Z (1969), L’Aveu (1970), État de Siège (1972) filmleriyle tanıdığımız, politik sinemanın yaşayan efsanelerinden Costa-Gavras’ın yönetmen koltuğunda oturduğu 1975 yapımı Section spéciale, yönetmenin dünya görüşüne ve siyasi tutumuna karşı fikir edinebileceğimiz önemli filmlerden biridir. Nazi Almanyası’nın Fransa egemenliğine açıkça destek vermesiyle tarihe geçmiş işbirlikçi bir rejim olan Vichy hükümeti dönemindeki yaşanmış olaylara sırtını dayayan bu siyasi drama, toplumsal olarak ihtiyaç duyduğumuz “adalet” kavramının bile bir sınıfın diğer sınıfa üstünlüğünü kanıtlamak için nasıl kullanıldığına dair nefis bir portre çiziyor.

Adaletin giyotinin keskin bıçaklarıyla yok edilme hikâyesine geçmeden önce dönemin siyasi atmosferini anlamakta yarar var. I. Dünya Savaşı’nın ardından İtilaf Devletleri’yle imzaladığı Versay Antlaşması’yla birlikte Almanya, büyük ölçüde toprak kaybeder ve sert bir ekonomik buhran dönemine girer. Savaşı kaybetmenin ağırlığı altında kalan Almanlar arasında yükselişe geçen milliyetçi hareket, nihayetinde Hitler hükümetinin 1933 yılında iktidarı ele geçirmesine neden olur. Gün geçtikçe büyüyen ordusunun varlığını İngiltere ve Fransa’ya karşı bir güç gösterisine dönüştüren Hitler, Versay Antlaşması’yla silahsızlandırılması amaçlanan ve bu antlaşmayla gururu incinen Almanya’nın üstünlüğünü tüm dünyaya ilan eder. Bu harekete karşılık İngiltere ve Fransa’dan beklediği sert çıkışı alamayan Hitler, güç gösterisinden tatmin olmamış olacak ki İtilaf Devletleri’nin tüm ültimatomlarına rağmen genişleme politikası adı altında Polonya’yı işgale başlar. Ve II. Dünya Savaşı 1939 yılında resmen başlamıştır.

Section spéciale: Adaletin Giyotinin Keskin Bıçaklarıyla Yok Edilmesinin Hikâyesi

İlk savaştan beklentilerini karşılayamayan Mihver Devletler ile neredeyse tüm dünyanın birlik olduğu Müttefik Devletler arasında geçen bu savaş büyük bir yıkıma dönüşmüş, tüm dünya 1945 yılına kadar dehşetin gölgesinde yaşamıştır. 1942’de Kuzey Afrika’nın Müttefik Devletler tarafından işgalinin ardından Fransa’yı işgale başlayan Almanya, ilk iş olarak mevcut hükümeti tarafına çeker. Müttefikler tarafından hiçbir zaman tanınmayan Vichy hükümeti adeta Hitler’in kuklası olmuştur. Film, bu hiyerarşinin gözler önüne serildiği bir opera sahnesiyle başlar. Fransız hükümeti seçkinlerinin, Ruslar’ın acı çekeceğini söyleyen bu operanın ardından lüks yemek masalarında görüştüklerini görürüz. Bu sahnelerde Fransız kapitalistlerinin, Hitler’in tüm Alman olmayan ırkları yok etme politikasını göz ardı ederek, olası bir Almanya zaferinde kendileri için hayalleri olduğunu hissederiz. Öyle ki, hayatta kalmak için Almanlar’ın kölesi olmaya bile razıdırlar. Bu durum, Vichy hükümetinin tavrını kavrayabilmemiz için bir gösterge olarak değerlendirilebilir. Opera sahnesini faşist İçişleri Bakanı Pierre Pucheu’nun olası bir direnişe karşı alacakları baskıcı önlemleri haklı çıkaran anti-komünist konuşması takip eder.

Nazi egemenliği altındaki kuzey bölgeye ve Fransızlar’ın mutlak çoğunluğunun desteklediği bu iş birliği politikasına karşılık, güney bölgede büyüyen bir direniş grubu vardır. Komünistlerden ve küçük milliyetçi gruplardan oluşan bu örgütün varlığı aynı zamanda I. Dünya Savaşı’nı tetikleyen “milliyetçilik” akımının etkilerinin sürdüğünü gösterir bize. 1941’de Nazi Almanyası’nın, Alman-Sovyet Saldırmazlık Paktı’na aykırı hareket ederek SSCB’yi işgal etmesi üzerine gösteri düzenleyen direniş grubunun Fransız polisi tarafından sert bir şekilde bastırılmasının ve çok sayıda tutuklamanın ardından hükümetin bu baskıcı hareketine yanıt gecikmez. Bir Alman subayı, komünist bir eylemci tarafından Paris’in göbeğinde herkesin içinde vurularak öldürülür. Naziler’in, kurdukları otoriteyi tehdit eden bu suikaste tavrı nettir. Bu eylemi gerçekleştiren altı Fransız’ın infaz edilmesini aksi takdirde rastgele seçilen yüz Fransız rehineyi öldüreceklerini söylerler.

General Pétain başkanlığındaki Vichy hükümetinin iktidarı kötüye kullanma hikâyesi tam da bu noktada başlar. Bu cinayetten kimlerin sorumlu olduğunu bilmeyen ve hızlı hareket etmek zorunda kalan Vichy hükümeti tarihe geçen korkunç bir karar verir. Daha önce küçük suçlardan yargılanmış rastgele altı kişiyi, hükümete sadık hakimlerin karşısına çıkaracak bir istisna mahkemesi tasarlar. Böylece Almanlar’ı yatıştıracak infaz kararları hızlıca verilebilecektir. Ancak bir sorun vardır, henüz işlenmemiş bir suçtan hüküm giydireceği söz konusu mahkumların infazı için yeni bir yasa gereklidir. Krizi krizle çözmeye çalışan Vichy hükümetinin Nazi Almanyası temsilcilerinin bile kanını donduran kararını açıklaması çok sürmez. Yeni çıkacak yasaya göre; Nazileri eleştiren metinler üretmek, Nazi karşıtı broşür dağıtmak gibi küçük suçlardan daha önce hüküm giymiş kişiler için idam kararı çıkarılır. Vichy hükümetinin Almanlar’ın masum insanları hedef alan tehdidine karşılık çıkardığı “geçmişe dönük yasa”sı Section spéciale (Özel Bölüm) adı verilen mahkemelerde hızlıca uygulamaya geçirilir. Kimleri yargılayacaklarından kimleri ölüme mahkum edeceklerine kadar tüm inisiyatif hükümet yanlısı savcılara bırakılmıştır. Dönemin Adalet Bakanı başta olmak üzere, birçok hukukçunun itirazlarına rağmen yürürlüğe girmeden önceki davalara da uygulanan bu yasa ile yüzlerce insan haksız yere hedef gösterilerek infaz edilir. İşin garip tarafı, bu mahkemelerde tam yetki verilen İçişleri Bakanı Pierre Pucheu başta olmak üzere, bu infazları gerçekleştiren yargıçlar hiçbir zaman suçlarının bedelini ödemedi.

Devletin veya iktidardaki siyasi bir grubun sözde çıkarları doğrultusunda, yasanın belirlediği şeyi empoze ederek ve aynı şekilde mevcut yasanın boşluklarından yararlanarak siyasi gücünü nasıl manipüle edebileceğine dair bir bakış açısı kazandıran Section spéciale oldukça özel bir film. Müttefiklerin Ağustos 1944’te Fransa’yı kurtarmasına kadar işleyişine devam eden İstisna Mahkemeleri’nin karanlık yüzünü göstermeyi amaçlayan Costa-Gavras, tüm anlatısını Hervé Villeré’nin L’affaire de la Section Spéciale adlı kitabına dayandırır. 1975 yılında Cannes Film Festivali’nden En İyi Yönetmen ödülüyle dönen film, tek taraflı anlatıya sahip olmasıyla suçlansa da kazandırdığı bakış açısını yok saymak büyük bir haksızlık olur. Gavras’ın suikast sahnesindeki gerilimi karakterlerle özdeşim kurmamızı sağlayacak yakın planlarla vermesi, mahkeme salonundaki şaşkınlığı ve haklı öfkeyi birebir hissetmemizi sağlaması ve hatta işbirlikçi Vichy hükümetinin Nazi yenilgisinin ardından ABD’yle olan ilişkilerine dair fikir edinmemizi sağlayacak detaylara anlatıda yer açması politik sinemanın neden var olması gerektiğinin altını çizer niteliktedir. Section spéciale, dönemin siyasi atmosferini anlamak isteyenleri tarihin karanlık dehlizlerinde gerçekçi bir yolculuğa çıkarıyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi