Absürt kurallarla düzenlenmiş, soğuk renklerle bezeli, çarpık ve kendi içine kapalı dünyaları, sabit kadrajları ve ifadesiz karakterleriyle tanıdığımız Lanthimos, kendisinden hiç de beklenmeyecek bir işe kalkışıyor The Favourite’da. İlk defa bir başkasının senaryosuyla çalışan yönetmen, bir dönem filmi için belki de aklımıza gelecek son isimlerden. Neredeyse her filminde zaman-mekânın sınırlarını zorlayan Lanthimos için politik ve etik kuralları/sınırları belli bir dönemi ele almak zor olsa gerek. Öte yandan, üç kadının iktidar çatışmasını izlediğimiz ve devasa bir sarayın içinde küçücük odalara hapsolduğumuz The Favourite’ın dünyası da en az Lanthimos’unkiler kadar bunaltıcı ve içe kapalı. The Killing of a Sacred Deer’da da gördüğümüz o mitik, açıklanamaz kötülük The Favourite’da “edepsiz” bir iktidar hırsı olarak vücut buluyor. Lanthimos bu “edepsizliği” aristokrasinin Dogtooth’u çağrıştıran absürt ve acımasız düzenini yerle bir etmek için kullanıyor. The Favourite: Edepsiz İktidar 18. yüzyıl İngiltere’sinde geçen ve Kraliçe Anne’e yaranmaya çalışan iki kadının gerçek hikâyesinden esinlenen film, tüm mizansen ögeleri ile en az Kubrick’in Barry Lyndon’u kadar tarihsel gerçekliğe uygun, iyi çalışılmış bir kostüm draması aslında. Bir dönem filminin, tarihsel gerçeklikle bağını koparmadan hâlâ bir Lanthimos filmi olabilmesi ise elbette ironik. Lanthimos tüm bilinmezlikleri ve skandallarıyla “kapalı kapılar ardındaki” bu dünyayı eğip bükerek, groteskleştirerek ve çirkinleştirerek tarihe ve iktidara dair pek çok şey söylüyor. Filmin bir sahnesinde Lady Malborough (Sarah) Kraliçe Anne’e gerçek arkadaşlığın ne olduğundan bahsediyor: “Gerçek arkadaşlar yalan söylemez, güzelken güzel, çirkinken de çirkinsin der” Sarah gibi film de bu “çirkinliği” yer yer bağrına basıyor. Sürekli kraliçenin gut yaralarını görüyoruz örneğin, hizmetçi olarak saraya gelen Abigail gübre dolu bir çamura düşüyor, tüm ihtişamıyla atına binen Sarah yerlerde sürükleniyor, kanlar içinde kalıyor ya da kraliçeyle erotik bir çamur banyosu yapıyor. Ama bu “çirkinlik” anları, yaralar, pislik ve çamur, karakterlerin ilişkilerinde ve kişiliklerindeki dönüm noktalarını oluşturuyor, kanlar içinde kalmış “köpek dişleri düşüyor” sanki, büyüyorlar. Aristokrasinin tüm steril dayatmalarıyla kostümün ve makyajın sakladığı -saklamak zorunda kaldığı- kusurların, yaraların, travmaların, acıların ve “edepsizliklerin” yüceltildiği, çirkinin ve groteskin kutsandığı, sınıfsal sınırları yerle bir eden bir film The Favourite. Filmde dönem estetiğini ve gerçekliği yer yer kıran balık gözü lens gibi kullanımlarının yanı sıra bu grotesk tavrı daha da güçlendiren, neredeyse bağlamdan tamamen kopuk bir sahne de yer alıyor. Bu sahnenin filmin geri kalanından tamamen kopuk olması, biraz da filmin küçük bir modeli olmasından kaynaklanıyor sanki. Abigail tarafından zehirlenen Sarah baygın halde atının arkasından yerlerde sürüklenirken, bu sahneye paralel olarak kurgulanmış bir tür “performans” izliyoruz. Saraydaki Lordlar Kamarası üyesi erkekler, bir paravan önünde çırılçıplak bir şekilde duran bir başka erkeğe bir tür meyve atıyorlar. Makyajı ve peruğu takılı olan ve eliyle penisini kapatan adam, oradan oraya koşuşturuyor ve sürekli gülüyor. Abigail ise arkalarından yaklaşarak çokça garipsediği bu performansı gizlice izliyor. Biraz önce Sarah’yı zehirlemiş olan Abigail, kendi yansımasını görüyor sanki bu sahnede. Kaybettiği sınıfsal statüyü türlü oyunlarla geri almaya çalışırken, bu statüye içkin çirkinliği ve şiddeti ilk defa en direkt haliyle görüyor. Sarah’nın kendisini çamurlar içinde gördüğünde “Seni ne diye işe alayım? Çocukların oynayacağı bir tür canavar olarak mı?” dediği zamanı hatırlıyor belki. İşte “çocukların oynadığı canavar” karşısında, ama beklediğinin tersine bu canavar eğleniyor.…

Yazar Puanı

Puan - 90%

90%

Lanthimos, iktidar arzusunun sınıfsal konumdan, toplumsal cinsiyetten bağımsız olan, “hayatta kalma” güdüsüyle iç içe geçtiği o tehlikeli alana dokunurken absürtlüğünden, çarpıklığından ve groteskliğinden de ödün vermiyor.

Kullanıcı Puanları: 2.02 ( 3 votes)
90

Absürt kurallarla düzenlenmiş, soğuk renklerle bezeli, çarpık ve kendi içine kapalı dünyaları, sabit kadrajları ve ifadesiz karakterleriyle tanıdığımız Lanthimos, kendisinden hiç de beklenmeyecek bir işe kalkışıyor The Favourite’da. İlk defa bir başkasının senaryosuyla çalışan yönetmen, bir dönem filmi için belki de aklımıza gelecek son isimlerden. Neredeyse her filminde zaman-mekânın sınırlarını zorlayan Lanthimos için politik ve etik kuralları/sınırları belli bir dönemi ele almak zor olsa gerek. Öte yandan, üç kadının iktidar çatışmasını izlediğimiz ve devasa bir sarayın içinde küçücük odalara hapsolduğumuz The Favourite’ın dünyası da en az Lanthimos’unkiler kadar bunaltıcı ve içe kapalı. The Killing of a Sacred Deer’da da gördüğümüz o mitik, açıklanamaz kötülük The Favourite’da “edepsiz” bir iktidar hırsı olarak vücut buluyor. Lanthimos bu “edepsizliği” aristokrasinin Dogtooth’u çağrıştıran absürt ve acımasız düzenini yerle bir etmek için kullanıyor.

The Favourite: Edepsiz İktidar

18. yüzyıl İngiltere’sinde geçen ve Kraliçe Anne’e yaranmaya çalışan iki kadının gerçek hikâyesinden esinlenen film, tüm mizansen ögeleri ile en az Kubrick’in Barry Lyndon’u kadar tarihsel gerçekliğe uygun, iyi çalışılmış bir kostüm draması aslında. Bir dönem filminin, tarihsel gerçeklikle bağını koparmadan hâlâ bir Lanthimos filmi olabilmesi ise elbette ironik. Lanthimos tüm bilinmezlikleri ve skandallarıyla “kapalı kapılar ardındaki” bu dünyayı eğip bükerek, groteskleştirerek ve çirkinleştirerek tarihe ve iktidara dair pek çok şey söylüyor. Filmin bir sahnesinde Lady Malborough (Sarah) Kraliçe Anne’e gerçek arkadaşlığın ne olduğundan bahsediyor: “Gerçek arkadaşlar yalan söylemez, güzelken güzel, çirkinken de çirkinsin der” Sarah gibi film de bu “çirkinliği” yer yer bağrına basıyor. Sürekli kraliçenin gut yaralarını görüyoruz örneğin, hizmetçi olarak saraya gelen Abigail gübre dolu bir çamura düşüyor, tüm ihtişamıyla atına binen Sarah yerlerde sürükleniyor, kanlar içinde kalıyor ya da kraliçeyle erotik bir çamur banyosu yapıyor. Ama bu “çirkinlik” anları, yaralar, pislik ve çamur, karakterlerin ilişkilerinde ve kişiliklerindeki dönüm noktalarını oluşturuyor, kanlar içinde kalmış “köpek dişleri düşüyor” sanki, büyüyorlar. Aristokrasinin tüm steril dayatmalarıyla kostümün ve makyajın sakladığı -saklamak zorunda kaldığı- kusurların, yaraların, travmaların, acıların ve “edepsizliklerin” yüceltildiği, çirkinin ve groteskin kutsandığı, sınıfsal sınırları yerle bir eden bir film The Favourite.

Filmde dönem estetiğini ve gerçekliği yer yer kıran balık gözü lens gibi kullanımlarının yanı sıra bu grotesk tavrı daha da güçlendiren, neredeyse bağlamdan tamamen kopuk bir sahne de yer alıyor. Bu sahnenin filmin geri kalanından tamamen kopuk olması, biraz da filmin küçük bir modeli olmasından kaynaklanıyor sanki. Abigail tarafından zehirlenen Sarah baygın halde atının arkasından yerlerde sürüklenirken, bu sahneye paralel olarak kurgulanmış bir tür “performans” izliyoruz. Saraydaki Lordlar Kamarası üyesi erkekler, bir paravan önünde çırılçıplak bir şekilde duran bir başka erkeğe bir tür meyve atıyorlar. Makyajı ve peruğu takılı olan ve eliyle penisini kapatan adam, oradan oraya koşuşturuyor ve sürekli gülüyor. Abigail ise arkalarından yaklaşarak çokça garipsediği bu performansı gizlice izliyor. Biraz önce Sarah’yı zehirlemiş olan Abigail, kendi yansımasını görüyor sanki bu sahnede. Kaybettiği sınıfsal statüyü türlü oyunlarla geri almaya çalışırken, bu statüye içkin çirkinliği ve şiddeti ilk defa en direkt haliyle görüyor. Sarah’nın kendisini çamurlar içinde gördüğünde “Seni ne diye işe alayım? Çocukların oynayacağı bir tür canavar olarak mı?” dediği zamanı hatırlıyor belki. İşte “çocukların oynadığı canavar” karşısında, ama beklediğinin tersine bu canavar eğleniyor. Bu küçük sahne gerçekten de filmin bir modeli gibi. Çirkinliği ve groteski gülümseyerek kucaklayan, üzerine atılan pislikten gocunmayan, tüm çıplaklığıyla ve aykırılığıyla var olan karakterler yaratıyor Lanthimos.

Olivia Colman’ın muhteşem bir şekilde canlandırdığı Kraliçe Anne, alışılageldik tüm iktidar figürlerinin bir antitezi gibi sanki. Film boyunca gitgide “çürüyen”, vücudu gibi zihni de sürekli acı çeken, kaybettiği çocuklarının neden olduğu travmayla gittikçe çocuklaşan bir iktidar figürü var karşımızda. Şımarık, bencil, dengesiz ve fevri olan Anne, duygusal ve cinsel olarak bağımlı olduğu Sarah’ya neredeyse yapışık bir şekilde yaşıyor, ta ki Abigail gelene kadar. Saraydakiler tarafından “şişman, çirkin ve deli” olarak yaftalanan Anne ve ona yaranmaya çalışan Abigail’la Sarah farklı roller arasında gidip geliyorlar: Arkadaş, çocuk, anne, baba, öğretmen, öğrenci, sahip, köle, sevgili, aşık, eş, düşman.. Film boyunca kurulan bu sonsuz ilişkiler bütünü bir tür gri bölge oluşturuyor. Varsayılan herhangi bir hakikatın kendini yok ettiği, oynanan bir rolün, edinilen bir kimliğin ertesi gün etkisini yitirdiği, kimsenin sabit kalamadığı bu bölge, iktidarın sürekli değişen yüzünü de ifşa ediyor sanki. Ancak bu muğlak bölgeyi salt bir iktidar alanı olarak tanımlamak Lanthimos’un önceki karakterlerinden çok daha kendine has, empati uyandıran ve akılda kalıcı bu üç kadına haksızlık etmek olur. Lanthimos, Dogtooth’ta ebeveynlerde, The Lobster’da yöneticilerde ve The Killing of a Sacred Deer’da ise Martin karakterinde vücut bulan mutlak iktidarı Kraliçe Anne, Sarah ve Abigail arasında bölüştürüyor. Hem iktidarı, hem suçu, hem de acıyı paylaşan bu karakterler tam da bu nedenle diğer filmlerdeki mitik ve açıklanamayan acımasızlıktan, ifadesizlikten ve hissizlikten muzdarip değiller tam olarak. Hepsinin karakter motivasyonlarının belirtilmesi, geçmiş travmalarının işin içine dahil olması, eylemlerinin arkasındaki koşulların altının çizilmesi bundan. Lanthimos, iktidar arzusunun sınıfsal konumdan, toplumsal cinsiyetten bağımsız olan, “hayatta kalma” güdüsüyle iç içe geçtiği o tehlikeli alana dokunurken absürtlüğünden, çarpıklığından ve groteskliğinden de ödün vermiyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi