2011 yapımı Pariah isimli filmiyle büyük bir çıkış yakalayan yönetmen Dee Rees’in, prömiyerini Sundance Film Festivali’nde yapan ve Gotham Ödülleri’nde En İyi Toplu Oyunculuk Performansı ödülünü paylaşan son filmi Mudbound; Hilary Jordan’ın 2008 yılında yayımlanan ve Amerika’da büyük ses getiren aynı isimli romanının uyarlaması. İkinci Dünya Savaşı sırasında gerçekleşen bir hikayeyi ekrana taşıyan film; savaşın insanlar üzerinde yarattığı dehşeti, Amerika’nın güneyinde yaşayan iki ailenin ırk ayrımıyla harmanlayarak aktarıyor. Rees, Amerika’da periyodik olarak tekrarlanan ırkçılığın güçlü bir tahlilini yaratmak için yaşanan adaletsizliklere, dehşet verici bir grotesk tavırla, derinlemesine nüfuz ederken filmine umut kırıntıları serpmeyi de ihmal etmiyor. Memphis'teki üst sınıf hayatlarından Mississippi kırsallarındaki çamurun esir aldığı bir çiftliğe göç eden McAllan ailesi, çiftlik hayatının zorluklarıyla yüzleşmek zorundadır. Köleliğin kağıt üstünde sona erdiği, ancak sosyal yaşamdaki ırkçılığın şiddetini artırarak devam ettiği yıllarda Henry (Jason Clarke), Laura (Carey Mulligan), Henry’nin ırkçı babası "Pappy" (Jonathan Banks) ve kızlarından oluşan McAllan ailesi, az zaman sonra karşılaşacakları kargaşanın başlangıcı olan yerel bir çiftlikteki köhne evlerine taşınırlar. McAllan ailesi ile aynı çiftliği paylaşan ve nesillerdir bu çiftlikte çalışan Jackson ailesi ise henüz kazandıkları sosyal haklara ve ilk defa toprak sahibi olmanın yarattığı mutluluğa rağmen, sosyal yaşamlarında ırkçı ön yargılarla baş etmektedir. Ailenin babası Hap (Rob Morgan) ve karısı Florence (Mary J. Blige), çocuklarının geleceği için, kendi topraklarından bir parça almaya yetecek miktarda tasarruf ederek yoğun bir şekilde çalışmaktadır. McAllan ve Jacksonlar’ın, bu toprakların yetiştirilmesinin yanı sıra önemli bir ortak yanları daha vardır: Her ikisinin de aile fertlerinden biri II. Dünya Savaşı'nda ülkelerini savunmak adına savaşa gönderilmiştir. McAllanlar’da Henry’nin kardeşi Jamie (Garrett Hedlund),  Jacksonlar’da ise ailenin oğullarından biri olan Ronsel (Jason Mitchell) ayrı cephelerde ABD için savaşmaktadır. Mudbound: Irk Savaşının Ortasında Sıra Dışı Bir Dostluk Rees ve senaryonun ortak yazarı olan Virgil Williams, Mudbound’a farklı perspektifler katmak ve anlatıda öne çıkan her karakterinin hikâyeyi geliştirmesine aracı olup onlara güç katmak için tek bir anlatıcı yerine birden fazla üst ses kullanırlar. Bu tercih filmin ilk yarısında biraz kafa karışıklığı yaratsa da farklı bakış açıları deneyimleyebilmek adına oldukça adaletlidir. İkinci Dünya Savaşı bitmiştir bitmesine ama bu büyük savaşta aynı tarafta yer alan iki ırkın kendi aralarındaki savaş ileri bir düzeye taşınmıştır. Aynı çiftliği paylaşan bu iki ailenin savaştan dönen oğulları ise ülkelerinde devam eden ırk savaşına ‘sıra dışı’ bir dostluk kurarak cevap verirler. Aynı şekilde, tüm bu ırkçı yaklaşımlara, rağmen ailenin kadınları arasındaki dayanışma ve yardımseverlik de ırkçılığın ‘erkek’ temelli ötekileştirici doğasını ortaya koymaktadır. Ve neticede, her iki aile kendi içlerinde oğullarının yaşadığı savaş hikâyelerini tartışırken, kimi aile fertlerinin bağnazlığa varır derecedeki sapkın ırkçı tutumları yüzünden trajik olayların kapısı aralanır. Hem alabildiğine detaylı hem de sade sahnelerle dolup taşan Mudbound, ilgi çekici ritmi ve dokunaklı derinliğiyle ‘birileri’ tarafından yaratılan adaletsizlikleri açığa çıkaran bir tavrı ve kasvetli ama umut verici bir sonu benimseyerek, ırkçı nefrete karşı çıkan herkesin ruhunda derin anlamlara açılıyor.

Yazar Puanı

Puan - 88%

88%

Hem alabildiğine detaylı hem de sade sahnelerle dolup taşan Mudbound, ilgi çekici ritmi ve dokunaklı derinliğiyle ‘birileri’ tarafından yaratılan adaletsizlikleri açığa çıkaran bir tavrı ve kasvetli ama umut verici bir sonu benimseyerek, ırkçı nefrete karşı çıkan herkesin ruhunda derin anlamlara açılıyor.

Kullanıcı Puanları: 3.68 ( 2 votes)
88

2011 yapımı Pariah isimli filmiyle büyük bir çıkış yakalayan yönetmen Dee Rees’in, prömiyerini Sundance Film Festivali’nde yapan ve Gotham Ödülleri’nde En İyi Toplu Oyunculuk Performansı ödülünü paylaşan son filmi Mudbound; Hilary Jordan’ın 2008 yılında yayımlanan ve Amerika’da büyük ses getiren aynı isimli romanının uyarlaması. İkinci Dünya Savaşı sırasında gerçekleşen bir hikayeyi ekrana taşıyan film; savaşın insanlar üzerinde yarattığı dehşeti, Amerika’nın güneyinde yaşayan iki ailenin ırk ayrımıyla harmanlayarak aktarıyor. Rees, Amerika’da periyodik olarak tekrarlanan ırkçılığın güçlü bir tahlilini yaratmak için yaşanan adaletsizliklere, dehşet verici bir grotesk tavırla, derinlemesine nüfuz ederken filmine umut kırıntıları serpmeyi de ihmal etmiyor.

Memphis’teki üst sınıf hayatlarından Mississippi kırsallarındaki çamurun esir aldığı bir çiftliğe göç eden McAllan ailesi, çiftlik hayatının zorluklarıyla yüzleşmek zorundadır. Köleliğin kağıt üstünde sona erdiği, ancak sosyal yaşamdaki ırkçılığın şiddetini artırarak devam ettiği yıllarda Henry (Jason Clarke), Laura (Carey Mulligan), Henry’nin ırkçı babası “Pappy” (Jonathan Banks) ve kızlarından oluşan McAllan ailesi, az zaman sonra karşılaşacakları kargaşanın başlangıcı olan yerel bir çiftlikteki köhne evlerine taşınırlar. McAllan ailesi ile aynı çiftliği paylaşan ve nesillerdir bu çiftlikte çalışan Jackson ailesi ise henüz kazandıkları sosyal haklara ve ilk defa toprak sahibi olmanın yarattığı mutluluğa rağmen, sosyal yaşamlarında ırkçı ön yargılarla baş etmektedir. Ailenin babası Hap (Rob Morgan) ve karısı Florence (Mary J. Blige), çocuklarının geleceği için, kendi topraklarından bir parça almaya yetecek miktarda tasarruf ederek yoğun bir şekilde çalışmaktadır. McAllan ve Jacksonlar’ın, bu toprakların yetiştirilmesinin yanı sıra önemli bir ortak yanları daha vardır: Her ikisinin de aile fertlerinden biri II. Dünya Savaşı’nda ülkelerini savunmak adına savaşa gönderilmiştir. McAllanlar’da Henry’nin kardeşi Jamie (Garrett Hedlund),  Jacksonlar’da ise ailenin oğullarından biri olan Ronsel (Jason Mitchell) ayrı cephelerde ABD için savaşmaktadır.

Mudbound: Irk Savaşının Ortasında Sıra Dışı Bir Dostluk

Rees ve senaryonun ortak yazarı olan Virgil Williams, Mudbound’a farklı perspektifler katmak ve anlatıda öne çıkan her karakterinin hikâyeyi geliştirmesine aracı olup onlara güç katmak için tek bir anlatıcı yerine birden fazla üst ses kullanırlar. Bu tercih filmin ilk yarısında biraz kafa karışıklığı yaratsa da farklı bakış açıları deneyimleyebilmek adına oldukça adaletlidir. İkinci Dünya Savaşı bitmiştir bitmesine ama bu büyük savaşta aynı tarafta yer alan iki ırkın kendi aralarındaki savaş ileri bir düzeye taşınmıştır. Aynı çiftliği paylaşan bu iki ailenin savaştan dönen oğulları ise ülkelerinde devam eden ırk savaşına ‘sıra dışı’ bir dostluk kurarak cevap verirler. Aynı şekilde, tüm bu ırkçı yaklaşımlara, rağmen ailenin kadınları arasındaki dayanışma ve yardımseverlik de ırkçılığın ‘erkek’ temelli ötekileştirici doğasını ortaya koymaktadır. Ve neticede, her iki aile kendi içlerinde oğullarının yaşadığı savaş hikâyelerini tartışırken, kimi aile fertlerinin bağnazlığa varır derecedeki sapkın ırkçı tutumları yüzünden trajik olayların kapısı aralanır.

Hem alabildiğine detaylı hem de sade sahnelerle dolup taşan Mudbound, ilgi çekici ritmi ve dokunaklı derinliğiyle ‘birileri’ tarafından yaratılan adaletsizlikleri açığa çıkaran bir tavrı ve kasvetli ama umut verici bir sonu benimseyerek, ırkçı nefrete karşı çıkan herkesin ruhunda derin anlamlara açılıyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi