Değeri zamanında anlaşılamamış bir filmdir Sevmek Zamanı. Yadırganmış, görmezden gelinmiş, dikkatlerden kaçmıştır. Metin Erksan, kendi parasıyla çektiği filminde oldukça küçük bir ekiple çalışmıştır. Oyuncusundan prodüksiyonuna minimal bir filmdir. Ticari Yeşilçam sinemasına alışmış sinema işletmecileri, bu “tuhaf” filmi şüpheyle karşılamışlar, salonlarında gösterim imkânı vermemişlerdir. Film, ancak bir iki özel gösterimde ve yurt dışı festivalde izleyiciyle buluşabilmiştir. Benzeri pek çok sanat eseri gibi değeri sonradan anlaşılmış, başyapıt olmuş, kült mertebesine ulaşmıştır. Bugün Türk sinemasının “enleri” dendiğinde ilk akla gelenlerden olmuştur.

Surete âşık olma, daha çok Doğu kültürüne has bir olgu olarak değerlendirilse de Erksan’a göre bu, “aynı zamanda bir Batı hikayesidir”. Mistik bir hali vardır, tasavvufi düşünceyi andırır. Resmin arkasında tanrısal bir idealin yansıması hissedilir. Bu sebeple Halil, resimle arasına suretin sahibinin bile girmesini istemez. Bu, resimle onun arasında bir meseledir. Mistik olan bu ilişkiye gerçeğin müdahalesi, kurulmuş idealin bozulması anlamına gelmektedir. Bu sebeple direnir, Meral’den olabildiğince kaçar. Halil’in surete âşık hali, benzeri bir başka karakteri, Kürk Mantolu Madonna’nın Raif’ini hatırlatır. Şüphesiz yönetmen Erksan da, Sabahattin Ali ve Kürk Mantolu Madonna’dan haberdardır. Suret-i aşk, bir metinden başka bir metine seyahat edip durmaktadır.

İnsani bir hikâye anlatılır, aşk evrensel bir duygudur. Erksan, evrensel olanı yerel motiflerle birleştirerek modernist bir dille anlatır. Olgunlaşmaya çalışan Türk sinemasında yenilikçi bir dildir bu. Kolayca melodrama evrilebilecek hikâye, baştan sona bir drama olma özelliğini yitirmez. Büyük laflar etmeden, sosyal meselelere bir çözüm getirme iddiasına girmeden, sakin bir üslupla anlatır derdini. Erksan’ın deyişiyle “yalnızca insanın dramı” anlatılmaktadır. Aşkı yaşanamaz kılan sadece Halil’in içsel açmazları değildir; o, bunu yaşamak istediğinde karşısına bu sefer sınıf farkı çıkar. Melodramın olmazsa olmazı bu tema, klişe bir anlatım kolaycılığına düşmeden gerçekçi bir dille hikâyeye yansır. Öyle ki, dönemin önemli sinema eleştirmenlerinden Georges Sadoul, buna dikkat çekerek Sevmek Zamanı’nı “sert bir sınıf çatışmasının en net göründüğü metin” olarak değerlendirmiştir. Sadoul’un tespiti doğru olmakla birlikte abartılıdır ancak gerçekliği yakalar. Sınıf farkı, hikâyede sert bir çatışma zemini yaratmadan aşkı imkânsız kılan bir gerçeklik olarak yer alır.

Bundan yarım asır önceki İstanbul şiirseldir. Nostalji, film izlenirken kendiliğinden ortaya çıkar. Erksan’ın kamerası Boğaz’dan Haliç’e alabildiğince çevrinir. Vapur sesleri, martı sesleri, araç sesleri, düdükler… hepsi birbirine karışır. Bugüne kıyasla daha yekpare bir kent vardır, özgün mimari hala varlığını sürdürmektedir. Ağaçlara ve doğaya ulaşmak için çok uzaklara gitmeye gerek yoktur. Sandalla gezintilerin yapıldığı, yeşille mavinin iç içe olduğu bir kent vardır. Bugünün betonla nefes alamaz hale getirilmiş, doğanın yok edildiği İstanbul’dan çok farklı bir İstanbul görünür.

Melankolik karakterlerin, gri tonların, kapalı, basık bir atmosferin hâkim olduğu filmin biçemi Fransız Şiirsel Gerçekçiliği’ne benzer. Dönemin ulusal sinema arayışlarının ötesinde özgün bir deneme olan Sevmek Zamanı, farklı bir üslupla ortaya çıkar. Doğu’ya ve Batı’ya özgü unsurları, modernist bir sinema diliyle birleştirir. Türk sineması içinde değeri geç anlaşılmış, ilerici bir hamledir. Erksan’ın sinemayı önemseyen, sezgileri güçlü bakışı, her dönem adından söz ettiren bir başyapıt ortaya çıkarmıştır.  

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi