Her film, şüphesiz, oldukça farklı şekillerde okunabilir ve bu okumalardan farklı sonuçlara ulaşılabilir. Filmler üzerine okuma yapmak, çıkarımlarda bulunmak, belirtmek gerekir ki, yönetmenin mutlak surette böyle düşündüğü anlamına gelmemektedir. Sinema özünde, rüya görmekle eş değer ve bilinç dışı ögelerin yoğunlukla vuku bulduğu bir sanat dalı olarak görülebilir. Bu sebeple aslında bilinçli gibi görünmeyen bazı kararlar yönetmenlerin bilinç altında farklı kodlara, korkulara, arzulara tekabül edebilir ve yapılan tüm okumalar genel manada bir filmin ya da türün içerisinde tutarlı olduğu sürece kabul görmeye yatkındır. Zeki Demirkubuz’un Bahçeşehir Üniversitesi’nde gerçekleştirdiği bir söyleşide Yeraltı filminde patatesi bir metafor olarak seçmesinin altında herhangi bir sebebin bulunmadığını açıklamasının, patatesin yeraltında yetişen, saklı, örtük bir sebze olduğu gerçeğini değiştirmiyor olması gibi.

Bir filmin okumasını yapmak üzerine bu elzem detayları nispeten açıklığa kavuşturduktan sonra yazının ana konusuna hazırlık yapabilmek adına değinmemiz gereken bazı kavramlar olacak. Öncelikle Frankfurt Okulu çatısı altında toplanan düşünürlerin Neo-Marxist söylemler üreterek sinemaya getirdikleri bakış açısını biraz açmak gerekiyor. Marksizmi yeniden yorumlayan Frankfurt Okulu düşünürleri, kültür endüstrisi kavramını sıkça kullanır. Kültür endüstrisi, ortalama insanı kapitalist sistemin dışına çıkmayacak, boyun eğecek ve boyun eğdiğinin farkına bile varamayacak şekilde biçimlendirme çalışması olarak tanımlanabilir. Yapılan filmler, yazılan kitaplar, üretilen şarkılar gibi popüler kültür ürünü olan tüm eserler özünde bu amaca hizmet etmektedir. Bir düzeni çocuk doğurarak devam ettiren, o düzene yeni “köleler” yetiştiren, elinde büyük bir güç barındıran en önemli kesim ise kadınlardır. Bu yüzden şekillendirilmesi zorunlu en önemli kitle kadınlar olarak görülebilir. Kadının özgürlüğünü ilan etmesi kapitalist ataerkil düzen tarafından istenecek belki de en son şeydir. Bu durum, ataerkil düzende belirli bir kadın korkusuna sebebiyet vermekte gecikmez. Çoğunlukla ifade edilmeyen bu kadın korkusunun ise ana akım sinemada görsel ve anlatısal düzeyde kendisine yer bulabildiğine sıklıkla şahit oluruz. Buradan hemen Freudyen bir düzleme, yani bakış açısına geçecek olursak bu korkuyu karşılayan kavram ise vagina dentata yani dişli vajina olarak karşımıza çıkar. Yine Freud üzerinden ödipal kompleksi baz aldığımızda, çocuğun annesinin penisinin olmadığını, kendisinden farklı bir cinsiyete sahip olduğunu fark ettiği ilk an, penis eksikliğinin yaşanabileceğine dair ilk kırılmanın da yaşandığı ana tekabül eder. Bu andan itibaren baba figürünün baskın tehditkâr yapısı çocuk üzerinde penisi kaybetme/kastre edilme korkusuna yol açar. İlk cinsel birlikteliklerin başladığı ileriki yaşlarda ise kadın vajinası içerisindeki bilinmezlikle penis için hem bir zevk hem de korkunun temsiline dönüşür. Dişli vajina tabiri, içerisinde dişler olan ve bu dişlerin kapanmasıyla penisi koparabilecek bir vajina olarak düşünülür.

Sinemada Uzaylılar ve İstila

Ana akım sinemada görselleştirilen uzaylı figürlerini gözümüzün önüne getirdiğimizde, iki canlının iletişim kurduğu ilk organlar olan gözlerden çok ağızlarıyla ön plana çıkan uzaylılar aklımıza gelecektir. Alien serisinde yer alan uzaylı temsili muhtemelen bu konu hakkında verilebilecek en iyi örneklerden biridir. Çünkü uzaylının ağzının içerisindeki katmanlı yapı, ağzından, dişlerinden akan sıvılar kuvvetli bir vagina dentata temsilidir. District 9 (2009), Predator serisi gibi yapımlar da benzer görselleştirmelere sahip uzaylıların bulunduğu filmler olarak sayılabilir. Uzaylıların bir öteki, istilacı olarak yer aldığı filmler genellikle feminist ve politik okumalar ışığında değerlendirilir. Çünkü ana akım sinemanın büyük çoğunlukla merkeze koyduğu beyaz, orta sınıf, heteroseksüel erkek için öteki, kendisinden olmayan kadın, siyahi, homoseksüel ya da Hollywood filmlerinin ait olduğu toprakların yani Amerika’nın dışında kalan her yer olarak görülebilir. İstilacı uzaylılar aslında beyaz erkeğin tam anlamıyla hakim olamadığı ve bilemediği bir düzenin korkuya dönüşmüş temsilleri olarak değerlendirilebilir. Kadın korkusu, yukarıda bahsettiğimiz dişli vajina temsilleriyle vuku bulurken olası bir politik okuma ile soğuk savaşın getirdiği korkulardan da bahsetmek gerekir. Nasıl ki, Rocky’nin Sovyet rakibi Ivan Drago Amerikalı izleyiciye belirli milliyetçi duygular ve akabinde öteki olana kin, nefret aşılamayı başarıyorsa uzaylı filmlerinde de dünyayı kurtaran Amerikalıların rakibi olan uzaylılar yani yabancılar da ana akım sinemada benzer bir konumlandırmayla yerini alıyor. Bu tür karşıt bir tavır ve istilaya gelene karşı kendini savunacak derecede verilen savaş, Amerika’nın kendi yayılmacı politikalarını sinema aracılığıyla aklarken, soğuk savaşın etkileriyle günümüze kadar gelen Amerika-Rusya çekişmesinin de bir başka ayağı olarak yorumlanabilir. En nihayetinde Amerika’nın Amerika’dan olmayana karşı kazandığı ya da erkeğin kadına karşı kazandığı zafer ötekinin alt edilmesi ve ataerkil kapitalist düzenin devam ettirilmesi yönünde ferahlatıcı bir katharsis sunması sebebiyle sistemi doğrulayan ve vizyondan eksik olmayan benzeri yapımlar ana akım sinemada kendisine büyük bir yer edinmiş oldu. Yazının başında da belirttiğimiz gibi, bunlar elbette kendi içerisinde tutarlı, farklı okumalar olarak ön plana çıkıyor. Bu tür okumalar çoğaltılabilir ya da farklı siyasi koşulların gündeme geldiği dönemlerde farklı yorumlamaları daha haklı kılabilir.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi