Sam Peckinpah, özellikle Amerikan sinemasının yeni bir altın çağ yaşadığı 1970’lerde çektiği filmlerle ayrıksı bir konum edinmeyi başarmış, nevi şahsına münhasır bir yönetmen. Tıpkı filmlerindeki karakterleri gibi oldukça sert bir hayat yaşayıp yoğun alkol ve uyuşturucu kullanımının da etkisiyle 59 yaşında hayatını kaybeden Peckinpah, B tipi filmlerle, ana akımın konvansiyonları arasında ilgi çekici ve kendine has bir anlatı dili kurmayı başardı. Hiçbir zaman ana akımın büyük ustaları ile adı yan yana anılmasa da Peckinpah’ın bıraktığı izi bugün Quentin Tarantino, John Woo, hatta Takeshi Kitano’ya kadar takip etmek mümkün. Yönetmenin “Bloody” lakabının hakkını verecek biçimde şiddetin estetik bir strateji unsuru oluşu, yoğun slow-motion kullanımı, sert, acımasız, zayıfların hayatta kalmasının mümkün olmadığı filmleri, bugünün çoğu sinemacısı ile ortaklıklar kurmanın mümkün olduğu ve görür görmez tanıyacağımız bir sinemasal dünyayı temsil ediyor.

Peckinpah Sinemasında Erk, Güç ve Tahakküm

Sam Peckinpah sinemasında yoğun şiddet kullanımı -Amerikan mitine işaret edercesine-  kanun koyucu olma, erk sahipliği ve tahakküm altına alma gücü ile yakından ilişkili. Yönetmenin sinematografisinin, bir janr olarak bakir ve vahşi toprakları kontrol altına alma, fethetme, yerleşme mitine dayanan western ile yakından ilişkisi bu bağlamda hiç de tesadüfi sayılmaz. Bu ilişki Peckinpah’ın bolca western çekmesinden de ibaret değil. İlk bakışta western türü ile pek de alakası olmayan Bring Me the Head of Alfredo Garcia, hem görsel dili hem mizansenleri hem de karakterleri ile izleyicinin zihninde sürekli biçimde westerni çağrıştıran ve western imgeleminden bolca yararlanan bir filmdir. Peckinpah’ın sinemasal dünyasında amansız bir erk mücadelesi vardır. The Wild Bunch’ın giriş sahnesinde bir grup süvari ve onlara tuzak kurmakta olan üstü başı kir pas içindeki bir grup (ve tabii akrebe işkence etmekte olan çocuklar) çapraz kurgu ile verilir. Görünüşte kanunu temsil edenlere yönelik potansiyel tehdit izleyiciyi diken üstünde tutar. Bir süre sonra ise kanunu temsil eden asker/süvarilerin kılık değiştirmiş soyguncular olduğunu ve kir pas içindeki çetenin aslında soygunu engellemek için orada bulunduğunu görürüz. Legal ve illegal olan, bu sert ve kirli dünya içinde iç içe girmiştir. Şiddet, kanun koyucu olanı, tahakküm altına alan ve tahakküm altında olanı belirleyebilecek tek unsurdur, tek etkendir. Vahşi dünyada ayakta kalabilmek için her an güçlü, her an tetikte olmak bir zorunluluktur. Film boyunca iktidar, tahakküm ve güç arasındaki bu zorunlu ilişkinin altı kalınca çizilir.

Peckinpah ahlaki kontrasta mümkün olduğunca az yer verir. Bring Me the Head of Alfredo Garcia’dan The Wild Bunch’a hemen her filmindeki karakterler oldukça pragmatist ve acımasız olabilir. Bu, özdeşleşmeyi çoğu zaman baltalarken, karakterlerin oldukça sınırlı olan ahlaki kodlarının genellikle maço çerçeve dâhilinde kaldığı söylenebilir. Zalim bir generalin bütün bir köyü katletmesi, onunla anlaşmayı engellemezken çete içinden anlaşmayı bozan birini rehin alması, tüm çeteyi ölüme sürükleyecek bir çatışmaya götürebilir. Bu açıdan Peckinpah’ın sinemasal dünyasının oldukça cinsiyetçi olduğunu söylemek mümkün. Kadınlar, ya bu sert ve acımasız dünyada hayatta kalamayacak kadar zayıf karakterli ya da güçlü, iktidar ve kudret sahibi olana yanaşarak hayatta kalmayı başarabilen; her iki durumda da güvenilmez bir yapıya sahip olarak yansıtılmıştır. Straw Dogs’da Amy, çeşitli durumlarda bu iki özelliği de gösteren davranışlar sergiler. Kırsaldaki zorbalarla mücadele etme gücünü kendinde bulamazken aynı zamanda tahakküm altına alma mücadelesinde, bir terazinin iki ucu gibi gözüken eski sevgilisi Charlie ve kocası David arasında kimin yanında konum alacağını bilemez, kim daha güçlü konumdaysa onun yanında olma eğilimi gösterir.

Straw Dogs’da iktidar ve erk mücadelesi evin içine kadar sızar. Belki de Peckinpah’ın ahlaki olarak bir tarafa -David Sumner- çok daha yakın durduğu tek filmin bu olması da bununla ilintilidir. David, kendi evinde söz sahibi olma, kendi eyleminin sorumluluğunu alma ve açıkça linç için gelmiş bir güruhu durdurma mücadelesi verir. Zaten David, Peckinpah’ın diğer karakterleri ile uyum göstermeyen bir yapıya da sahiptir. Ünlü bir matematikçi olan David, ne kirli bir geçmişe, ne soğukkanlılıkla cinayet işleyebilecek bir acımasızlığa, ne de kendine yapılan saygısızlığın hesabını sorabilecek bir karakterdir.

The Wild Bunch’da ise onca kanın döküldüğü bütün o iktidar mücadelesinden galip çıkan tek kişinin demir yolu firmasının sahibi olması oldukça anlamlıdır. Hem modernleşmenin gelişiminde hem de bakir ve vahşi olanı dizginleme ve fethetmede demir yolu en az şiddet kadar güçlü bir araç olmuştur. Erken dönem 19. yüzyıl kapitalizminin önemli bir enstrümanı olması sebebiyle demir yolunun bütün bu hengâme ve vahşetin içinden tek kazanan olarak çıkması ve kanun koyucu/koruyucu olma gücünü sürdürmesi Amerikan tarihi için önemli bir dönüm noktasına işaret eder.

Sam Peckinpah vahşi, acımasız, oldukça sert ve kanlı olan sinemasal dünyası, her zaman iktidar sahibi ve kanun koyucu/koruyucu olma mücadelesi veren, ‘’temiz’’ olmaktan oldukça uzak ‘’cool’’ karakterleri ile kendine has, özel bir konumda durmayı sürdürüyor. Belki herkesin içine girmek isteyebileceği bir dünya kurmasa da, bugün pek çok yönetmende bıraktığı etkiyi keşfetmek için fırsat sunması bile, ona atfedilen önem için yeterli bir sebep olabilir. Yönetmenin, gerçekten içine sinerek çektiği tek film olduğunu söylediği, Bring Me the Head of Alfredo Garcia’da, Bennie sevgilisine ‘’Tekrardan görmek istediğim hiçbir yerde bulunmadım, bundan eminim’’ derken, sanki Peckinpah’ın sinemasının kanlı, zalim, çorak dünyasından bahseder gibidir. Bennie kendi penceresinden haklı bir şikâyette bulunsa da, Peckinpah’ı sevenler için tekrar tekrar o dünyanın içine girmek hâlâ cazibesini korumaya devam ediyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi