Advertisement

Sevgili günlük,

Bugün 21 Nisan 2020. Sana yine ve yeniden Orta Dünya’dan bahsetmek isterim. Silmarillion’a geri döndüğümde, okuduğum baskının girişindeki mektubu nasıl unutabilmiş olduğuma hayret ettim. Tolkien’in kendi mitine dair detayları açık yüreklilikle yayımcısına anlattığı bu mektup, bütün hikâyelerin altında yatan motivasyonu anlamak bakımından çok değerli. Ancak beni en çok şaşırtan nokta Tolkien’in büyüyü makinenin kendisiyle bir tuttuğunu söylediği kısım. Ona göre tıpkı makine gibi büyü de, insanın kendine atfettiği ya da en azından etmeye çalıştığı o büyüklük duygusunun bir yansıması. Büyüyü böylesine sıra dışı ve muhteşem bir olgu olarak görmemiz de belki bu yüzden. Zira Tolkien’in Orta Dünya’sı büyüyü tüm diğer bilimkurgu eserlerinden farklı şekilde resmeder. Büyünün bizzat atfedildiği Gandalf’ın kendisi bile, birkaç aksiyonu hariç, bizimki gibidir. Onun esas büyüsü, Lorien’in bahçelerinde öğrendiği ve yaşayan her nesneye beslediği merhamet duygusudur aslında. Ya da büyü, Elfler’in tüm çabasını ve emeğini akıttığı bir kılıçta veya ölünün arkasından yaktığı bir ağıdın içinde gizlidir. Ama yine de biz o büyülü Elfler’i görmek isteriz. Tıpkı pek sevdiğim Richard Linklater’ın Çocukluk – Boyhood’unda olduğu gibi: Dünya’da gerçekten Elfler’in yaşayıp yaşamadığı sorusu üzerine babası; Mason’a, okyanusun altında gezip sonar dalgalarla şarkı söyleyen, kalbi bir araba büyüklüğündeki balinaların büyülü varlıklar olmadığının ne malum olduğu söyler. Mason ise biraz düşünüp yine de Dünya’da hiç Elf olup olmadığını sorar.

Sevgili Günlük #12: I Don’t Feel at Home in This World Anymore.

Bugün sana, his olarak beni çok iyi yakalayan, yakın zamanda yeniden bir göz attığım Bu Benim Dünyam Değil – I Don’t Feel at Home in This World Anymore.’dan bahsedeceğim. Jeremy Saulnier filmlerinden oyuncu olarak tanıdığım Macon Blair’in yazıp yönettiği Bu Benim Dünyam Değil, benim Netflix’le tanıştığım döneme denk gelmiş ve şirketin Sundance Film Festivali’nde Jüri Büyük Ödülü kazanarak ilk büyük başarısını elde ettiği film olmasıyla dikkatimi çekmişti. Blair’in otobiyografik bir yerden çıktığını düşündüğüm film, modern dünyaya ve onun fenotip insanına dair muhteşem bir satir. Dolayısıyla gözümüzün içine bakarak yere tüküren, köpek dışkısını sokak ortasında bırakan, her türlü sırada önümüze geçmeyen çalışan ya da yerli yersiz ırkçı söylemlerde bulunan insanların bulunduğu, yaşadığımızdan çok da farklı olmayan bir dünyada geçiyor film. Tüm bu nezaketsizlik içerisinde yaşamaya çalışan Ruth, evine hırsız girmesinin ardından aksiyona geçip adaletini sağlamak adına en az kendisi kadar dertli Tony ile aksiyon dolu bir maceraya çıkıyor. Tabii bunu olabilecek en nahif şekilde yapıyorlar. Mumblecore’a dair pek çok özelliği barındırmasıyla birlikte akımın içerisindeki filmlerde yer almış Melanie Lynskey ile birlikte Elijah Wood, gayet sofistike şekilde yazılmış karakterlerini muhteşem canlandırarak Bu Benim Dünyam Değil’i daha da keyifli hâle getiriyor. Hayata dair hassasiyetlerimi pek çok farklı şekilde yakalamasıyla benim nezdimde önemli bir yer edinen film, muhteşem bir kara komedi.

Sevgiyle kal, yarın görüşürüz.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information