Bundan birkaç ay önce, Netflix’in Aşk 101 isimli dizisi yayına dahi girmeden dizide bir karakterin eşcinsel olduğu iddia edilmiş, sosyal medyada Aktroll olarak anılan ve hükûmete yakınlığıyla bilinen hesaplar tarafından diziye ambargo uygulanması, hatta yayınlanmadan iptal edilmesi gerektiğine dair yüzlerce paylaşım yapılmıştı. Dizi yayınlandı, Netflix iddiaları yalanladı.

Geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Netflix’i hedef alan açıklamalarda bulundu; Erdoğan’ın bu çıkışı, basında ve sosyal medyada Netflix’in içerikleri sebebiyle toplumun ahlâkını bozan bir yapıya sahip olduğuna yönelik suçlamalarla özdeşleştirildi. Ancak bu çıkışın arkasında maddi sebeplerin yattığı ve Netflix’in köşeye sıkıştırılmak istendiği aşikârdı. Hatırlayalım, konuşmanın geneli toplumun ahlakını bozmaya yönelik suçlamalarla dolu olsa da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Netflix’i de bir sosyal medya mecrası olarak özetlediği açıklamasında en dikkat çekici bölüm “Sosyal medya mecralarını kontrol eden küresel firmalar Batı ülkelerinde açtıkları temsilcilikler vasıtasıyla içerikle ilgili her türlü hukuki ve mali sorumluluğu üstleniyorlar. Kimi yerlerle birlikte Türkiye’de bundan ısrarla kaçınıyorlar… İnternet ve sosyal medya mecralarının ülkemizde bir an önce hukuki ve mali muhattaplık tesis etmeleri için ne gerekiyorsa yapmakta kararlıyız. Hukuki düzenlemeler tamamlandığında erişim engeliyle birlikte adli ve mali her türlü yöntemi devreye sokacağız. Türkiye bir Muz Cumhuriyeti değildir… Bu konuda kim ne der yerine ülkemizin neye ihtiyacı var sorusuna cevap arayacağız” idi. Daha önce, Türkiye pazarına girmeye çalışan birçok yurt dışı sermayeli kurum ve kuruluşa yapıldığı gibi daha fazla vergi geliri elde etmeye çalışan iktidar kanadı, Netflix’i de “yola getirmek” için sıklıkla kullandığı yöntemi uyguluyor; daha önce Uber’in taksicilerle karşı karşıya getirildiği gibi bu kez de muhafazakâr kesimi Netflix’e karşı harekete geçiriyordu.

Süreci daha net hatırlayalım. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın açıklamalarının ardından AKP Genel Başkan Yardımcısı Mahir Ünal, Cüneyt Özdemir’in YouTube üzerinden yayınlandığı programa katılarak Netflix’in Türkiye’de çekeceği bir dizinin senaryosunu okuduklarını belirtiyor; eşcinsel bir karaktere müdahale ederek buna onay vermediklerini söylüyordu. Ünal, konuşmanın bu bölümünde karakterin cinsel yöneliminin değiştirilmesine/gizlenmesine kendilerinin sebep olduğunu ima ediyordu. Her ne kadar bu iktidarın söylemlerine güvenmemeyi yıllar içerisinde tecrübe ederek öğrenmiş olsak da, böylesine, gerçeğin kısa süre içerisinde ortaya çıkması kuvvetle muhtemel bir konuda böyle bir yalan söylenmeyeceğini düşünerek eleştiri okları Netflix’e yöneldi. Ancak, konuyla ilgili biraz araştırma yapınca Mahir Ünal’ın herhangi bir argümana dayanmayan açıklamalarının Aşk 101’in senaryosuyla ilgili olmadığını, dizide herhangi bir karakterin cinsel yönelimiyle ilgili bir müdahale olmadığını öğrendik.

Bu mevzu, gündemdeki yerini korurken, bundan iki gün önce Çağan Irmak’ın yöneteceği, Özge Özpirinçci, Birkan Sokullu, Burak Yamantürk gibi isimlerin rol alacağı Şimdiki Aklım Olsaydı dizisinin çekimleri başlamadan hemen önce Netflix tarafından iptal edildiğini -ya da askıya alındığını diyelim- öğrendik. Nitekim, konuyla ilgili bugün Altyazı Fasikül’e konuşan dizinin senaristi Ece Yörenç bu iddiaları doğrulayarak bir gay karakter nedeniyle dizinin çekimlerine izin verilmediğini belirtiyor ve yine aynı haberde de geçtiği üzere Yörenç ve ekibi diziden bu karakter(ler)i çıkarmayı kabul ettiklerini Netflix’e bildiriyor. Netflix, Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’yla yaptığı görüşmeler sonucunda böyle bir sansürü kabul edemeyeceğini belirterek dizi ekibine çekimlerin başlamasına bir gün kala dizinin iptal edildiğini bildiriyor; ekibin ödemelerini de yaparak projeyi rafa kaldırıyor.

RTÜK başkanı Ebubekir Şahin yaptığı bir açıklamada, Aşk 101 dizisinde eşcinsel bir karakter olduğu yönündeki söylentilere dair “Çocuk ve gençlerin fiziksel ve ruhsal gelişimlerine olumsuz etki edebilecek yayın içeriklerine göz yummamız mümkün değildir. Kırmızı çizgilerimiz bellidir. RTÜK yönetimi olarak toplumumuzu rahatsız edecek her türlü yayın içeriğine geçit vermemekte kararlıyız” ifadesini kullanmıştı. Hatırlanacağı üzere, uzun süren tartışmaların ardından “Radyo, Televizyon ve İsteğe Bağlı Yayınların İnternet Ortamından Sunumu Hakkında Yönetmelik” başlığı altında hazırlanan yasal düzenleme sonrası RTÜK’ün hem Netflix ve BluTV gibi dijital platformları hem de çevrimiçi yayın yapan radyo ve televizyon kanallarını denetlemesinin önü açıldı. Ancak, bu yasal düzenleme yapımların yayınlanmadan önce içeriklerine müdahale edilmesini kapsamıyordu. Bu noktadan yola çıkarak aklımıza takılan en önemli soru böyle bir yasal düzenleme yokken, Netflix’in neden senaryolarını hükümet kanadına okutmak zorunda olduğu. Bu konuyla ilgili olarak konunun taraflarıyla konuştuğumuzda aynı cevabı alıyoruz; Netflix-ya da Türkiye’de ofisi bulunmayan herhangi bir yabancı yapımcı-, Kültür ve Turizm Bakanlığı’na, yabancı yapımların yasal mevzuat gereğince alması gereken ‘Yabancı Yapımlar İçin Çekim İzni’ için başvurmak zorunda. Anladığımız kadarıyla, Netflix bu diziyi Ay Yapım’a yaptırıp, sonrasında Ay Yapım’dan satın alsaydı dizinin ilgili bölümlerinin senaryosu Kültür ve Turizm Bakanlığı’na gitmek zorunda kalmayacaktı; böylece dizi yayınlanmadan önce böyle bir tartışmanın odağında olmayacak, Netflix yönetimi ve iktidar kanadı herhangi bir pazarlık masasına oturmak zorunda olmayacaktı. Ancak, Netflix’in dünya genelinde bu yöntemi çok da tercih etmediği biliniyor. Yaşanan bu iptal kararı sonrası bundan sonraki projeler için böyle bir yöntem izlenir mi ya da böyle bir yöntem izlendiği taktirde iktidar kanadı buna da bir karşılık verir mi bunu zaman gösterecek sanırım.

Tüm bu tartışmaların ortasında yaşanan sansürle beraber iki önemli soru ortaya çıkıyor;

1) İktidar kanadının Netflix’e karşı olan bu saldırgan tutumu neden kaynaklanıyor?

2) Netflix, bu konuda nasıl bir adım atacak?

İlk soruya verilecek cevap Netflix’in içerikleri aracılığıyla yansıttığı homofobiye karşı olan duruşu ve bu konuda kendine yüklediği misyon olabilir. Ancak, özellikle Erdoğan’ın açıklamalarına bakacak olursak hükümetin Netflix’e dair en büyük rahatsızlığının maddi konular olduğunu ancak toplum nezdinde etki yaratabilmek ve ilgi çekebilmek için eşcinselliği ortaya attığını görüyoruz. Uber örneğinde bahsettiğimiz gibi daha önce, birçok uluslararası kurumu benzer sorunlar sebebiyle yasaklayan ya da Türkiye pazarından çıkmaya zorlayan iktidarın Netflix’e de benzer bir mafyavari yaklaşım sergilediğini görüyoruz.

İkinci sorunun cevabı ise daha karmaşık. Netflix’in kurucu ortağı Reed Hastings, bundan yaklaşık iki yıl önce Ertuğrul Özkök’ün “Türkiye’de internet üzerinden yapılan yayıncılığa müdahale sinyalleri geliyor. Böyle bir durumda ne yapacaksınız?” sorusunu ‘Türkiye’yi konuşuyorsak öyle bir endişem yok. Biz Suudi Arabistan’da varız, Pakistan’da varız. Yani oralarda sorun çıkmayacak da Türkiye’de mi çıkacak? Böyle bir şey düşünemiyorum…’ şeklinde cevaplamıştı; bugün Türkiye hakkında yanıldığı aşikâr. Bir yandan da bu açıklama bize Netflix’in örnek gösterilen ülkelerdeki politikasını göz önüne aldığımızda hükümetin baskısına çekilerek ya da sansüre karşı durarak değil, iktidar kanadının “karşı olduğu” içerikleri yayınlamayarak veya sansüre göz yumarak cevapladığını görüyoruz. Ancak, Şimdiki Aklım Olsaydı dizisi için senaristlerin karakterleri diziden çıkartmayı kabul etmesine karşın Netflix’in senaryoda değişikliğe gitmeyi reddetmesi en azından bu konuda doğru davranıldığını gösteriyor bence. Tabii ki Netflix’in henüz resmi bir açıklama yapmamış olması da maalesef akıllarda soru işareti bırakmasına yol açıyor.

Özetle, süreç kısaca bu şekilde. İktidar kanadı bir şekilde okları Netflix’e yöneltmiş durumda, istediğini alabilmek için de elinde toplumu anında ikiye bölebilecek önemli bir kozu var. Belli ki bundan kısa bir süre önce Cüneyt Özdemir’e çıkarak yanlış bilgiler veren Mahir Ünal’ın dahi konuyla ilgili tam olarak bir fikri yok ama söyleyebilecek ezberlenmiş sözleri var. Tüm bu sürecin en korkutucu yanı ise hiç kuşkusuz ki sansür uygulamalarının ulaştığı boyut ve ifade özgürlüğüne dair yapılan müdahale. İktidarı destekleyen isimlerin hapsoldukları küçük ve iki yüzlü dünyaların dışında kalan tüm isimler; sinemacılar, gazeteciler, yazarlar, komedyenler, siyasetçiler farklı sebeplerle sansürleniyor, susturuluyor, cezalandırılıyor. Netflix’in Türkiye’deki sonu ne olacak? Onu da zaman gösterecek.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information