Advertisement


Sinema ve müzisyenlerin ilişkisini düşündüğümüzde ya biyografiler ya da belgeseller akla gelir öncelikle. Bir şekilde adını geniş kitlelere duyurmuş, bazısı yeni bir müzik anlayışını sıfırdan yaratmış, bazısı da hak ettiği değeri ancak çok sonraları görmüş müzisyenlerin hikâyeleri kendi içinde bir cazibeye sahipken, bu hikâyeleri bir de sinemanın olanaklarını kullanarak anlatan filmlerin tadı başkadır. Kurmacanın alalına giren filmlerden Joy Division’ın ve solisti Ian Curtis’in hikâyesine çok güçlü bir sinema diliyle yaklaşan Control, ezber bozan Bob Dylan biyografisi Beni Orada Arama – I’m Not There ya da bol Oscarlı Miloš Forman başyapıtı Amadeus; belgesellerden de Wim Wenders’in yönettiği Buena Vista Social Club ya da olaylı bir The Rolling Stones konserine odaklanan Gimme Shelter gibi, önemli müzisyenlerin beyazperdede arzı endam ettiği sayısız yapım sayabiliriz. Fakat bu örneklerin sayıca çok olmasından, sinema filmlerinde gördüğümüz her müzisyenin gerçek olduğuna dair bir sonucun çıkması bir yanılgı olur.

Sinemanın Kurgu Müzisyenleri

Filmler anlatılarında gerçek müzisyenlerin gerçek hikâyelerine alan açtığı gibi, sinemanın olanaklarıyla sıfırdan yaratılmış kurgu müzisyenlere de ev sahipliği yapmıştır pek çok kez. Bunlardan bazıları doğrudan içlerinde bulundukları filmlerin ana karakteri iken ve anlatı büyük ölçüde onların müzikal yolculuklarına yer verirken, bazıları da yaratılan kurmaca evrenin tamamlayıcısı ve anlatıyı zenginleştirici detaylar olarak karşımıza çıkar. John Landis’in bilgisayar oyununa dahi dönüşecek kadar popülerleşen Cazcı Kardeşler – The Blues Brothers’ını, Coen Kardeşler’in genç bir folk sanatçısının talihsiz serüvenler dizisi tadındaki bir haftasına odaklanan Sen Şarkılarını Söyle – Inside Llewyn Davis’ini, Aki Kaurismäki’nin Sovyetler Birliği’nin dağılmasına dair bir alegori kuran Leningrad Cowboys Go America’sını ya da kurgu bir metal grubuna dair kurmaca bir belgesel olan This is Spinal Tap gibi filmleri ilk gruba dâhil edebiliriz. İkinci gruba baktığımızda ise karşımıza çıkan en şaşırtıcı örneklerden biri şüphesiz ki Harry Potter serisinin Ateş Kadehi – The Goblet of Fire filminde yer alır. Bu filmdeki sahnelerden birinde Hogwarts’ta sahneye çıkıp büyücü adaylarının adeta kendinden geçiren The Wierd Sisters isimli grup, Ada müziğine yön veren iki dev topluluğun Radiohead ve Pulp’un üyelerinden bu film için oluşturulmuştur aslında. Benzer şekilde bir başka Coen Kardeşler filmi Büyük Lebowski – The Big Lebowski’de yer alan Autobahn, elektronik müzikte devrim yapan efsanevi grup Kraftwerk’ten ilham alınarak yaratılmıştır.

Bu haftaki Spotify listemizi, filmlerde karşımıza çıkarak hem yeni hem tanıdık müzikal yolculuklar sunan sinemanın kurgu müzisyenlerine ayırdık. Keyifli dinlemeler!


Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information