Bugün, yani 24 Ağustos 2019 günü, Semih Kaplanoğlu’nun yeni filmi Bağlılık – Aslı, adı En İyi Uluslararası Film olarak değiştirilen kategori için Oscar aday adayı olarak seçildi. Kültür ve Turizm Bakanlığı Sinema Genel Müdürlüğü ile sinema alanındaki meslek örgütü temsilcilerinden oluşan 13 kişilik seçici kurul tarafından değerlendirmeye alınan 11 film arasından yaptığı bu seçim, açıklanır açıklanmaz sosyal medyada ciddi tartışmalar başladı. Aslına bakıldığı zaman Semih Kaplanoğlu gibi, geçmişte Altın Ayı kazanmış bir yönetmenin yeni filminin Akademi Ödülleri’ne gönderilmek üzere seçilmesi çok abes bir durum değil. Fakat şöyle bir durum var ki, böyle bir filmin varlığından -sinema sektörünü bir kenara koyalım- birçok kişi, yani kamuoyu olarak değerlendireceğimiz olgu, haberdar dahi değildi. Öyle ki, şu ana kadar filmin ne bir posteri, ne bir görsel, ne de fragmanı kamuoyu ile paylaşılmış durumda. Diğer ülkeler, uluslararası festivallerde ses getirmiş, ödüller kazanmış filmlerini bu kategori için seçerken, Türkiye neden böylesi “ortada olmayan” bir yapımı aday adayı olarak gösteriyor; işte tartışmaların odak noktası tam olarak da burası. Şimdi zamanı geri, 2017 yılının Kasım ayına saralım.

Kaplanoğlu’nun önceki filmi Buğday, galasını daha önceki hiçbir yapıma nasip olmamış şekilde Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde yapıyordu. Gösterimin ardından film, Recep Tayyip Erdoğan tarafından övgülere boğuluyor ve konuşmanın sonunda, bir süre önce 24. Adana Film Festivali ödül töreninde Kaplanoğlu’nun elini sıkmayan Meltem Cumbul’a yönelik “Filmin yurt içinde ve yurt dışında hak ettiği ilgiyi göreceğine inanıyorum. Zaman zaman haddini bilmeyen, kaliteyi hazmedemeyen nezaket fukarası şahıslar çıkabilir. Bunlara verilecek en güzel cevap, işini en güzel, en kaliteli şekilde yapmaya devam etmektir” ifadeleri de bizzat Erdoğan tarafından kullanılıyordu. Bu gala özelinde yaşananları kısaca şöyle özetleyebiliriz: Semih Kaplanoğlu uzunca bir süredir tutunduğu iktidar yanlısı tutumla eleştiriliyor ve bu eleştirilere karşılık olarak iktidarca himaye altına alınıyor ve bizzat “sarayın sinemacısı” ilan ediliyordu.

Bağlılık – Aslı: Yeni Türkiye’nin Oscar Heyecanı

Türkiye sinemasının uzun süredir en iyi dönemini geçirmediği aşikâr, yerli filmlerin büyük bir çoğunluğu çok kısıtlı kopya sayılarıyla seyirciyle buluşabiliyor ve hâliyle gişe rakamları oldukça düşük kalıyor. Fakat bu yıl özelinde ve yazının odağından sapmadan Oscar aday adaylığı düzleminde düşünecek olursak ortada çok karanlık bir tablo yok. Geçtiğimiz Ağustos ayında Locarno Film Festivali’nde dünya prömiyerini yapan ve bu festivalden iki ödülle dönen Sibel, bu bağlamda aklımıza ilk gelen film elbette. Başroldeki Damla Sönmez’in çevresiyle sadece ıslık çalarak iletişim kuran ve toplum tarafından dışlanmış genç bir kadına başarıyla hayat verdiği film, gerek hikâyesinin kurulumu, gerek teknik meziyetleriyle tüm dünyada karşılık bulabilecek özelliklere sahip. Biraz da “hedef odaklı” bir noktadan bakarsak, böylesine güçlü bir kadın anlatısının mevcut konjonktürde dikkat çekebilmesi gayet olası görünüyor kağıt üzerinde. Kaldı ki Sibel, 32.180 gibi, bağımsız bir yapım için yabana atılmayacak bir seyirci sayısına ulaşmış durumda. Bu yıl Türkiye’den çıkan Oscar aday adayı olarak gösterilme ihtimalinde bahsedebileceğimiz ikinci yapım ise Emin Alper’in Kız Kardeşler’i. Açılışını dünyanın en önemli festivallerinden Berlin Film Festivali’nde Altın Ayı için yarışmış yapım, Türkiye prömiyerini yaptığı İstanbul Film Festivali’nde de Ulusal Yarışma’daki ödülleri silip süpürmüştü tabiri caizse. Yılın öne çıkan ve Avrupa Film Ödülleri’nin değerlendirmeye alacağı 46 filmlik listede de kendine yer bulan bu iki filmi andıktan sonra başa, tartışmaların çıktığı noktaya dönelim; ne oldu da Bağlılık – Aslı gibi henüz seçici kurul ve “şanslı bir azınlık” hariç kimse tarafından izlenmemiş bir film (bu noktada izlenilenin filmin kaba kurgusu olduğuna dair söylentiler sosyal medyada dolaşıyor) Türkiye’nin Oscar aday adayı seçildi?

Bu sorunun cevabını ararken eldeki tüm bilgiler, seçimin siyasi bir karar olduğuna şüphe bırakmıyor desek abartmış olmayız sanıyorum. Bizzat cumhurbaşkanı tarafından övgülere boğulan -bunun sanatsal değil, siyasi bağlamda yapıldığına kimsenin şüphesi olduğunu düşünmüyorum- bir yönetmenin filminin seçilmesi, klasik bir taraf tutma hamlesinden başka bir şey değil. İşin ilginci, şu ana kadar herhangi bir festivalde gösterilmemiş, tamamlandığı bile tartışmalı bir yapımdan söz ediyoruz. Hâl böyleyken yapılan seçimin, “bizim sanatçımız yapmıştır” demekten farkı olmadığı gibi, Oscar nezdinden de bir beklenti taşımadığını söyleyebiliriz. Zira genel duruma baktığımızda, güçlü adayların şimdiden geniş çevrelerce izlenildiğini, takdirle karşılandığını internet üzerinden takip etmek hiç de zor değil. Medya üzerinde kurduğu hegemonya ile destekçilerini dünyanın kıskandığı bir ülke olduğumuza ikna etmiş bir iktidar, aynısını sinema üzerinden yapmaya çalışıyor bile olabilir: “En iyi filmi bizim sanatçımız yaptı, çünkü Oscar aday adayı o seçildi”. Velhasıl bu konu yeni gelişmelere de gebe. Zira kurallar gereği aday gösterilen filmin en geç 30 Eylül’e kadar Türkiye’de vizyona gitmesi gerekiyor. Görünen o ki, Bağlılık – Aslı acele bir şekilde vizyona sokulacak ya da sokulmuş gibi yapılacak. Her ne şekilde olursa; ister Semih Kaplanoğlu sessiz sedasız yılın en iyi yerli filmlerinden birine imza atmış olsun, ister alınan karar doğrudan siyasi olsun, bu durum fazlasıyla “yaptım oldu” mottosuyla hareket eden Yeni Türkiye kokuyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi