Advertisement

Sevgili günlük,

Bugün 28 Nisan 2020. Sana bu karantina sürecinde J.R.R. Tolkien ve Orta Dünya’ya geri dönüşümden sıkça bahsediyorum. Tüm bunların içinde dün üzücü bir haber alarak Bruce Allpress’in vefat ettiğini öğrendim. Yani, Peter Jackson’ın Yüzüklerin Efendisi üçlemesindeki Aldor’un ta kendisi. Evet, Helm’s Deep’te o meşhur ilk oku atan karakter. Bruce, her ne kadar kısa sahne süresini iyi kullanıp savaşın poster isimlerinden birini yaratsa da benim nezdimde talihsiz olaylar serisinin fitilini ateşleyen karakteri simgeliyor ne yazık ki. Yaydan çıkan o ok, Saruman’a edilen ayıpların adeta vücut bulmuş hâli çünkü. Gerek kitaplarda gerekse de filmlerde bu bilge insan, hep bir kötü adam olarak yorumlanıyor ki bu oldukça yanlış. Kendisi bilim ve teknolojinin esamesi bile okunmayan bir çağda ilerici görüşleriyle Orta Dünya’yı, içerisinde bulunduğu karanlıktan çıkarmaya çalışan bir kimse. Kendisini henüz Lindon limanlarına indikleri andan itibaren rakip olarak gören Gandalf’ın çabalarıyla tüm ırklarca düşman olarak bilinen bu masum adam; Rohan’a, gözbebeği Uruk-hai’lerini sadece konuşmak ve Gandalf nedeniyle ortaya çıkan iletişimsizlik problemlerini gündeme getirmek için gönderdiğinde ise Aldor’un talihsiz okuyla provoke ediliyor. Gerisini herkes biliyor zaten. Saruman’a çok yazık ediliyor sevgili günlük.

Sevgili Günlük #15: Bruce Allpress & Dead to Me

Bugün sana, hazır yeni sezonu da yaklaşmışken, Dead to Me’den bahsetmek istiyorum. Gerek oyunculukları gerekse de personaları nedeniyle sevemediğim Christina Applegate ve James Marsden’ı aynı anda izlemek hiç bana göre olmasa bile dizinin fragmanı beni tavlamıştı sevgili günlük ve bir şans vermek istedim. Böylelikle de özünde komedi soslu dram gibi görünse de bölümler ilerledikçe suç ve gizemin de işin içine katıldığını gördüm ki bu beni epeyce mutlu etti. Dead to Me’de, hayatlarının önemli bir bölümünü çevrelerindeki erkeğe bağımlı olarak yaşamış 40’larındaki iki kadının özgürleşme hikâyesini izliyoruz aslında. Ancak bu özgürleşme hâli gökten zembille inmiyor; dönüşüm süreci, kişisel dramların da yeniden gün yüzüne çıkmasını sağlıyor ki bu hatıralar da direkt olarak o erkeklerle alakalı. Bu iki kadının, Jen ve Judy’nin bir araya gelmesi ilk etapta yapay görünse bile ilerleyen bölümlerde çıkan bir twist’le birlikte en azından mantıklı bir yörüngeye oturuyor. Diziyi başarılı yapan bir diğer etmen de Christina Applegate ile Linda Cardelli’nin hem bireysel hem de birlikteyken gösterdikleri oyunculuklar. Hele ki Applegate, kariyer zirvesini yaşamış olabilir ki Altın Küre adaylığı kazanması da bunun bir göstergesi. Beklenmedik bir sezon finali yapan dizinin 8 Mayıs’ta yayınlanacak yeni bölümlerini de merakla bekliyorum.

Sevgiyle kal.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information