İki yıl önce Blue adlı belgeselle Yavuz Çetin ve Kerim Çaplı’nın hikâyesini anlatan yönetmen Sertan Ünver, bu kez Beşiktaş futbol takımının Metin, Ali, Feyyazlı rekortmen kadrosunu merkeze alan Kolej Havası’yla huzurlarınızda.

“Ölümle yaşamı ayıran çizgi, siyahla beyazı ayıramaz ki”

80’li yılların sonu… Türkiye’deki futbol ortamında pahalı transferler, milyonlarca lira maaş alan yıldızlar henüz ortada yok. Kör fanatizmin nefretle harmanlandığı şiddet olayları ayyuka çıkmamış. O yıllarda bir takım, altı yıl boyunca ligi domine edecek, bunlardan üçünde üst üste şampiyon olacaktır. Üstelik bu üç şampiyonluğun bir tanesinde hiç yenilgi yüzü görmeden! Beşiktaş’ın Metin, Ali, Feyyaz’lı efsane kadrosunun arkasında yatan hikâyeyi deşen Sertan Ünver imzalı Kolej Havası geçtiğimiz hafta gösterime girdi. İsmini o dönem basının Beşiktaş’a taktığı “Kolej Takımı” lakabından alan belgesel, sadece başarının geldiği yıllara odaklanmıyor, bu başarının temellerinin atıldığı 70’li yılların sonundan, antrenör Serpil Hamdi Tüzün ve peşi sıra kulübün efsane başkanı Süleyman Seba’nın göreve gelmesinden itibaren başlatıyor hikâyesini. Beşiktaş’ın kolej takımı olarak anılmasının sebeplerinden biri bugün çok aşinası olmadığımız bir şekilde o yıllarda kemikleşmiş bir kadroya sahip olmasından ve hepsi Türkiye’de yetişmiş, takım olmayı birlikte öğrenmiş bu oyuncu grubu arasındaki dostluktu. Fenerbahçeli, Galatasaraylı, Trabzonsporlu taraftarların dahi, kendilerine çok çektirmiş olmalarına rağmen  hürmetle anıyor olduklarına emin olduğumuz, müthiş bir kadroydu bu. Her ne kadar belgesel dâhilinde dönemin futbolcuları bir kolej takımı olduklarına dair iddiaları “disiplinli değildik aslında” diyerek reddetseler de, takımın o yıllardaki müthiş istatistikleri aksini söylüyor. Takımın hiçbir üyesinin birbirinden ayrılmadığı, yıldız kaprisinin olmadığı, kaptanlık müessesesinin sahada takılan bir pazı bandından daha çok şey ifade ettiği yılların öyküsünü karşılaştıkları teknik ve lojistik güçlüklere rağmen derli toplu bir biçimde anlatmayı başaran Ünver’le Kolej Havası’nın yapım sürecini, Beşiktaş’ı ve belgesele yaklaşımını konuştuk.

Murat Emir Eren: Blue sonrasında bir spor belgeseline yönelmenizin sebebi neydi? Kolej Havası’nı yapmaya nasıl karar verdiniz?

Sertan Ünver: Hem eski bir sporcu hem de iflah olmaz bir taraftar olarak sporla ilgili bir belgesel yapmayı hep istiyordum. Yapımcım Suzan Güverte’yle birlikte birkaç spor belgeseli projemiz de hâli hazırda vardı, ancak Beşiktaşlı olmamın da verdiği etkiyle Kolej Havası ağır bastı. Bunun yanı sıra Blue ile Kolej Havası’nı yan yana koyunca aralarında bir paralellik de görmek mümkün. Her ikisinin de odak noktası olan dönemler, aşağı yukarı aynı: 80’ler sonu, 90’ların başı gibi… Hayatımızın üzerinde çok etkisi olan, anlatmaya değer bulduğumuz, iz bırakan ve bizim jenerasyonun yoğun deneyimlediği bir dönem. O yılları düşününce de bir Beşiktaşlı’nın aklına gelen ilk şey bu takımın hikâyesi oluyor.

Murat Emir Eren: Kolej Havası malum namağlup takımın yıldızlarının, başarı hikâyelerinin ön plana çıktığı bir belgesel olmak yerine, Beşiktaş’ta özkaynak düzenini oluşturan antrenör Serpil Hamdi Tüzün’ü daha çok ön plana çıkaran bir yapıda ilerliyor. Bu en baştan verilen bir karar mıydı süreç içinde mi gelişti?

Sertan Ünver: En baştan beri belgesele Serpil Hamdi Tüzün’le başlamak ve ona büyük bir yer vermek fikri vardı. Babamın da bana çok bahsettiği bir isimdi. 80’lerin sonundan itibaren ligi domine eden takımın asıl mimarının Serpil Hamdi Tüzün olduğunu söylerdi. Ardından hocayla ilgili çok araştırma yaptım. Beşiktaş’ın o yıllarının, üç şampiyonluğun hikâyesi anlatılırken işin şaşaalı kısmı, başkan ve yıldızlaşan isimler çok konuşulur ama bu hikâyeyi anlatmak istiyorsan bütün hikâyeyi başlatan kişi olan Serpil Hamdi Tüzün’den başlamak zorundasın. Blue’da da benzeri bir şey yapmıştık anımsarsanız. Görece daha popüler bir isim olan Yavuz Çetin’i anlatırken, daha az kişinin tanıdığı Kerim Çaplı’yı da ön plana çıkarmıştık belgeselde. Burada da ismi bilinen ama geniş kitlelerin çok da tanımadığı bir kişiliği ön plana çıkarmak istedik. O da sayın Tüzün’dü. Bu takımı istatistikleri gereği dünya futbol tarihinin sayılı takımları arasına sokan bir ismin hikâyesi kesinlikle anlatılmalıydı.

Murat Emir Eren: Spor belgesellerinin altın yıllarını yaşadıklarını söylesek (genel olarak belgeselin altın yılları desek şuna) yeri. Bu bağlamda Kolej Havası’na ilham kaynağı olan belgeseller oldu mu?

Sertan Ünver: Elbette ilham kaynağı olan belgeseller var. Ancak her zaman aklınızdakiyle eldeki imkanlar örtüşmüyor. Türkiye’de belgesel yaparken, hele ki bizim gibi kendi imkanlarınla, sponsorsuz ve desteksiz çıkmışsan yola, bir A planın oluyor aklında, ama sonunda D, hatta E planıyla tamamlıyorsun filmi. Bizde de böyle bir durum oldu. Gerek teknik imkanlar, gerek ikna edilemeyen insanlar, çözülemeyen arşivle ilgili sorunlar… Bunlar hep problem çıkarıyor. Bize konu olarak çok yakın olması nedeniyle Manchester United’ın efsane kadrosunu anlatan Class of 92 belgeselini ilham kaynağı olarak sayabilirim. The Other Dream Team’i sayabilirim… Litvanya basketbol takımının hikâyesini anlatan. Bobby Robson belgeseli de görsel üslubumuzda etkili oldu diyebilirim.

“Salonlarda film izlemekle ilgili ritüelin değiştiğini düşünüyorum, seyircinin davranışları değişti.”

Murat Emir Eren: Kolej Havası’nda Feyyaz Uçar, Metin Tekin, Rıza Çalımbay gibi dönemin sembol isimlerinin röportajları mevcut. Ancak Ali Gültiken, Gordon Milne ve Sergen Yalçın’ı göremedik. Özel bir sebebi var mıydı?

Sertan Ünver: Belgeselde yer veremediğimiz isimlerin çoğu ya vakti uymadığından ya da biz onlara yetişemediğimizden yer alamadılar. En çok hayıflandığımız ve hikâye açısından en çok üzen konu Gordon Milne’in olmaması tabii. Aynı şekilde Sanlı Sarıalioğlu, Fikret Demirer, Zeki Önatlı gibi isimler de çeşitli sebeplerden yer alamadılar. Bir kısmı farklı takımlarda teknik direktör, ya şehir dışındalar, ya da gelmeleri mümkün değil… Bir yandan da şu hâliyle bile Kolej Havası 120 dakikaya yakın. Hemen herkesi dahil ettiğimiz noktada film 150 dakikayı bulabilirdi, ki bu bizim tasarladığımızın çok üzerinde bir süre olurdu.

Murat Emir Eren: Eski Açık Sarı Desene, Asi Ruh gibi futbol belgeselleri yapıldı daha önce. Ancak futbola olan inanılmaz ilgi alakanın sinema filmlerine tahvil edilemediğini gördük. Bunun sebebi ne olabilir?

Sertan Ünver: Sinemada film izleme alışkanlığıyla ilgili zaten genel bir problem yaşıyoruz. Örneğin ben de eskisi kadar sinemaya gitmiyorum. Çünkü salonlarda film izlemekle ilgili ritüelin değiştiğini düşünüyorum, seyircinin davranışları değişti. Bu da beni rahatsız ediyor ve evde izlemeyi tercih ediyorum. Genel olarak filmleri internet üzerinden evinde izlemeye insanların alıştığını düşünüyorum. Ben bir film yaptık dediğim zaman abi link nerede diye soruyorlar. İnsanlar statlardan da benzer sebeplerden ayağını çekiyor ve yerine başka bir kitle geliyor. Bunun gibi bir durum sinema için de söz konusu olabilir.

Murat Emir Eren: Beşiktaş’ın Kolej Havası’ndaki malum dönemindeki kadrosu çok can yakmıştır, ancak genellikle rakip takım taraftarlarının bile bu kadroyu olumsuz andığını görmeyiz. Bilhassa o dönemi yaşamış olanlar… Kolej Havası’nda da bu hissin peşinden ilerliyor hatta çatısını bu hissin üzerine inşa ediyor gibi. Sence işin sırrı neydi? O yıllarda bu takımların insanlar üzerindeki etkisi nasıl açıklanabilir?

Sertan Ünver: O dönem takımlar arasında körü körüne bir düşmanlık söz konusu değildi. Elbette yine kavga gürültü oluyordu, ancak tribünde rakip taraftarların yan yana maç izlediği bir dönemden bahsediyoruz. Şimdiki kadar büyük paralar ve böylesi bir rant dönmüyordu futbolun etrafında. Bu da futbolun bir şekilde temiz kalabilmesini sağlıyordu. Düşünün ki Kaptan Rıza’yla Fenerbahçeli Rıdvan Dilmen aynı evde yaşıyordu. Bugün iki rakip futbolcu bir yerde buluşup çay içse bile olay oluyor. Bu kadar nefretten beslenen bir kültür söz konusu değildi. Örneğin şu anda internette en masum videonun bile nasıl çaktı, nasıl rezil etti gibi hamasi başlıkları var. Çünkü ancak o zaman ilgi çekebiliyor. Başkanı saygılı, futbolcuları tam profesyonel sporcu, rakibi rencide edici demeçler vermeyen, sahada provoke edici şeyler yapmayan bir oyuncu grubu var… Bunu sadece Beşiktaş için değil rakipler için de söyleyebilirim. Hâliyle nefret oluşmuyordu kimsede. Bunun ardında da yine Serpil Hamdi Tüzün’ün özkaynak düzeninin yattığını düşünüyorum. Sadece iyi futbolcu değil, iyi insanlar yetiştirmekti hedef. Bu düzende yetişenlerin arasına sonradan gelenler de, örneğin Şifo Mehmet gibi isimler de yine o düzene ayak uyduruyordu. Kimsenin egosu takımın üzerine çıkamıyordu.

“Bu insanlarla yapacağım röportajlara dair en büyük korkum, aklımdaki hâllerinin yıkılma ihtimaliydi.”

Murat Emir Eren: Gerçi özkaynak düzeniyle ilgili başlangıçta büyük sorunlar yaşamışlar… Bir kısmını da anlatamadıklarını varsayıyorum…

Sertan Ünver: Evet. Serpil Hamdi Tüzün’ün ve yardımcılarının bize kayıt dışı anlattığı şeyler oldu. Genel olarak Serpil Hamdi hocanın diğerlerine kötü örnek olduğunu düşünmüş futbol camiası aslında. Yani suyu neden bulandırıyorsun… Transfer yap, para harca, çantalar gitsin gelsin, ilaçlar içirilsin oyunculara… Üniversite eğitimi almalarına filan da ne gerek var, toplarını oynasınlar yeter… Böyle kirli yollar varken Tüzün’ün eğitimi, bilimselliği öne çıkaran özkaynak düzeni mevcut hantal düzene çomak sokmuş tabii. Ki çoğunun sandığı gibi bir nesil yakalanmış değil Beşiktaş’ta, bir, birkaç nesil yaratılmış. Özkaynak düzeninin ilk ürünlerinden Sarı Süleyman’la, son ürünü Sergen Yalçın arasında epey bir yaş farkı var. Her şeye rağmen buna dayanabilmiş olmalarının ardında da hem Süleyman Seba’nın hem de 15 yıl şampiyon olamamasına rağmen taraftarın takımın arkasında durmasının büyük etkisi var. İlginç biçimde 15 yıl şampiyon olamayan Beşiktaş taraftarını artırıyor. Sonra da biz kendi çocuklarımızla oynayalım, başarısız olacaksa da öyle başarısız olalım deyip 80’lerin sonundan itibaren yıllarca ligi domine eden takımı inşa ediyorlar.

Murat Emir Eren: Belgeselde bizim jenerasyonun efsanesi olarak kabul edeceğimiz birçok futbolcu, spor insanıyla röportaj mevcut. Sizi en çok etkileyen buluşma hangisi oldu?

Sertan Ünver: Bu insanlarla yapacağım röportajlara dair en büyük korkum, aklımdaki hâllerinin yıkılma ihtimaliydi. Ama öyle olmadı. Küçükken aklında kurduğun hayallerin hepsinin doğru olduğunu görüyorsun, bu güzel bir şey. Kaptan Rıza, Feyyaz, Metin… Hiçbiri beni hayal kırıklığına uğratmadı. Feyyaz hocanın röportajı kişisel yüzleşmeler ve itiraflar nedeniyle çok etkileyiciydi. Çok kısıtlı bir zamanda, bir otelde buluşup yaptığımız bir röportaj olmasına rağmen yapabileceği bütün katkıyı yapmaya çalıştı. Rıza hocanın tavrı çok etkileyiciydi. Trabzonspor’da hocaydı o dönem ve röportaj öncesinde çok zor bir maçtan, son dakikada puan kaybedip gelmişti. Zor bir haftaydı onlar için, gelmeyebilirdi, ancak söz verdiği için geldi, bizimle röportajı yaptı, sonra hemen Trabzon’a geri döndü. Bu tavrı gördükten sonra yıllarca neden Beşiktaş’ın kaptanlığını yaptığını daha iyi anlıyorsunuz. Bu insanlar gerçekten hayatımızın sabitleri gibi… Çocukluğumuzdan beri hep oradalar. Ve çok genç yaşta efsane oldukları için şu anda bile genç gibiler. Spor tartışırken bunu unutuyoruz bazen. Ne kadar tecrübeli bir sporcu olursa olsun karşımızdaki genç bir insan oluyor. O nedenle Beşiktaş’ın anlattığımız dönemindeki oyuncuların olgunluğu göz önüne alındığında, o yaştaki sporculardan böyle bir takım yaratmaktaki başarı sahiden müthiş.

Murat Emir Eren: Belgeseli izlerken bir beklentim de romantize ettiğimiz o dönemin karanlık bir tarafını da görüp görmeyeceğimizdi. Ancak çok az şey görüyoruz sanki buna dair…

Sertan Ünver: İlginç bir şekilde o rüya takımla ilgili karanlık pek bir şey yok. Çünkü gizli saklı yaşanmıyor hiçbir şey. Örneğin Metin Tekin en başta Gordon Milne’le büyük bir problem yaşıyor, takımdan ayrılacak noktaya geliyor, açık açık kendisine ‘git’ deniliyor ancak tüm süreç göz önünde yaşanıyor. Mesele de Metin’in takım oyuncusu olamaması. Taktiğe uyum sağlamaması. Sonra her iki taraf da durumu çok sağlıklı biçimde çözüyorlar, Metin Tekin yeniden kadroya dönüyor, şampiyonluk golünü atıyor o sezonun ve mesele kapanıyor.

Murat Emir Eren: O dönemi yeniden anımsayınca, “şimdi neden olmasın” diyor insan. Yeniden bir özkaynak düzeni yaratmak, burada yetişen oyuncularla mücadele etmek hayal mi artık?

Sertan Ünver: Artık özkaynak düzeninin işlediği kulüpler yok denecek kadar az ne yazık ki. Büyük kulüpler oyuncuları çocuk yaşlarda keşfedip oradan oraya kiralamak suretiyle işi insan ticareti boyutuna vardırdılar. Şu anda büyük takımların böyle bir jenerasyon yetiştirmek gibi lüksü de yok. Halbuki Beşiktaş geçmişte buna biraz da mecburiyetten başlıyor. 70’lerde 15 yıl şampiyon olamadığı dönemde oluyor bu. İlginç şekilde o dönem Beşiktaş taraftarı eksilmiyor ve artıyor. Takım kendi çocuklarıyla hareket etmeye para harcamamaya transfer yapmamaya karar verdiğinde taraftar arkasında duruyor. Kimsenin hakkını yemeden, kimseye hakkımızı yedirmeden devam edelim felsefesi. Elbette böyle dönemlerde birlik ve beraberlik duygusunu tesis etmek zor değil, ancak o birlik beraberlik duygusunun eksiği akıl… Serpil Hamdi Tüzün buna bir zihniyet değişikliği ve zekice bir bakış açısı ekliyor. Böylelikle başarı geliyor. O imkansızlıklarda bile oyuncu çıkarmayı başarmak müthiş bir şey. Yakın dönemde Fikret Orman’ın başkanlığı sırasındaki FEDA döneminde de kurulan yapı ona çok benzeyen bir yapıydı. Ama yabancı kuralı sonradan değişince o yapı korunamadı, karşındaki takım Drogba’yı alınca taraftar senden de böyle bir transfer bekliyor rekabetin gereğini yerine getirmek için. Seba’nın gidişine sebep olan olayların başlangıcı da biraz bu düzen değişikliğini Seba’nın reddetmesinden ileri geliyordu. Türkiye’ye üst düzey yabancı futbolcular gelmeye başlamıştı ama Beşiktaş bunu reddediyordu, çünkü geleneğinde bu yoktu.

Murat Emir Eren: Belgeselle ilgili teknik sıkıntılar yaşadığınızdan bahsettiniz neydi bunlar?

Sertan Ünver: Türkiye’e arşiv görüntüleriyle ilgili problemler yaşıyorsun, çoğu görüntü ya elde yok, ya birilerinin elinde ve korkunç paralar talep ediyorlar bizim gibi kısıtlı imkanlarla yapılan bir belgeselden bile. Böyle olunca da sürekli konuşan kafalar izlememek için kurguya çok yüklenmek zorunda kalıyorsun. Şüphesiz aklımızda  oyuncuları bir araya getirmek gibi, onları yeniden sahaya çıkarmak gibi planlar vardı, geçmişle bugünü bizim çekeceğimiz görüntülerle bağlamak gibi niyetlerimiz vardı. Ancak röportaj çekimlerinde bile bazen planladığımız dışında hareket etmek zorunda kaldık. Bir de kulüp para verdi belgesel yaptırdı gibi şeyler söyleniyor filmimizle ilgili. Böyle bir şey kesinlikle yok. Bize sadece son aşamada bir tanıtım desteği verdi kulüp. Galada stadyumu açtılar. Tamamen kendi imkanlarımızla ve hiçbir sponsor desteği olmadan yaptık bu filmi. Beşiktaş’ı sevinmek için sevmediğimiz gibi, belgesel yapmayı da belgeseli sevdiğimiz için seviyoruz, para kazanmak için yapmıyoruz. Sevmeden gerçekten katlanılacak bir acı değil.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi