Viktorya dönemi İngiltere’sinde tarihler 31 Ağustos 1888’i gösterdiğinde Londra’nın izbe semti Whitechapel bölgesinde gece yarısı Mary Ann Nichols isimli 43 yaşındaki bir kadın boğazından bıçaklanmış, karın ve kasık bölgesi pek çok bıçak darbesiyle parçalanmış bir şekilde bulundu. Yerel polis için bu olay, sıradan bir cinayet vakası olmakla birlikte işleniş biçimi vahşiceydi ve açıkça bir nefret unsuru barındırıyordu. Katil cesedi olay yerinde bırakmış ve teşhir olmasını istemişti. O tarihte kimse, bu olayın tarihe geçecek bir seri cinayet dalgasının başlangıcı olduğunu bilmiyordu. Whitechapel cinayetleri, suç tarihinde yeni bir suç/suçlu türü olan seri katil tipolojisinin oluşmasına kaynaklık edecek olan öncü bir olaydı. Cinayet vakaları, polisin sıkça rastladığı vakalar olmakla birlikte aynı kişi/kişilerce belirli bir amaç doğrultusunda işlenen seri cinayet dalgaları yeni bir durumdu.

Nitekim bundan kısa bir süre sonra 8 Eylül 1888’de ilk cinayet mahalline oldukça yakın bir yerde 47 yaşındaki Annie Chapman isimli bir başka kadın aynı yöntemle sabaha karşı öldürülmüş olarak bulundu. Her iki cinayetin aynı yöntemle, birbirine oldukça yakın yerlerde gece yarısı işlenmiş olması akıllara katilin aynı kişi olduğu izlenimini veriyordu. Olayın medyaya da yansıması toplumda infiale yol açmış, dikkatlerin cinayetler üzerinde yoğunlaşmasına sebep olmuştu. Bu sebeple suç soruşturmasına Londra polis teşkilatının üst birimi olan Scotland Yard dâhil oldu.

Cinayetlerin işlendiği Londra’nın merkezi alanının doğusunda bulunan Whitechapel, kentin en izbe mekânlarından biriydi. Friedrich Engels’in belirttiği üzere sefalet içindeki bir işçi sınıfı mahallesiydi. Yoksulluğun, yoksunluğun ve bulaşıcı hastalıkların kol gezdiği, altyapı hizmetlerinin olmadığı, dar sokakları labirenti andıran, daracık evlerde onlarca insanın yaşadığı bir çöküntü alanıydı. Yaşanılan evler kötü şekilde inşa edilmiş, “genelde uzun bir sıra üzerine dizilmiş, tek ya da iki katlı, kiminin konut olarak kullanılan bodrumu da bulunan, çoğunlukla kaçak yapılmış kulübelerdi”. Buranın sakinleri çoğu vasıfsız olan işçiler, İrlandalı ve Yahudi göçmenler, evsizler, suça eğilimli kişiler, kanun kaçakları ve seks işçileriydi. Haliyle burada suç potansiyeli oldukça yüksekti. Böyle bir tablonun ortaya çıkmasında şüphesiz hızlı sanayileşmenin yarattığı plansız ve dengesiz kentleşmenin payı vardı. Engels’e göre çarpık kentleşme, rekabete ve sömürüye dayalı kapitalist yapı sebebiyle oluşmuştu. Mekânsal ayrışmanın sınıfsal tezahürü net biçimde görünüyordu.

jack-the-ripper-filmloverss

Bir Dışavurum Olarak Seri Cinayet

Karındeşen Jack vakası, içinde barındırdığı gizem ve dehşetle büyük bir sansasyon yaratarak kaçınılmaz şekilde popüler kültürün konusu oldu. Kimliği saptanamayan gizemli katili, heyecan uyandıran bir ikona dönüştü. Kim olduğuna dair pek çok spekülasyon üretildi ancak fail bir türlü bulunamadı. Sinema da bu duruma kayıtsız kalmadı, Karındeşen Jack farklı uyarlamalarla gündeme geldi. Vakanın gerçekliğine dayanılarak, orijinal belgelerin incelenmesiyle 1988 yılında iki bölüm olarak çekilmiş mini bir televizyon dizisi olan Jack the Ripper, bu yazıda ele alacağımız yapım olacak. İngiliz prodüksiyonu olan yapımın yönetmenliğinde televizyon dizi ve filmleriyle tanınan David Wickes, senaristliğindeyse Wickes’le birlikte Derek Marlowe var. Büyük ölçekli prodüksiyonda geniş bir oyuncu kadrosu bulunuyor.

Filmde olaylar aslına sadık kalınan kronolojik bir sıra izliyor. Cinayet serisinin ilk kurbanı Annie Chapman’ın ardından Scotland Yard dedektifleri Frederick Abberline ve yardımcısı George Godley soruşturmaya dâhil oluyorlar. Vahşet içermesi sebebiyle medyada yer bulan cinayet, ilk anda kamuoyunun ve bürokrasinin gündemine düşüyor. Polis teşkilatına yönelik eleştiriler ve bürokratik baskı peşi sıra geliyor. Cinayetin gece işlenmiş olması, geride herhangi bir tanık ve ipucu bulunmayışı, yerel polisin vakayı umursamaması gibi sebepler dedektiflerin işini zorlaştırıyor. Öte yandan adli tıp, parmak izi ve DNA incelemesi gibi bilimsel yöntemlerin o zamanlar keşfedilmemiş olması, vakanın aydınlatılmasındaki diğer engeller oluyor. Bu sebeple dedektifler birtakım varsayımlar geliştirerek olağan şüpheliler üzerinde duruyor. Ancak olağan şüpheliden delile ulaşmayı hedefleyen klasik soruşturma yöntemi bir işe yaramıyor. Çevredeki bütün kasap, doktor, eski sabıkalılar dahil oldukça fazla sayıda insanın sorgulanmasından bir sonuç elde edilemiyor. Kraliçeye yakın bir medyumun zihninde canlandırdığı “iki yüzlü” katil tasviri, spekülatif bir tahminden öteye gitmiyor. Tüm bu olumsuzluklara rağmen Abberline&Godley ikilisi titiz bir çalışma yürütüp, katille ilgili birtakım sonuçlara ulaşıyor. Katilin tek başına olmadığı, bir kişiden yardım aldığı, şüphe çekmemek amaçlı kraliyet armalı özel bir atlı araba kullandığı, temel tıp bilgisine sahip olduğu gibi bilgilerle şüpheli çemberini daraltıyorlar. Ancak onlar soruşturmalarını yürütürken katil, aynı vahşi yöntemle yeni cinayetler işlemeye devam ediyor ve toplumda isyana varan bir infialin uyanmasına neden oluyor. Öyle ki ayaklanan anarşist gruplar, bölgenin kontrolünü kendi ellerine almaya çalışıp katil olduğunu düşündükleri insanların evlerine saldırıyorlar. Katilse, yakalanamamış olmasının verdiği cesaretle basına ya da polis teşkilatına mektuplar yazarak onlarla temasa geçiyor. Elizabeth Stride ve Catherine Eddowes’in öldürüldüğü çifte cinayet gecesinin ardından basın ajansına yazdığı mektupta kendisini “Karındeşen Jack” (Jack The Ripper) olarak tanıtıyor ve o günden sonra bu şekilde anılmaya başlıyor. Çifte cinayet gecesinde önemli bir detaya da rastlanıyor. Eddowes’in öldürüldüğü yere yakın bir duvarda “Yahudiler, boş yere suçlanmaması gereken kişilerdir” ibaresi bulunuyor. Bu yazı, katile dair önemli bir ipucu veriyor ve onun eğer yanıltma amaçlı değilse bir Yahudi olduğu ihtimalini doğuruyor. Daha önce rastlanmamış bu cinayet dalgası ve sebep olduğu halk hareketlenmesi bürokrasi ve kraliyet çevrelerinde de şaşkınlık ve tedirginliğe yol açıyor. Israrlı takiplerini sürdüren dedektif ikili, buldukları ipuçlarından hareketle sonuca ulaşmayı başarıyor.

Karındeşen Jack’in özelliklerine baktığımızda onun seksüel sadistik bir sosyopat olduğu anlaşılıyor. Seksüel sadizm sonraki yıllarda örneklerine sıkça rastlanacak olan karakteristik bir seri katil özelliği diyebiliriz. Karındeşen’le ilgili olarak yapılan profilleme çalışmalarında onun insanlarla iletişimden uzak, toplumdan soyutlanmış,  öldürmeye yönelik dürtüleri güçlü, cinsel sorunlar yaşayan bir karakter olduğu sonucuna varılmıştı. Elde edilen bilgilerde uzun paltolu, şapkası olan, elinde küçük bir çantayla dolaşan bir erkek olarak tasvir edilmişti. Organları kesmedeki ustalığıyla bir doktor ya da kasap olabileceği düşünülmüştü. Katil büyük ihtimalle Whitechapel çevresinde oturan alt sınıftan biriydi. Bölgenin insanlık dışı koşulları, böylesi bir vahşete adeta davetiye çıkarmıştı. Karındeşen vakası, Sanayi Çağı’nın kentlerde yarattığı kaosun bir dışavurumu gibiydi. Kurbanların öldürülme şekli, sokak ortasında bırakılıp teşhir edilmeleri katilin topluma yönelik oldukça şiddetli öfkesini yansıtıyordu. Bir kadın düşmanı oluşunun arka planında yüzyıllardır sürmekte olan eril düzen ve onun sanayi kapitalizmiyle birlikte yeni bir forma bürünmesi bulunuyordu. Sadece seks işçisi kadınlara saldırması, onları daha savunmasız ve kolay hedefler olarak görmesiyle birlikte, çarpık bir ahlakçılıkla toplumu arındırmaya çalıştığı sonucunu ortaya çıkarıyordu. Özetle, Sanayi Çağı kendi karabasanını yaratmıştı.

Peki, Kimdi Bu Karındeşen Jack?

Karındeşen Jack vakası, yoğun bir soruşturmaya karşın bir sonuca ulaşamadı. Yukarıda bahsettiğimiz gibi modern soruşturma teknikleri ve teknolojik imkânların o dönem kullanılmıyor oluşu, suç soruşturmalarında belirli bir yöntemin olmayışı vakanın faili meçhul olarak kapatılmasına sebep oldu. Karındeşen Jack tarafından işlendiği bilinen beşinci ve son cinayet, 9 Kasım 1888’de gerçekleşti. 25 yaşında İrlandalı bir seks işçisi olan Mary Kelly, odasında hunharca öldürülmüş olarak bulundu. Bu, cinayetlerin en korkuncuydu. Kelly’nin bedeni ve yüzü bıçak darbeleriyle parçalara ayrılmıştı. Karındeşen, yakalanamamış olmakla birlikte Mary Kelly bilinen son kurbanı oldu. Bu vakadan sonra cinayetler kesildi. Her ne kadar ona öykünen benzer nitelikli kopya cinayetler işlense de bunların Karındeşen Jack tarafından işlendiği kesinlik kazanmadı. Karındeşen’e ne olduğuysa hiçbir zaman bilinemedi. Ölmüş ya da başka bir suçtan cezaevine girmiş olabileceği veyahut o bölgeden başka bir yere gitmiş olabileceği düşünüldü.

Karındeşen Jack’in yarattığı etki kendisini de aşarak ünü bütün dünyaya yayılan bir şehir efsanesine dönüştü. Gizemli katil, farklı popüler kültür mecralarında işlenen bir ikon haline geldi. Kimliğine dair pek çok spekülasyon üretildi. Tabi bunların hiçbirinin gerçekliği kanıtlanamadı. Ancak günümüzde yaşanan yeni bir gelişme Karındeşen’i tekrar gündeme getirdi. Adli bilimciler Russell Edwards ve Jari Louhelainen’in günümüz teknolojisinin imkânlarından faydalanarak kurbanlardan Catherine Eddowes’e ait şal üzerinde yaptıkları DNA incelemesinde Karındeşen Jack’in Polonyalı Yahudi bir göçmen olan Aaron Kosminski olduğu sonucuna vardılar. Şal üzerinde bulunan kan lekelerinden elde edilen sonuçların Kosminski’nin DNA genotipiyle uyumlu olduğunu belirttiler. Gerçketen de Aaron Kosminski ismi, soruşturma evresinde polise yabancı değildi. Olağan şüphelilerden biriydi ve sorgulanmıştı ancak yeterli delil olmadığı için serbest bırakılmıştı. Ancak akıl sağlığı yerinde olmadığı ve toplum için tehlike arz ettiğinden bir akıl hastanesine yatırılmış ve ölene kadar orada kalmıştı. Ancak bu gelişme tek başına, Kosminski’nin Karındeşen Jack olduğu ihtimalini güçlendirmekle birlikte ispatlamaya yetiyor mu? Yahudilerle ilgili duvar yazısı da eklendiğinde katilin o olabileceği şüphesi doğuyor ancak bu veriler, soruya evet cevabını vermek için yeterli değil. Çünkü Kosminski’ninkiyle uyumlu DNA genotipi maktullerden birine ait eşyada bulunuyor, ancak bu tespit, bütün cinayetleri onun işlediği anlamına gelmiyor. Bunu ispatlamak için daha kesin delillere ulaşmak gerekiyor. Bu sebeple Karındeşen Jack’in gerçek kimliği halen tespit edilebilmiş değil ve Whitechapel Cinayetleri dosyayı faili meçhul olarak durmaya devam ediyor.

Yararlanılan Yazılı ve Görsel Kaynaklar

  • Friedrich Engels. (1997). İngiltere’de Emekçi Sınıfın Durumu. Çev. Y. Fincancı. Ankara: Eriş Yayınları.
  • https://www.mirror.co.uk/news/uk-news/jack-ripper-murder-mystery-solved-4179383
  • https://www.jack-the-ripper.org/
  • https://www.imdb.com/

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi