Önceki Sayfa2 / 2Sonraki Sayfa

Memento (2000)

memento - filmloverss

The Prestige, Inception gibi muazzam filmlere imza atan, Batman yorumuyla eşsiz bir sinema anlayışını olduğunu gösteren Christopher Nolan’ın izleyiciyi kendisine hayran bırakan filmi Memento, daha önce kardeşi Jonathan Nolan’ın kısa hikayesi Memento Mori’den sinemaya uyarlanan psikolojik gerilim filmidir. Guy Pearce, Carrie-Anne Moss, Joe Pantoliano gibi başarılı oyuncuların performanslarıyla fark yaratan Memento, hiçbir şekilde tedavisi olmayıp ender rastlanan bir hafıza kaybı hastalığına sahip olan Leonard Shelby isimli bir adamın karısına tecavüz edip öldüren kişiyi bulmak için yaşadığı olayları konu alıyor. Hayatının bir dönemini hatırlayan ancak hastalığı yüzünden 15 dakika  öncesinde nerede olduğunu ve  ne yaptığını hatırlamayan Leonard’ın gerçeği bulmak için girdiği zorlu yol müthiş bir kurgu yapısıyla adından söz ettiriyor. İlk izlediğinizde oldukça karışık gelen ve büyük çoğunluğundan bir şey anlamayacağınız bir yapıda kendini gösteren Memento, izleyicinin film boyunca beyin fırtınası yapması amacıyla filme tamamen konsantrasyon olmasını sağlıyor. İkinci izleyişinizde taşları daha da yerine oturtacağınız film, aklınızdaki  soru işaretlerini de gidermenize büyük ölücüde yardımcı olacaktır. Olayları tersten anlatarak bir kurgu biçimini benimseyen film, kendi içindeki bütünselliğini koruyarak elindeki malzemeyi dahice kullanmayı biliyor. Christopher Nolan’ın henüz ikinci uzun metrajında bu kadar orijinal bir eser yaratması o zamanlar için kendisinden çok daha iyi yapımları bekleyeceğimizin bir tür haberciymiş gibi bir etki yaratıyor.

Janghwa, Hongryeon (2003)

the - tale - of - two - sisters - filmloverss

Her zaman izleyicinin unutamayacağı filmlere imza attığını söyleyebileceğimiz Güney Kore sinemasının önemli yönetmenlerinden biri olan Jee-woon Kim’in yönetmenliğini üstlendiği Janghwa, Hongryeon; oyunculuk performansı ile dikkat çeken, kurgusuyla harikalar yaratan ve gerilimi iliklerinize kadar hissettiren bir film olarak kendini tanıtıyor. Tribeca Film Festivali’nin açılış filmi olan ve ortalığı tam anlamıyla kasıp kavuran bir film olan Janghwa, Hongryeon (A Tale of Two Sisters) çoğu sinemasevere göre Güney Kore sinemasın en iyi korku filmi olarak kabul ediliyor. Film, iki kız kardeşin annelerinin tuhaf ölümüyle hastaneye yatırılan ve tedavi sürecinin ardından eve geri dönmeleriyle yaşanan olayları anlatan film, babalarının yeni eşi olan Eun-joo isimli üvey anneleriyle olan gergin ve huzursuz edici ilişkilerini de kasvetli atmosferi içinde çok iyi yansıtıyor. İzleyicinin pür dikkat ve sürekli diken üstünde izlediği film, karakterlerin yaşadıkları olaylar karşısındaki tutumlarının yarattığı hava sayesinde dram ve gerilimi başarılı bir şekilde harmanlıyor. Bir aile üzerinden gerilim yaratmayı başaran film aynı zamanda hiç düşmeyen temposuyla izleyicinin filmden kopmamasını sağlıyor. Sürpriz sonuyla şaşırtan film, final sahnesine kadar yarattığı kafa karışıklığını müthiş bir ustalıkla çözerek senaryosundan güç almanın vermiş olduğu hareketle  izleyici ters köşeye yatıran bir film olmayı başarıyor.

Primer (2004)

primer - filmloverss

Amerikalı yönetmen Shane Carruth’un çok düşük bütçeyle çektiği bir film olan Primer, garajda yürüttükleri deneyler sırasında kaza eseri zaman makinesini icat eden iki mühendisin yaşadıklarını konu alıyor. Merakları yüzünden zamanda yolculuk deneylerini birbirlerinden habersiz yürüten mühendislerin zamanla çok ciddi sorunlara yol açmaları işleri daha karmaşık boyutlara sürüklüyor. Aynı zamanda filmde rol alan yönetmen Shane Carruth’un eskinden mühendis olmasının vermiş olduğu tecrübeyle senaryoyu yazarken mühendislik jargonunu çok başarılı kullanmasıyla izleyicinin filmi anlamasını zorlaştırıyor. Ama film ilerledikçe anlıyoruz ki yönetmenin amacı izleyiciyi filme dahil etmek değil tam aksine izleyiciyi gözlemci konumuna alarak filmi seyretmesini sağlamak. Belki de bu yüzden mühendislik bilgisi olmayanların anlamakta zorlandığı bir film olan Primer, izleyiciyi zorlayan türde bir yapım olarak kendini tanıtıyor. İzleyen çoğu kişinin karışık bir anlatımı benimsemesinden dolayı filmi beğenmemesinin yanında düşük bütçeyle çekilip emek verilmiş senaryosunu farklı bir anlatım biçimiyle izleyiciye aktarmasından dolayı filmi beğenenlerin sayısı da yok değil. Filmi hakkında biraz araştırma yapıldığında anlaşılması daha kolay bir yapım olan Prime, sadece izlenmesi sabır isteyen bir film. O sabrı gösterdiğinizde de değişik bir filmle karşılaşacağınızı söyleyebiliriz.

Pontypool (2008)

pontypool - filmloverss

Kanadalı yazar Tony Burgess’in Pontypool Changes Everything romanından sinemaya uyarlanan Pontypool, bugüne kadar tek mekan filmlerinde konuyu özgün bir şekilde ele alış biçiminden dolayı aykırı bir “zombi” filmi olarak kendini adlandırıyor. Daha çok kariyerini televizyon dizileriyle sürdüren Bruce McDonald yönetmenliğinde ekranlara gelen film, soğuk bir kış günüde Kanada’nın bir kasabasında İngilizce kelimelerden bulaşan ve insanı zombileştiren bir virüsün yaşattığı dehşeti yerel radyoda çalışan insanların gözünden anlatıyor. Fikir olarak oldukça orijinal bir yapıda olan Pontypool, virüsü radyo dalgaları eşliğinde yayarak radyo ekibini zorlu bir maceranın içine sürüklüyor. Virüsden kurtulmak için  İngilizce dışında başka bir dil konuşturmayı ya da susmayı izleyiciye seçtiren film, radyo ekibinin insanları kurtarmak için onların sözcüklerle ilgili algılarını değiştirmeye çalışır. Aynı zamanda ekibin anlatmak istediklerini başka kelimelerle ifade etmeye çalıştığı noktada bunu alt metinlerle desteklemesi ve hiçbir zombiye yer vermeyerek anlatması klişelere sapmadan zombi filmlerine farklı bir bakış açısı getiriyor. Özellikle dil bilimle ilgilenen insanlar için izlenilmesi daha keyifli bir seyirliğe dönüşüyor Pontypool.  Tony Burgess’in de romanı senaryolaştırmasıyla daha etkili bir filmi izleyiciye sunan yapım, filmi izliyorken virüsün yayılmasını engellemek için o kelimeyi hiç bulamamanın yarattığı sıkışmışlıkla izleyiciyi daha da geren bir alternatif yapım olarak karşımıza çıkıyor.

Enemy (2014)

enemy - filmloverss

Jose Saramago’nun O Homem Duplicado romanından Prisoners ve Sicario filmleriyle harikalar yaratan Dennis Villeneuve önderliğinde sinemaya uyarlanan Enemy; “Kaos anlaşılmamış bir düzendir.” Sözüyle açılışını yaparak metaforik anlatımlarla dolu bir hikaye izleyeceğimizin sinyallerini bize veriyor. Bu sözden hareketle hikayesi hayatı tekdüze, sıradan yaşayan bir tarih öğretmeninin kendisine tıpatıp benzeyen bir aktörle karşılaşmasını konu alan film, paralel evren üzerinden bir karakter çatışmasını ele alıyor. İzleyiciyi filmin final sahnesine kadar ayakta tutan film; atmosferi bakımından Lynchvari tutumuyla ve insanın kendisini hiç beklemediği bir durumda bulmasıyla gerilim bakımında Hitchchockvari yorumuyla sinematografik açıdan son yılların filmi olarak izleyiciyi selamlıyor. İnsan psikolojisini distopik bir evrende anlatan Enemy, özellikle filmde kullanılan örümcek metaforuyla anlaşılması zor, hazmı güç aynı zamanda izleyen herkesin farklı anlamlar çıkardığı bir yapıda çizgisini oluşturuyor. Jake Gyllenhall’un oynadığı Adam ve Anthony karakterlerinin iki zıt kişiliği temsil etmesi ve iyilik-kötülük, doğru-yanlış kavramları üzerinden anlatması ile insan psikolojisinin yaşanılan durumlar karşısında nasıl şekil aldığını da gözler önüne seriyor. Düşük bütçesiyle dikkat çeken Enemy, bu özelliklerinden dolayı deneysel bir film olma yolunda kendini seyrederken aynı zamanda tartışmaya açık yapısıyla sinemanın imkanlarından sonuna kadar yararlana bir film.

Önceki Sayfa2 / 2Sonraki Sayfa
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi