuyucusu olduğu yazarın kitabını uyarlamasıyla, seyircinin tüm bu hikâyeye tanıklık etmesi de bu yüzden oldukça anlamlı.

Yazar Puanı

Puan - 70%

70%

Sokağın Dili Olsa, ana karakterleri Tish ve Fonny’nin hikâyelerini merkeze alarak, haksız şekilde suçlanan, tutuklanan, temel yaşam haklarına el konulan siyahilerin yaşadıklarını ve bu yaşamın bıraktığı izleri görünür kılma derdinde. Geriye dönüşlerle anlatılan hikâye hem James Baldwin’in metnini hem de Barry Jenkins’in yönetmen bakışını bir noktada birleştirmeyi başarabiliyor.

Kullanıcı Puanları: 3.7 ( 1 votes)
70

James Baldwin’in 1974 tarihli romanı Sokağın Dili Olsa aslında yazarın çocukluğundan ve gençliğinden de birtakım ayrıntılar taşıyan otobiyografik ögeleri olan bir eser. Baldwin kitabın orijinal isminde de adı geçen sokağın temsil ettiklerinden, bir siyahi nerede doğmuş olursa olsun, gördükleriyle yaşadıklarıyla, ona yaşatılanlarla aslında Beale Sokağı’na doğmuştur diye bahsediyor. 1970’ler Amerika’sı ırkçılığın hâlâ hüküm sürdüğü ve aslında ne kadar gelişme yaşanmış gibi gösterilse de aslında neofaşizmin gücünü göstermeye devam ettiği bir döneme işaret ediyor. Barry Jenkins de üçüncü uzun metrajı olan ve Baldwin’in romanından uyarladığı Sokağın Dili Olsa’da bu sokağın Baldwin’de yarattığı hisleri perdede tekrar yaratma amacında.

Sokağın Dili Olsa: Sesimiz O Kaldırımda

Jenkins’in filmlerinin güçlü sinematografisi değindiği konular için de karakterlerin yüzlerinden yola çıkarak oluşturduğu bir anlatı sunuyor aslında. Arka planda anlatılmakta olan hikâye karakterlerin yüzlerinde gelip geçen duygularla birleşince zamana ve mekâna dair bir ilişki doğuyor film ve seyirci arasında. Sokağın Dili Olsa, ana karakterleri Tish ve Fonny’nin hikâyelerini merkeze alarak, haksız şekilde suçlanan, tutuklanan, temel yaşam haklarına el konulan siyahilerin yaşadıklarını ve bu yaşamın bıraktığı izleri görünür kılma derdinde. Geriye dönüşlerle anlatılan hikâye hem James Baldwin’in metnini hem de Barry Jenkins’in yönetmen bakışını bir noktada birleştirmeyi başarabiliyor. Yavaş ilerleyen anlatı aslında yaşananlarla tezatlık yaratırcasına bir sakinlik de içeriyor. Tanıdıklığın ve tanıklığın yarattığı bir sakinlik bu. O sokak o yıllara tanık, o insanlar tüm yaşananlara tanık. Tüm bunların değişmesine ise yıllar var. Ve tüm bu yılların suskunluğu, öfkesi, haksızlığı sokağın duvarlarında, kaldırımlarında saklı tuttuğu anılarla açığa çıkıyor. Bu anıları bizlerle buluşturacak olan kişi de Tish. Baldwin’in eserinde de Jenkins’in uyarlamasında da ana anlatıcı o. Tish’in tüm -gerçekleşemeyen- mahkeme sürecini ve bununla paralel devam eden hamileliğini, yine sokağın, mahallenin onların karşılarına getirdiği engellere verdikleri tepkilerle ve mücadelelerle izliyoruz. İzlerken de Tish’in ve Fonny’nin yüzüne odaklanan kameralarla onların geçmişe ve bugünlerine dair biçimlendirdikleri hislerle gelecek hayalinin mümkünlüğüne dair bir tablo çıkarıyor Jenkins. O sokaklar kimi yerlerde aynı eşitsizliklerle bugün de varlar çünkü. Anlatılanlar bugün de karşımıza çıkabiliyor ve üzerinden ne kadar zaman geçse de tüm bu olup bitenler, o yüzlerden ve o sokaklardan silinmiyor. Filmin ağır anlatısı, aslında geçmeyen zamanla ve silinmeyen duygularla bir bütünlük kuruyor. Olması beklenilen her şey zamanın bulunmayan bir köşesine sıkışmış ya da sokağın görülmeyen bir köşesinde unutulmuş gibi. Umut ya da adalet; ikisi de beklenilen ama henüz kavuşulamayan kavramlardan. Onların varlıklarına hasret kalan Tish ve Fonny ise sokağı alt üst edecek bir dile sahipler. Aşkın yarattığı nahiflik böylelikle filmin izleğini de belirliyor. Rutine binen görüşler, yeni hayatların başlaması, evler, evlerin o içindeki birlik duygusu, Beale Sokağı’ndan Amerika’nın diğer sokaklarına da yayılıyor muhakkak. Çünkü yalnız olmadığını bildiğin bir coğrafyada, adaletin bu kadar geç kalması belki de sadece Baldwin’in dilindeki bu kırgın ve sakin nüanslar sayesinde insanlar üzerindeki etkisini belli edebiliyor. Jenkins’in de bu nüansları filmin her noktasına yerleştirdiği bir gerçek.

Sokağın Dili Olsa Barry, Jenkins’den James Baldwin’e bu roman için edilmiş bir teşekkür gibi son buluyor. Bir yönetmenin okuyucusu olduğu yazarın kitabını uyarlamasıyla, seyircinin tüm bu hikâyeye tanıklık etmesi de bu yüzden oldukça anlamlı.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi