Uyuşturucu kartelindeki katmanlı suç unsurunun gözler önüne serildiği, Kanadalı yönetmen Denis Villeneuve yönetimindeki Sicario filminin devam eden öyküsüyle karşı karşıyayız. Filmin başrollerinde Benicio del Toro, Josh Brolin, Isabela Moner, Catherine Keener bulunuyor.

***Yazının bundan sonrası serinin ilk filmi Sicario ile ilgili keyif kaçırıcı detaylar (spoiler) içerebilir.***

Sicario, ABD-Meksika ilişkilerini, uyuşturucu satış ve pazarlama ağı üzerinden anlatıyor gibi gözükse de aslında önümüze serilen çok köklü bir devlet yönetim tarzıdır. İzlediğimiz öyküde ABD ve Meksika sadece birer özne olarak yer almakta, hikâyenin asıl iskeleti ise tüm dünya politikasına uyarlanacak türdendir. Kelime kökünü M.S 70 yılında gerçekleşen Kudüs’ün Roma işgaline karşı gelmiş Zealot örgütüne bağlı suikastçi gruplardan alan Sicario, sırf tarihi arka planıyla bile filmin temel derdini anlatmaktadır. Öncelikle kelimenin bu kadar köklü bir geçmişe gitmesinden, uzak coğrafyalar arasında seyahat etmesinden hareketle; belirli bir politikaya hizmet eden suikast eylemlerinin ve dolayısıyla böyle bir politik biçimin yalnızca bugünün büyük gücü olan ABD’ye özgü olmadığını kavramak için herhalde filmi izlememize bile gerek yoktur. O zamanın devi Roma’nın izlerini bugünün devlerinden toplamak hiç de zor olmasa gerek. 

Ortada bir güç unsurunun bulunması için mutlaka bir zayıfa gereksinim vardır. Villeneuve’ün Sicario’sunda Benicio del Toro’nun canlandırdığı Alejandro karakterinin söylediği repliği anımsayalım: ‘’Kanunların hâlâ geçerli olduğu küçük bir kasabaya yerleş, burada seni yerler. Burası artık kurt bölgesi ve sen kurt değilsin.’’ Önce medeniyetin insandan ve insana bağlı medeniyetin de doğadan geldiğini bilerek, bu filmde izlediğimiz modern organize suç kavramının aslında evcilleşmiş doğa kanunlarına oturtulmasıyla bağdaştırıldığını anlayabiliriz. Alejendro’nun karşısına, Emily Blunt’un canlandırdığı Kate karakterinin zarif güzelliğinin oturtulmasının sebebi biraz da budur. (Bu temsil, filmde erkek karakterlerle de verilmektedir.) Bu zarif biçim demokrasidir; tehlikesiz ve narindir. Biçimsel açıdan dikkat dağıtacak kadar güzeldir ancak her şeyi bilemez, her şeyi görmez ve görse de konuşamaz. Bu nedenle aslında mesele ne ABD, ne Meksika ne de Roma’dır, mesele gücün kendisidir. 

Sicario: Day of the Soldado: Olası Üçlemenin İkinci Filmi

Film her ne kadar Villeneuve yönetiminden, Roger Deakins’ın görselliğinden ve yakın zamanda kaybettiğimiz Jóhann Jóhannsson’ın müziklerinden (filmde sadece bir eseri duyulmakta) mahrum kalsa da ilk filme bir şeyler katmadığını söylersek haksızlık etmiş oluruz. Öncelikle bu filmde Alejendro’nun geçmişine dair daha fazla şey öğreniyoruz. Aynı zamanda gittikçe hassaslaşan duygusal çatışmalarıyla paralel giden, gittikçe açığa çıkmaya başlayan insani yönünü görüyoruz. Bu da ilk filmde onu dengeleyen Kate karakterinin yerine gelen (dramatik açıdan) ondan daha genç ve Meksika kartel liderinin kızı olan Isabel Reyes ile sağlanıyor. Tam bu noktada da Josh Brolin’in canlandırdığı Matt Graver ile arasındaki dostane gerilime de tanık oluyoruz. Ancak bu filmin yenilikleri yalnızca bunlarla sınırlı kalıyor. Bunun dışında filmin ilkine kıyasla söylediği yeni bir şey yok: Düzenin sarsılması bir risktir ve ne olursa olsun bu düzen korunmalıdır.

Sicario: Day of the Soldado’nun senaristliğini yine Taylor Sheridan üstleniyor. Bu nedenle de filmin senaryosu bariz bir tutarsızlık yapmıyor. Hatta yönetmen Stefano Sollima’nın bu filmde çoğu zaman Villeneuve’ü taklit ettiğini söyleyebiliriz. Ancak bununla beraber ilk filmin gerilimli yapısına kıyasla bu devam filminde çok daha fazla hareketli sahnenin yer aldığını izliyoruz. Üstelik, bu film Sicario’nun devamı olmakla birlikte özellikle final sahnesiyle bunun bir üçleme olacağının altını çizerek, hikâyesini anlatırken kendini çok ağırdan almakta. Sonuç olarak Sicario: Day of the Soldado, önceki filmi özlemle aratsa da ruhunu bir nebze de olsa koruyan bir yapım. 

*Sürpriz bozanlı (spoiler) not: Filmdeki final sahnesi, The Godfather filmine gülümseten bir gönderme yapmaktadır.

Uyuşturucu kartelindeki katmanlı suç unsurunun gözler önüne serildiği, Kanadalı yönetmen Denis Villeneuve yönetimindeki Sicario filminin devam eden öyküsüyle karşı karşıyayız. Filmin başrollerinde Benicio del Toro, Josh Brolin, Isabela Moner, Catherine Keener bulunuyor. ***Yazının bundan sonrası serinin ilk filmi Sicario ile ilgili keyif kaçırıcı detaylar (spoiler) içerebilir.*** Sicario, ABD-Meksika ilişkilerini, uyuşturucu satış ve pazarlama ağı üzerinden anlatıyor gibi gözükse de aslında önümüze serilen çok köklü bir devlet yönetim tarzıdır. İzlediğimiz öyküde ABD ve Meksika sadece birer özne olarak yer almakta, hikâyenin asıl iskeleti ise tüm dünya politikasına uyarlanacak türdendir. Kelime kökünü M.S 70 yılında gerçekleşen Kudüs’ün Roma işgaline karşı gelmiş Zealot örgütüne bağlı suikastçi gruplardan alan Sicario, sırf tarihi arka planıyla bile filmin temel derdini anlatmaktadır. Öncelikle kelimenin bu kadar köklü bir geçmişe gitmesinden, uzak coğrafyalar arasında seyahat etmesinden hareketle; belirli bir politikaya hizmet eden suikast eylemlerinin ve dolayısıyla böyle bir politik biçimin yalnızca bugünün büyük gücü olan ABD’ye özgü olmadığını kavramak için herhalde filmi izlememize bile gerek yoktur. O zamanın devi Roma’nın izlerini bugünün devlerinden toplamak hiç de zor olmasa gerek.  Ortada bir güç unsurunun bulunması için mutlaka bir zayıfa gereksinim vardır. Villeneuve’ün Sicario’sunda Benicio del Toro’nun canlandırdığı Alejandro karakterinin söylediği repliği anımsayalım: ‘’Kanunların hâlâ geçerli olduğu küçük bir kasabaya yerleş, burada seni yerler. Burası artık kurt bölgesi ve sen kurt değilsin.’’ Önce medeniyetin insandan ve insana bağlı medeniyetin de doğadan geldiğini bilerek, bu filmde izlediğimiz modern organize suç kavramının aslında evcilleşmiş doğa kanunlarına oturtulmasıyla bağdaştırıldığını anlayabiliriz. Alejendro’nun karşısına, Emily Blunt’un canlandırdığı Kate karakterinin zarif güzelliğinin oturtulmasının sebebi biraz da budur. (Bu temsil, filmde erkek karakterlerle de verilmektedir.) Bu zarif biçim demokrasidir; tehlikesiz ve narindir. Biçimsel açıdan dikkat dağıtacak kadar güzeldir ancak her şeyi bilemez, her şeyi görmez ve görse de konuşamaz. Bu nedenle aslında mesele ne ABD, ne Meksika ne de Roma’dır, mesele gücün kendisidir.  Sicario: Day of the Soldado: Olası Üçlemenin İkinci Filmi Film her ne kadar Villeneuve yönetiminden, Roger Deakins’ın görselliğinden ve yakın zamanda kaybettiğimiz Jóhann Jóhannsson’ın müziklerinden (filmde sadece bir eseri duyulmakta) mahrum kalsa da ilk filme bir şeyler katmadığını söylersek haksızlık etmiş oluruz. Öncelikle bu filmde Alejendro’nun geçmişine dair daha fazla şey öğreniyoruz. Aynı zamanda gittikçe hassaslaşan duygusal çatışmalarıyla paralel giden, gittikçe açığa çıkmaya başlayan insani yönünü görüyoruz. Bu da ilk filmde onu dengeleyen Kate karakterinin yerine gelen (dramatik açıdan) ondan daha genç ve Meksika kartel liderinin kızı olan Isabel Reyes ile sağlanıyor. Tam bu noktada da Josh Brolin’in canlandırdığı Matt Graver ile arasındaki dostane gerilime de tanık oluyoruz. Ancak bu filmin yenilikleri yalnızca bunlarla sınırlı kalıyor. Bunun dışında filmin ilkine kıyasla söylediği yeni bir şey yok: Düzenin sarsılması bir risktir ve ne olursa olsun bu düzen korunmalıdır. Sicario: Day of the Soldado’nun senaristliğini yine Taylor Sheridan üstleniyor. Bu nedenle de filmin senaryosu bariz bir tutarsızlık yapmıyor. Hatta yönetmen Stefano Sollima’nın bu filmde çoğu zaman Villeneuve’ü taklit ettiğini söyleyebiliriz. Ancak bununla beraber ilk filmin gerilimli yapısına kıyasla bu devam filminde çok daha fazla hareketli sahnenin yer aldığını izliyoruz. Üstelik, bu film Sicario’nun devamı olmakla birlikte özellikle final sahnesiyle bunun bir üçleme olacağının altını çizerek, hikâyesini anlatırken…

Yazar Puanı

Puan - 70%

70%

Sicario: Day of the Soldado’nun senaristliğini yine Taylor Sheridan üstleniyor. Bu nedenle de filmin senaryosu bariz bir tutarsızlık yapmıyor. Ancak bununla beraber ilk filmin gerilimli yapısına kıyasla bu devam filminde çok daha fazla hareketli sahnenin yer aldığını izliyoruz.

Kullanıcı Puanları: İlk sen puanla!
70
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi