David Wark Griffith: Bir Sinemanın Doğuşu

sessiz-sinema-2-filmloverss

1875 doğumlu Griffith, 1905 yılında yayınlanmış T.F. Dixon, Jr. isimli bir yazarın The Clansman isimli eserini yayınlamak istiyordu. Eser oldukça ırkçı bir yaklaşıma sahipti ve ırkçı örgüt Ku Klux Klan’ı övüyordu. Fakat, film bu kadar sert olmasa da içten içe o mesajı içinde barındıran bir Amerikan İç Savaşı hikayesi anlatıyordu. Savaş öncesinden savaşın bittiği yıllara kadar biri Kuzeyli biri Güneyli iki Amerikan ailesinin yaşadıklarını aktaran film, ciddi bir gişe başarısı elde etmişti ve o zamana dek ABD’de çekilmiş en uzun film olma rekorunu kırmıştı. Ancak, ciddi bir eleştiriye maruz kalmıştı; Afrikalı-Amerikalı karakterlerin bazılarının yüzlerini siyaha boyamış beyaz oyuncularla canlandırılması gibi birçok sorunu barındırıyordu içinde film. 1912’de İtalya’da çekilmiş Quo Vadis’in ilk epik eser sayılmasına karşın, Amerika’da çekilen ilk epik olmasının yanı sıra film tekniklerinin bir dil yaratmada kullanılmasının örneklerini ilk kez Griffith’te görüyoruz. İçeriği o günlerde bile çağ dışı olmasına rağmen önemli bir film olarak güncelliğini koruyor The Birth of a Nation.

Griffith’in eleştirilerin üzerine yapabileceği iki şey vardı. Ya filmini sahiplenecek ve eleştirilerin haksız olduğunu çünkü böyle düşündüğünü ve bu yüzden böyle bir film çektiğini savunacak; yahut da çağları aşan bir üne sahip olmasını sağlayacak, ilk filminde yaptığı hatayı tazmin edecek bir anti-tez film ile eleştirilere cevap verecekti. Griffith ikincisini tercih etti.

İlk filmden kazandığı büyük paraya, kazandığı ün ve stüdyonun güvenini de ekleyerek çok büyük bütçeli Quo Vadis’ten de The Birth of Nation’dan da daha kapsamlı bir film çekme kararı almıştı. Böylece o zamanın en pahalı filmi olan, 210 dakikalık Intolerance (Hoşgörüsüzlük) filmini ortaya koydu Griffith. Intolerance 4 farklı çağda geçen dört farklı hikaye üzerinden hoşgörüsüzlüğü irdeliyordu. İlk hikaye hattı güncel bir suç öyküsünü anlatıyordu, ikinci hikayede İsa’nın ölümü, 1572’de geçen üçüncü hikayede Fransa’da Katoliklerin Kalvinist Protestanları öldürdüğü Aziz Bartolomeus Yortusu Kıyımı, dördüncü ve son hikayede ise Babil İmparatorluğunun çöküşü aktarılıyordu.

Devasa setler, binlerce figüran, farklı hikayeleri aktarmak için farklı renk tonlarının kullanımı, filmin o dönemki bazı eleştirmenlerce Beethoven’ın 5. senfonisine yahut Michelangelo’nun eserlerine benzetilmesine yol açmıştı. Çünkü henüz sinemada bu filmin benzetilebileceği bir sanat eseri yoktu. Intolerance sinemada benzetilebilecek ilk sanat eseri olmuştu. Fakat, filmin sanatsal değeri, onu gişede kurtarmaya yetmedi – elbette bu da bir ilkti – ve film battı. Batarken peşinden Griffith’i de götürdüğünü söylememize gerek yok. Sonrasında birkaç başarılı filme imza atsa da Griffith, yeni yönetmenlerin de çıkışı ile ününü kaybetti. Son filmini 1931 yılında ölümünden 17 yıl önce yaptı. Ancak, ABD’de sinemayı sanat yapan yönetmen olarak anılmaya devam ediyor.

Şimdi gelin, Intolerance filminde figüran olduğuna dair çok yaygın bir şehir efsanesi olan bir oyuncu-yönetmen ile devam edelim.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi close-cookie-information