Advertisement


25 Mayıs’ta Netflix’te izleyici ile buluşan Snowpiercer dizisi ile uyarlandığı 2013 yapımı film arasındaki farkları derledik.

Bong Joon-ho’nun 2013 yapımı bilimkurgu filmi Snowpiercer‘ın, yapım sürecinde pek çok sorunla karşılaşan ve bu yüzden defalarca ertelenen dizi uyarlaması, nihayet geçtiğimiz günlerde izleyici ile buluştu. Amerika’da TNT kanalında yayınlanan dizi, dünyanın geri kalanında ise Netflix‘te izleyici ile buluştu.

Hem Bong Joon-ho imzalı filmden, hem de ona kaynaklık eden Fransız çizgiroman serisi Le Transperceneige‘dan uyarlanan Snowpiercer dizisi, filmde olduğu gibi küresel ısınmayı engellemek amacıyla yapılan bir deneyin felakete dönüşmesi sonucu tüm dünyanın buzlar altında kaldığı bir gelecekte geçiyor. Dizi, felaketten sağ kurtulan insanların, sınıf düzenine göre bölümlere ayrılmış, asla durmayan bir trenin içindeki yaşam mücadelesini anlatıyor.

Orphan Black’in senaristlerinden Graeme Manson‘ın öncülüğünde hazırlanan dizinin başrollerinde Oscar ödüllü oyuncu Jennifer Connelly ve son yıllarda dikkat çekici performanslara imza atan Daveed Diggs yer alıyor. Oyuncu kadrosunda Connelly ve Diggs’e Alison Wright, Mickey Sumner, Susan Park, Iddo Goldberg, Katie McGuinness, Annalise Basso, Sam Otto, Roberto Urbina, Sheila Vand ve Jaylin Fletcher gibi isimler eşlik ediyor.

Dizi, gerek yapım tasarımı gerek hikâyenin merkezinde yer alan karakterleriyle 2013 yapımı filmle önemli benzerlikle taşısa da, aslında pek çok konuda filmden ayrılıyor. Snowpiercer dizisi ile uyarlandığı film arasındaki bu farkları aşağıda bulabilirsiniz.

Snowpiercer Dizisi ile Uyarlandığı Filmler Arasındaki Farklar

Dizi, Dünyanın Buzlar Altında Kalmasının 7 Yıl Sonrasında Geçiyor

Filmde olduğu gibi dizi de ters giden bir deney sonrası dünyanın buzlar altında kaldığı post apokaliptik bir gelecekte geçiyor. Ancak film izleyicileri felaketin 17 yıl sonrasına götürürken, dizi felaketin 7 yıl sonrasında geçiyor.

***Yazının bundan sonraki kısmı dizinin ilk iki bölümü ve film ile ilgili keyif kaçırıcı detaylar (spoiler) içerebilir.***

İlk bölümün başında, kuyruk bölümündekilerin trene bindiği ilk an da kısaca gösterilmiş olsa da asıl hikâyeye geçildiğinde bu yolculuğun 6 yıl 9 ay önce başladığını öğreniyoruz. Her ne kadar dizi filmde yaşananların öncesinde geçiyor olsa da, aslında filmin öncesinde yaşananları anlatmıyor. Bunun yerine filmin hikâyesini farklı bir yorumla daha erkenden başlatıyor.

Farklı Karakterlere Odaklanıyor

Dizinin merkezinde yer alan karakterler filmdeki karakterlerle önemli benzerlikler taşısa da aslında neredeyse tamamı farklı karakterlerden oluşuyor. Filmde isyana öncülük eden Curtis’in yerini burada Andre Layton alıyor. İki karakter hikâye akışı açısından benzer misyonlar üstlense de Curtis’in karanlık geçmişi yüzünden daha haşin bir karakter olması iki ana karakteri kişilik olarak birbirinden ayırıyor. Yan rollerde de filmde gördüğümüz insanları andıran bazı karakterler olsa da bunların hiçbiri filmdekiyle birebir aynı değil.

Filmde Daha Uluslararası Bir Yolcu Kitlesi Var

Dizideki karakterlerle filmdeki karakterler arasında önemli benzerlikler olsa da, dizideki yolcu kitlesinin filmdeki kadar uluslararası olmaması dikkat çekiyor. Filmin ana karakterlerinden biri olan Nam’a Güney Koreli oyuncu Kang-ho Song hayat veriyor ve film boyunca Korece konuşuyor. Trendeki diğer insanlarla iletişim kurabilmek içinse simultane çeviri yapan bir alet kullanıyor. Gerek farklı diller konuşan insanların iletişim kurması için kullanılan bu aletin trende bulunması, gerek film boyu karşılaştığımız farklı milletlerden karakterler, trende dünyanın dört bir yanında insan olduğunu düşündürüyor. İlk iki bölümden yola çıkarak, dizide ise daha çok Amerikalı karakterlerden oluşan bir yolcu kitlesi olduğunu söyleyebiliriz.

Felaket Öncesi Dünyayla Bağı Daha Kuvvetli

Dizinin felaketin 17 yıl sonrasında değil, 7 yıl sonrasında geçiyor olması, felaket öncesi dünyayla bağın daha kuvvetli olmasına neden oluyor. Lokomotifteki makinistler yolu kontrol etmek için eski uydulardan faydalanırken, başta Andre Layton olmak üzere karakterlerin eski hayatlarından tam olarak kopamadıkları görülüyor. Layton trende eski eşiyle karşılaşınca felaket öncesindeki günlerini hatırlıyor.

Filmde, trende verilen yaşam mücadelesi dışında bir şeye odaklanmak imkânsızken, dizide eski dünyanın izlerini görmemiz bu mücadeleden uzaklaşmamıza neden oluyor. Bu da filmin kurduğu o etkileyici atmosferin dizide hiçbir zaman kurulamamasına neden oluyor.

Kuyruk Bölümünde Beş Yıldır Çocuk Doğmamış

Dizideki önemli değişikliklerden biri ilk bölümde bir diyalog sırasında izleyiciye aktarılıyor. Kuyruk bölümünde yaşayanlar neden bir isyan başlatmaları gerektiğini konuşurken, yönetimin onları kısırlaştırdığı ve beş yıldır kuyruk bölümünde çocuk doğmadığı söyleniyor. Bu da dizinin sonraki bölümlerinde daha derinlemesine işlenebilecek bir sorunun temellerinin atıldığını düşündürüyor.

İnsan Hayatına Daha Fazla Önem Veriliyor

Tren yönetimi, kuyruk bölümünde nüfusu kontrol altında tutmak için insanları kısırlaştırıyor olsa da, filmdeki gibi nüfus kontrolü için doğrudan katliam yapma yoluna gitmiyor. Aslında ilk iki bölümün geneline bakıldığında dizide insan hayatına daha çok önem verildiği görülüyor. Filmde ister kuyrukta olsun ister ön vagonlarda olsun insanlar kolayca öldürülürken, dizide hapishane bölümünde uyutulan insanların uyandırılmasında sorun yaşanması bile ciddi bir problem olarak görülüyor. Ön vagondakiler lüks içinde yaşarken en ufak bir tehlike söylentisinden bile rahatsız oluyor. Tren yönetimi de bu rahatsızlıkları gidermek için uğraş veriyor. Filmde isyanı bastırmak için ön vagonlardan gelen çocukların yanında Curtis ve arkadaşlarına ateş açan öğretmen gibi figürlerin, dizinin kurduğu bu dünyada yeri yok.

Yedilerin İsyanı

Dizi, olayları yaklaşık 10 yıl öne çekerek hikâye akışını önemli ölçüde değiştirmiş olsa da, aslında filmde de bahsi geçen bir olaya referansta bulunuyor. Layton, tren yolculuğunun 3. yılında da isyana kalkıştıklarını, ancak hiç yol kat edemedikleri gibi pek çok kişinin öldürüldüğünü söylüyor. Filmde de yolculuğun 3. yılında yaşanan bir isyandan söz ediliyor. Filmde bu kalkışma Yedilerin İsyanı olarak anılıyor ve yolculuğun 3. yılında yedi yolcunun bir isyan başlatarak trenden kaçmayı başardığı, ancak birkaç metre uzaklaştıktan sonra donarak öldükleri anlatılıyor. Dizi her ne kadar benzer bir isyana gönderme yapıyor olsa da, yaşananları önemli ölçüde değiştiriyor.

Dizideki İsyana Yönetimden Gelen Gizli Mesajlar Rehberlik Etmiyor

Filmdeki en önemli sürprizlerden biri tüm bu isyanın aslında tren yönetimi tarafından organize edildiğini öğrenmemiz oluyor. Film boyunca Curtis, mermi kovanları içinde gizli mesajlar alıyor ve bu mesajlar vagonlar arasında ilerlemesini mümkün hâle getiriyor. Bay Wilfred’dan gelen bu mesajlar isyanın büyümesinde kilit rol oynuyor.

Dizide de benzer bir isyan kalkışması için ilk adımlar atılıyor olsa da yönetimden gelen gizli mesajlar bu isyanda rol oynamıyor. Bunun yerine Layton ön vagonlar hakkında bilgi toplayıp bu bilgileri kuyruktakilere ulaştırmaya çalışıyor.

Polisiye Yapısı

Yaklaşık 2 saatlik bir filmi diziye uyarlarken hikâyenin uzatılabilmesi için pek çok değişiklik yapılıyor ve bu değişiklikler sadece hikâyenin nasıl ilerlediği ile sınırlı kalmıyor, aynı zamanda dizinin yapısına ve türüne de yansıyor. Film baştan sona bir isyana odaklanan bir aksiyon filmi olarak karşımıza çıkarken, dizi polisiye türüne yakın duruyor. Eski bir cinayet masası dedektifi olan Layton, trende işlenen seri cinayetleri çözmek için ipuçları peşinde koşuyor. İlk iki bölümde temelleri atılan bu gizemin ilk sezon boyunca hikâyede önemli bir yere sahip olacağı tahmin ediliyor.

Dışarısı Yaşanabilir Durumda Değil

Dizinin hikâyeyi 10 yıl öne alması, dışarıdaki dünyanın içinde bulunduğu durumu da değiştiriyor. Filmin sonunda, aslında dış dünyanın normale dönmeye başladığını, tren dışında yaşamanın da mümkün olduğunu görüyoruz. Dizi ise tren dışında birkaç saniye geçirmenin bile ölümcül olduğu bir dünyada geçiyor. İkinci bölümde büyükbaş hayvanların donarak öldüğü sahnede bunu açıkça görüyoruz.

“Bay Wilfred”

Snowpiercer dizisi ile uyarlandığı film arasındaki belki de en büyük fark ise Bay Wilfred karakterinde vücut buluyor. Filmde Wilfred, Ed Harris’in hayat verdiği yaşlı bir mühendis olarak karşımıza çıkıyor. Dizide ise Bay Wilfred’ın aslında Jennifer Connelly tarafından canlandırılan Melanie Cavill olduğunu öğreniyoruz. Dizi sadece karakterin cinsiyetini değiştirmekle kalmıyor, aynı zamanda trendeki konumunda ve insanlara karşı tavrında da önemli değişiklikler yapıyor.

Wilfred filmde adeta tanrısal bir figür olarak karşımıza çıkıyor. İnsanlara üstten bakan, planlarını hayata geçirmek için yüzlerce kişinin katledilmesine rahatlıkla onay verebilecek acımasız bir tanrı figürü.

Dizide de yolculara her şeyi kontrol altında tutan bir Bay Wilfred figürü sunuluyor. Ancak bu tamamen yaratılmış bir personadan ibaret. Aslında “Bay Wilfred” olan Melanie, filmdeki gibi acımasız ve insanlardan kopuk bir karakter değil. Bunun yerine trende olup bitenlerle yakından ilgilenen ve en azından ilk iki bölüm itibarıyla insan hayatına değer veren bir lider.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information