Der Himmel Uber Berlin (Wim Wenders, 1987)

Alman sinemasının usta isimlerinden Wim Wenders imzalı, Der Himmel Uber Berlin, hikayeye kulağa tekerleme gibi gelen şu sözlerle başlar; “Çocuk, çocukken kollarını sallayarak yürürdü. Derenin ırmak olmasını isterdi, ırmağın da sel… su birikintisinin ise deniz olmasını… Çocuk, çocukken çocuk olduğunu bilmezdi. Her şey yaşam doluydu ve tüm yaşam birdi.  Çocuk, çocukken hiç bir şey hakkında fikir sahibi değildi. Alışkanlıkları yoktu. Saçının bir tutamı hiç yatmazdı ve fotoğraf çektirirken poz vermezdi.” Savaş sonrası Almanya ile modern Almanya’nın iç içe geçtiği havayı hissettiğimiz, Berlin’in hüzünlü havasını siyah beyaz renklerle en güzel yansıtan filmlerden biridir Der Himmel Uber Berlin. Güçlü monologların olduğu, şiirsel bir anlatımla fantastik bir hikaye sunan film, Berlin’deki hayatı izleyen Melek Damien’ın melek olmaktan vazgeçip, yer yüzüne inmesinin hikayesini anlatır.

Goodfellas (Martin Scorsese, 1990)

Karanlık bir otobanda koyu renkli bir arabanın plakasıyla göz göze geldiğimiz sahnenin ardından, ‘New York 1970’ yazısıyla karşılaşırız ve kamera sessizliğin hakim olduğu arabanın içine çevrilir. Bagajdan gelen seslerin ardından, arabayı kenara çekip aşağı inen üç adam; bagajı açar ve kanlar içinde olan adamı önce bıçaklar sonra da kurşuna dizer. İşte, efsane yönetmen Martin Scorsese’in yönetmen koltuğunda oturduğu, Robert de Niro, Ray Liotta ve Joe Pesci’yi başrollerinde izlediğimiz Goodfellas bu sahneyle başlar. Suç dünyasını, insanlığın karanlık yönlerini kusursuz bir şekilde izleyiciye yansıtan yönetmen Scorsese, bu filminde de bu yönünü olağanüstü bir şekilde ortaya çıkarıyor ve bizi başyapıtları arasında saydığımız bir hikayeyle buluşturuyor. Müzik seçimleriyle, akıllarda kalan muhteşem diyaloglarıyla dikkat çeken Goodfellas, mafya filmleri denildiğinde akla gelen ilk isimler arasına kendisininkini yazdırıyor.

Reservoir Dogs (Quentin Tarantino, 1992)

Pulp Fiction, Kill Bill gibi başyapıtlarla tanıdığımız sinemanın aykırı yönetmeni Quantin Tarantino’nun 92 yapımı ilk uzun metraj filmi Reservoir Dogs’tan hafızanıza yer eden bazı kareler elbet vardır. O sahnelerin başında ise 7 dakika 35 saniye süren, Madonna’nın ‘Like a Virgin’ adlı parçasının üzerinden başlayan ve bahşiş meselesi üzerine konuşulanlarla sonlanan bir kahvaltı masası sohbeti etrafında çoğunluğu siyah takım elbiseli 8 adamı gördüğümüz açılış sahnesi gelir. Açılış sahnesinin ardından, George Baker’ın ‘Little Green Bag’ şarkısının eşlik ettiği o meşhur jenerik sahnesi ise unutulmazlardan biridir. Bol kanlı ve şiddet içerikli filmlerinde genellikle karmaşık bir anlatım tarzı benimseyen ünlü yönetmen Tarantino’nun farklı tarzıyla karşılaştığımız ilk filmi Resevoir Dogs’ta onu yönetmen kimliğinin ötesinde hem senarist hem de oyuncu olarak görüyoruz. Filmde Harvel Keitel, Tim Roth, Michael Madsen, Steve Buscami gibi isimler yer alıyor.

Scream (Wes Craven, 1996)

Eğer gece evde tek başına korku filmi izlemeye karar verdiyseniz, vakitsiz çalan telefonun açılmaması gerektiğini bize öğreten 90’ların efsane korku serisinin ilk filmi Scream’in ilk sahnesini hatırlıyorsunuzdur. Filmin ilk sahnesinde Drew Barrymore’un canlandırdığı Casey karakterini, korku filmlerinin olmazsa olmazı büyük, bahçeli ve çok kapılı bir evde tek başına görürüz. Korku filmi izleyeceği yalnız bir gece geçirecek olan Casey, patlamış mısır hazırlamaktadır. Tam o sırada telefon çalar. Roger Jackson’ın karizmatik sesiyle karşılaşan Casey ilk olarak bu durumu yabancı bir adamla ilgi çekici bir telefon görüşmesi olarak görse de gerçek o kadar sevimli olmayacaktır. Wes Craven’ın yönetmenliğini üstlendiği, Kevin Williamson’ın senaristliğini yaptığı Scream’in oyuncu kadrosunda Barrymore’un yanı sıra, Neve Campbell, Courteney Cox, David Arquette, Skeet Ulrich gibi isimleri görürüz.

Trainspotting (Danny Boyle, 1996)

Hızlı, tempolu filmleriyle bildiğimiz Danny Boyle’ın yönetmenliğini üstlendiği Trainspotting, bir kaçma kovalama sahnesiyle başlar. Tek tek filmdeki karakterlerle bizi tanıştıran açılış sahnesi, bize hayatta yaptığımız, yapmak zorunda olduğumuz ya da yapmak zorunda olduğumuzu düşündüğümüz seçimleri sıralamaya başlar. Yeraltı edebiyatının önemli yazarlarından biri olan Irvine Welsh’in aynı adlı romanından uyarlanan film, 20’li yaşlardaki Mark Renton ile arkadaş grubunun uyuşturucu bağımlılığı etrafında kurdukları hayatını anlatır. Hayatta tek amaçları, partilere katılmak ve uyuşturucu kullanmak olan Renton’ın hayatını odak noktası alan film, birçok ülkede uyuşturucuya özendirdiği tartışmalarına neden olmuştur. Ancak tüm bu tartışmalara rağmen, Trainspotting izleyenler tarafından beğeniyle karşılanmış ve en iyi senaryo dalında akademi ödüllerinde aday olarak gösterilmiştir. Filmin oyuncu kadrosunda ise Ewan McGregor, Jonny Lee Miller, Ewen Bremner, Kevin McKidd gibi isimler yer alıyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi