Sinemada yenilikçi anlatımlara oldukça merak saran Steven Soderbergh’in tamamını iPhone ile çektiği son filmi Saplantı; Sean Baker’ın büyük yankı uyandıran ve pek sevilen filmi Tangerine gibi, sinema tarihine akıllı telefonla çekilmiş ilham verici bir başka örnek daha ekliyor. Steven Soderbergh’in filmografisine baktığımızda farklı ve deneysel diyebileceğimiz türde bir anlatım tarzı denediği ilk dönem filmlerinden, diyalektik konuşmalar ve iç içe geçmiş karakterlerle dolu 1996 yapımı Schizopolis’i ve mobil uygulamayla interaktif bir anlatım tekniği geliştirdiği Mosaic dizisi gibi birçok yenilikçi proje görüyoruz. Saplantı da yenilikçilik anlamında bu filmlerin izinden giden ve oldukça etkileyici biçimde kotarılmış bir yapım. Tamamı iPhone ile çekilen Saplantı filminde tür sineması adına -psikolojik gerilim- bir ilke imza atan Soderbergh’in başarısı ve yenilikçiliği de zaten bu bağlamda açığa çıkıyor. Zira Soderbergh, bugün cebimizde taşıdığımız akıllı telefonlarla dileyen herkesin film yapabileceğini ortaya koyarken tür sineması dinamiklerinin hakkını sonuna dek verebilen ilham verici bir yapıma da imza atıyor. Kamera açılarından alan derinliğine her tür teknik detayın üstesinden gelerek, iPhone kamerası ile çoğu tek mekanda geçen bir gerilim atmosferi yaratmayı başaran ve özellikle ormanlık bir alanda geçen gece yarısı sahnelerinde ışık ve ses kullanımında yaratıcı teknikler de uygulayan Soderbergh’in Saplantı’sında tıpkı yönetmenin ilk dönem filmlerinden aldığımız gibi bir haz alabiliyoruz.  Saplantı: Bizi Bu Sistem Delirtti! Saplantı, problemli geçmişinden kaçmak için doğup büyüdüğü yerden ayrılıp başka bir şehre gelen ve burada kendine yeni bir hayat kurarak işe başlayan genç bir kadının gönülsüzce destek almak için geldiği bir akıl hastanesinde, korkulu rüyası olan “stalker”ı ile karşılaşması ve bu yaşadıklarının gerçek mi yoksa hayal mi olduğunu anlamlandırmaya çalışması sürecini ekrana taşıyor. Diğer hastalar ve yetkililer de dahil olmak üzere kimsenin ona inanmadığı bu süreçte kendi gerçekliğini sorgulayan ve korkularına karşı koymaya çalışan genç kadının hikâyesini ilgi çekici bir anlatım ve farklı perspektiflerden ortaya koyan Saplantı; gerçeklik algımız, normal şartlar altında bireyi koruması gereken sosyal sistem ve hayatta kalma içgüdülerimize dair de çok çarpıcı sorular soruyor. Sosyal sistem demişken, Steven Soderbergh’in Erin Brockovich ve Side Effects filmlerinden beri adalet kavramından güvenlik olgusuna yolunda gitmeyen ya da çarpık giden sosyal sistemle ilgili bir derdinin olduğu malumunuzdur. 2016 yılının sonlarında BuzzFeed isimli dijital medya organı, sırf kârlarını maksimize etmek için hastaları gerekenden daha uzun süre akıl hastanesinde tutan UHS’nin (ABD’nin en büyük psikiyatri hastanesi zinciri) yaptığı akıl almaz çirkinlikleri ortaya çıkarmıştı. Soderbergh’in, hikâyesini bu skandaldan yola çıkarak geliştirdiği bariz olan Saplantı filminde de, Claire Foy’un canlandırdığı Sawyer karakterinin, Highland Creek hastane yöneticileri tarafından sırf sigorta şirketinden daha fazla para koparmak için gereğinden fazla içeride tutulmasına şahit oluyoruz. Soderbergh, ülkesinde yaşanan kirli bir skandala açık bir tepki olarak çektiği Saplantı’da, bireyi koruma ve topluma geri kazandırma göreviyle yetkilendirilmiş sosyal bir kurumun ticari çıkar sağlamak amacıyla, iyileşmek için gelen insanların iyi niyetini suistimal etmesini ve bireyi hasta edenin aslında sistemin ta kendi olduğunu ortaya koyuyor. Hâl böyle olunca, kişinin böyle bir sistem içerisinde akıl sağlığını koruması için kendinden başka kimseye güvenmemesi gerektiği mantalitesi de devreye girmiş oluyor.

Yazar Puanı

Puan - 76%

76%

Soderbergh, ülkesinde yaşanan kirli bir skandala açık bir tepki olarak çektiği Saplantı’da, bireyi koruma ve topluma geri kazandırma göreviyle yetkilendirilmiş sosyal bir kurumun ticari çıkar sağlamak amacıyla, iyileşmek için gelen insanların iyi niyetini suistimal etmesini ve bireyi hasta edenin aslında sistemin ta kendi olduğunu ortaya koyuyor.

Kullanıcı Puanları: 2.35 ( 2 votes)
76

 

Sinemada yenilikçi anlatımlara oldukça merak saran Steven Soderbergh’in tamamını iPhone ile çektiği son filmi Saplantı; Sean Baker’ın büyük yankı uyandıran ve pek sevilen filmi Tangerine gibi, sinema tarihine akıllı telefonla çekilmiş ilham verici bir başka örnek daha ekliyor. Steven Soderbergh’in filmografisine baktığımızda farklı ve deneysel diyebileceğimiz türde bir anlatım tarzı denediği ilk dönem filmlerinden, diyalektik konuşmalar ve iç içe geçmiş karakterlerle dolu 1996 yapımı Schizopolis’i ve mobil uygulamayla interaktif bir anlatım tekniği geliştirdiği Mosaic dizisi gibi birçok yenilikçi proje görüyoruz. Saplantı da yenilikçilik anlamında bu filmlerin izinden giden ve oldukça etkileyici biçimde kotarılmış bir yapım. Tamamı iPhone ile çekilen Saplantı filminde tür sineması adına -psikolojik gerilim- bir ilke imza atan Soderbergh’in başarısı ve yenilikçiliği de zaten bu bağlamda açığa çıkıyor. Zira Soderbergh, bugün cebimizde taşıdığımız akıllı telefonlarla dileyen herkesin film yapabileceğini ortaya koyarken tür sineması dinamiklerinin hakkını sonuna dek verebilen ilham verici bir yapıma da imza atıyor.

Kamera açılarından alan derinliğine her tür teknik detayın üstesinden gelerek, iPhone kamerası ile çoğu tek mekanda geçen bir gerilim atmosferi yaratmayı başaran ve özellikle ormanlık bir alanda geçen gece yarısı sahnelerinde ışık ve ses kullanımında yaratıcı teknikler de uygulayan Soderbergh’in Saplantı’sında tıpkı yönetmenin ilk dönem filmlerinden aldığımız gibi bir haz alabiliyoruz. 

Saplantı: Bizi Bu Sistem Delirtti!

Saplantı, problemli geçmişinden kaçmak için doğup büyüdüğü yerden ayrılıp başka bir şehre gelen ve burada kendine yeni bir hayat kurarak işe başlayan genç bir kadının gönülsüzce destek almak için geldiği bir akıl hastanesinde, korkulu rüyası olan “stalker”ı ile karşılaşması ve bu yaşadıklarının gerçek mi yoksa hayal mi olduğunu anlamlandırmaya çalışması sürecini ekrana taşıyor. Diğer hastalar ve yetkililer de dahil olmak üzere kimsenin ona inanmadığı bu süreçte kendi gerçekliğini sorgulayan ve korkularına karşı koymaya çalışan genç kadının hikâyesini ilgi çekici bir anlatım ve farklı perspektiflerden ortaya koyan Saplantı; gerçeklik algımız, normal şartlar altında bireyi koruması gereken sosyal sistem ve hayatta kalma içgüdülerimize dair de çok çarpıcı sorular soruyor.

Sosyal sistem demişken, Steven Soderbergh’in Erin Brockovich ve Side Effects filmlerinden beri adalet kavramından güvenlik olgusuna yolunda gitmeyen ya da çarpık giden sosyal sistemle ilgili bir derdinin olduğu malumunuzdur. 2016 yılının sonlarında BuzzFeed isimli dijital medya organı, sırf kârlarını maksimize etmek için hastaları gerekenden daha uzun süre akıl hastanesinde tutan UHS’nin (ABD’nin en büyük psikiyatri hastanesi zinciri) yaptığı akıl almaz çirkinlikleri ortaya çıkarmıştı. Soderbergh’in, hikâyesini bu skandaldan yola çıkarak geliştirdiği bariz olan Saplantı filminde de, Claire Foy’un canlandırdığı Sawyer karakterinin, Highland Creek hastane yöneticileri tarafından sırf sigorta şirketinden daha fazla para koparmak için gereğinden fazla içeride tutulmasına şahit oluyoruz. Soderbergh, ülkesinde yaşanan kirli bir skandala açık bir tepki olarak çektiği Saplantı’da, bireyi koruma ve topluma geri kazandırma göreviyle yetkilendirilmiş sosyal bir kurumun ticari çıkar sağlamak amacıyla, iyileşmek için gelen insanların iyi niyetini suistimal etmesini ve bireyi hasta edenin aslında sistemin ta kendi olduğunu ortaya koyuyor. Hâl böyle olunca, kişinin böyle bir sistem içerisinde akıl sağlığını koruması için kendinden başka kimseye güvenmemesi gerektiği mantalitesi de devreye girmiş oluyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi